Kategori arşivi: Kişisel Gelişim

Acı Veya Tatlı Meyve

İş hayatı insanın kendisini tanıması için en etkin yollardan biri. Ben bir kişinin başına gelen hiçbir olayın, karşısına çıkan hiçbir insanın tesadüf/rastlantı sonucu olduğuna inanmam. Tesadüf diye adlandırılan ‘o’ duruma, ‘an’a veya ‘kişi’ye varana kadar tesadüfü hazırlayacak alt yapı kişinin kendisi tarafından kurgulanmış, hazırlanmış ve hayata geçirilmiştir aslen. İyi veya kötü tesadüf sadece acı veya tatlı meyvenin kendisidir.

İş hayatı idealde başladığı ilk günden itibaren kişiye kaldırabildiği oranda yetki ve sorumluluklar yükler. Günlük iş döngüsünden gelen bu doğal yükler haricinde de kişiden kendisini geliştirmesini ve işe yönelik artı değer üretmesini bekler. Kişi içinde bulunduğu organizasyon içinde artı değer ürettiği oranda kıymetlenir, üst yönetim hatta toplum nezninde diğerlerine göre farklılaşır. İşte söz konusu kıymetlenme, farklılaşma seviyesine ulaşabilen profesyoneller için o andan itibaren iş hayatı adına hiçbir gelişim tesadüf olamaz. Bu karakterdeki üretken insanlar bilirler ki, iş hayatı veya özel hayat tesadüflerle gelişemeyecek kadar özünde planlı, sıralı ve emek yoğun bir süreçtir.

İş hayatıma başladığım üniversite yıllarında çok bilinçli olduğumu söyleyemem. Kendimi daha çok maceraperest olarak adlandırabilirim o yıllar için. O yıllarda karşıma çıkan nitelikli her insanı “tesadüf” diye adlandırırdım. Bu ‘tesadüf’ü hazırlayan alt nedeninin ben olduğumu hiç düşünmezdim. Ne zaman ki İnsan Kaynakları mesleğimde tecrübelendim, kendimi geliştirdim, eskiden tesadüf olarak isimlendirdiğim nitelik kesişmesi bulunduğum ortam, yaşadığım durum, karşılaştığım insandan beklentim haline geldi.

Tesadüf bir algı ürünüdür. İş hayatında niteliğiniz ile beslenen algılarınız ne kadar genişlerse tesadüf kavramından o  kadar sıyrılırsınız. Bireyin iş hayatını olumlu yönde etkileyen en önemli unsur başkalarıyla yaşayacağı nitelik kesişmesini sakın ‘tesadüflere’ bırakmayın, siz kendinizi sürekli geliştirin, büyüten ki sizi daha ileri taşıyabilecek üst tecrübe ve nitelikteki kişilerin algı alanına girebilesiniz.

Zafer Benim Olmalı

İş hayatında bazı günler diğerlerine göre daha yorucu, gergin geçer. Çok yorucu, gergin günlerin süreklilik göstermesi bireyde hem psikolojik, hem de fiziksel problemlere neden olabilir.  Örneğin aşırı yorgunluk, gerginlik benim yanağımda veya kaşımda tik oluşması gibi bedensel tepkilere neden olabiliyor. Tümüyle kontrol dışında gerçekleşen bu fiziksel veya zihinsel tepkiler (örneğin panik atak olmak)  bir uyarıdır, beden-beyin dediğimiz makina bütününü hatalı kullandığımıza dair. Hatanın neresinden dönülse kardır.

Bugün gerçekleşen proje çalışması sürecimde çok yoruldum, ağırlıklı zihnen ve önümüzdeki üç hafta boyunca yorulmaya devam edeceğim. Sınırlanmış zamanda çok yorulmanın keyfiyse bambaşka.

Peki, çok yorulmanın mükafatı ne olmalı?

Tabii ki başarmak.

Zafer benim olmalı … inşallah sağlığımı bozmamak kaydıyla.

😉

Kolay Olsaydı …

Bu sabah Friendfeed’de bir gönderim yaptım. İnsanın hayatının merkezine aldıklarının niteliği ile ilgili bir gönderim. Kolay veya zor olan arasındaki seçimin derinlerine ulaşmak isteyen bir gönderim.

Sevgili FF sakinlerinin de yürekten katılımıyla çok kısa sürede bakın nerelere ulaştık. Katılımcılardan isimlerini kullanmak için izin almadığım için sadece baş harflerini yayınlıyorum. Herkes kolay ile zor arasındaki değer farkınını biliyor ve dilerim hayat seçimlerini bu zihin egzersizi çerçevesinde yapıyor. Yanında isim olmayanlar ise benim önermelerimdir.

Kolay olsaydı, farklı olmazdı.
Kolay olsaydı herkes yapardı. – OA
Kolay olsaydı, ben peşinden gitmezdim
Kolay olsaydı, o kadar değerli olmayabilirdi. – bk
Kolay olsaydi, başardığımda hissettiklerim olmazdı… – CC from iPhone
Kolay olsaydı, kaybettiğim için üzülmezdim.
Kolay olsaydı, geri kazanmak için çabalamazdım.
Kolay olsaydı, herkes yapardı. – EK
Kolay olsaydı, kalıcı olmazdı.
Zor olan yanlar işi çekici hale getirir – s
Kolay olsaydı, amaca ulaşmak bu kadar vakit almazdı. – DT
Kolay olsaydı, bu kadar büyük mutluluk yaşatmazdı.
Kolay olsaydı, detaylar önemsizleşirdi.
Kolay olsaydı, kıymeti bilinmezdi – DT
Kolay olsaydı, bu kadar risk almazdım.
Kolay olsaydı, vazgeçmek de daha kolay olurdu. – DT
Kolay olsaydı, olay olmazdı… – d
Kolay olsaydı, benim olmazdı… – OC
Kolay olsaydı, çok daha fazlasını yapabilirdim. Oysa az ve öz oldu, benim oldu. – E…
Kolay olsaydı, “zorum” derdi.
Kolay olsaydı, bu kadar güzel olmazdı. – OO
Kolay olsaydı, beni bu kadar büyütmezdi.
Kolay olsaydı, annelerimizin değerini bu kadar iyi anlayamazdık. – E…<
Kolay olsaydı, şu an da bu cümleleri kuruyor olmazdık. (sevdim bu feedi, teşekkür ederim açtığın için) – E..
Kolay olsaydı, zor olanı seçerdik. – OA
Kolay olsaydı, kendimi bu kadar kıymetli hissetmezdim.
Kolay olsaydı, zamanın ne kadar çabuk geçtiğine hayıflanmazdım.
Kolay olsaydı, hatayı affetmezdim.
Kolay olsaydı, iki kere düşünmezdim.
Kolay olsaydı, sevmezdim. – CT
Kolay olsaydı, unuturdum. – S
Kolay olsaydı, yaşamın kıymeti olmazdı – OA
Kolay olsaydı, yanımda olurdun… – S
Kolay olsaydı, bu kadar anonim olamazdı .. herkese teşekkür ederim düşüncelerini paylaştıkları için.

Para Mutluluğu Satın Alır mı?

Birçok kişi hayatından duyduğu mutsuzluğu, hissettiği eksiklik duygusunu gelirinin düşüklüğüne bağlar.

“Ah bir param olsaydı …”

Ama araştırmalar gösteriyor ki, hiç de sanıldığı gibi fazla para mutluluk getirmiyor. A.B.D. Ekononik Analiz Bürosunun 1973-2008 yılları arasında topladığı veriler, yıllar içinde yaşanan gelirdeki artışın yaşamından duyulan memnuniyete yansımadığını ortaya koyuyor. (Tablo 1)

Bir diğer yanılsama ise hedefler konusunda yaşanmakta. “Hedef koymak, nasıl hedef konulur?” üzerine söylemler geliştiren biz İnsan Kaynakları profesyonelleri için belki bir uyarı niteliğinde çıkan sonuçlar.  Hayattan maddiyat anlamında az beklentisi ve hedefleri olan insanlar yaşamlarından çok daha büyük memnuniyet duyuyorlar.(Tablo 2)

Düşünmek lazım, sizin de yok mu etrafınızda daha fazla para kazanacağım diye aşırı stres içinde yaşayan, beden sağlığı, kısacası yaşam kalitesi bozulmuş arkadaşlarınız? Hatta para uğruna işinde ahlak dışı çözümler üreten ve nihayetinde girdiği vicdan muhasebesinde eksiye düşen bildikleriniz?

Şahsım adına araştırmaları değerlendirecek olursam, aza kanaat etmek karakteristik özelliklerimden biri değil. Para kazanmayı ise seviyorum. Ne diyorsunuz? Sizce ben umutsuz bir vaka mıyım? 😉 … umutsuz demesek bile huzursuz olduğumu itiraf edebilirim.

.

Not: Tablolar için sevgili Mustafa Duran‘a teşekkür ederim. 🙂

Neden Olmasın?

uzaydan yazıyorum Sürekli çalışanların, eşimin, dostumun “hedefleriniz olsun ama zamanlaması belli, net, zorlayıcı, uzlaşılmış, ölçülebilir olsun (SMART)” diye başlarının etini yiyorum.

E, şimdi siz olsanız “herkesin üstüne gidiyorsun da, peki senin hedeflerin nedir? diye sormaz mısınız benim gibi birine. Ben olsam sorardım.

Tamam öyleyse, ufak/kısa ve orta çaplı/vadelileri değil ama büyük  ve hayal boyutuna kayan (önümüzdeki 50 yıl) profesyonel hedeflerimi yazayım:

1. Cumhurbaşkanı veya Başbakan olmak
2. En az iki yabancı dil daha öğrenmek (biri İtalyanca olmak üzere)
3. Uzaya gitmek

Nasıl?

Çok mu uçuk veya gerçek dışı ?

Bana göre değil. Hep şu soruyu sormalı insan hayatta:

NEDEN OLMASIN?

Kaynağım İnsan 8. Altın Örümcek Web Ödülleri Adayı

altin

Kaynağım İnsan, benim mesleğimi taçlandırdığıma inandığım, ulaşabildiğim geniş kitlelere İnsan Kaynakları uygulamalarını aktardığım biricik blogum. Sahnede fikir sahibi ve içerik üreten kişi olarak ben olmama rağmen, sahne arkasında da URBSZ ekibi benim kadar çok emek sarfediyor bu yapıya. Özellikle gelecek günlerde açılacak “Kariyer” bölümü için az saat harcamadılar ve harcamaya devam ediyorlar. Ben de bunca emeği bir yerlere taşımalıyım diye düşündüm ve karar verdim:

Kaynağım İnsan, 8. Altın Örümcek Web Ödülleri Blog ve Seri İlan/Kariyer/İK Kategorileri Adayı

Başvuru işlemlerini dün tamamladım. Referans numaralarımızı Blog kategorisinde 33, Seri İlan/Kariyer/İK kategorisinde ise 73 olarak aldım.

8. Altın Örümcek Web Ödülleri takvimi bu yıl bayağı geniş bir sürece yayılıyor;

Başvurular: 15 Şubat-31 Mart
Jüri Değerlendirmesi: 13 Nisan – 30 Haziran
Ön Eleme: 13 Nisan – 30 Nisan
2. Aşama: 11 Mayıs – 31 Mayıs
Final Değerlendirmeleri: 8 Haziran – 30 Haziran
Halk Oylaması: 8 Haziran – 30 Haziran
Ödül Gecesi: Eylül 2010

Böyle bir yarışmaya katılmak beni çok heyecanladırıyor. Jüride kimlerin olduğuna bakmak için siteyi incelediğimde henüz listenin yayınlanmamış olduğunu gördüm. Şimdi merak içinde jüri listesini bekliyorum.

8. Altın Örümcek Web Ödüllerine aday olmak bir yana, ben hergün İnsan Kaynakları yazılarımı yazmaya devam edeceğim, takdir jüri ve eğer ön elemeyi geçersek halk oylamasına kalıyor. Ne diyelim … hayırlısı … 😀

Bana Bahaneni Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim !

excuseOBEY Yönetim Danışmanlığın sahibi, sevgili eski patronum yönetim danışmanı Oktay Bora Yağız’dan öğrendiğim ve sonrasında kendi yorumumu da katarak sıklıkla kullandığım bir söz vardır :

Bir insanın kalitesi ile ürettiği bahanelerin sayısı ters orantılıdır

Kaynağım İnsan’ı açtığımdan beri ilk defa 12 Şubat 2010 tarihinde yazı girmedim bloga. İsterseniz size hemen beş tane bahane sıralayabilirim;

1. Türk Telekom’dan internet bağlantım yoktu, bloguma ulaşamadım.

2. İşim çoktu, zaman bulamadım, yazamadım.

3. Kendimi iyi hissetmiyordum, yazamadım.

4. Konu bulamadım, yazamadım.

5. Blog çalışmıyordu ( ! – ne demekse … ama siz nereden bileceksiniz, belki doğrudur dediğim)

İnsan bahane üretme yoluna bir defa girmeyecek olsun, isterseniz “elektrik kesikti”ye kadar bahane kalitenizi de sıfırlayabilirsiniz. Ama ne demiş büyüklerimiz “haticeye değil, neticeye bakacaksın“. Neticede isterse dünya ortadan çatlamış olsun yazılmamış bir yazı var. Kaynağım İnsan için koyduğum “Her gün bir yazı yazmak” hedefini 2010 yılında ilk kırışım. İlk ve son olsun! …

Aslında bahane üretmek bir alışkanlıktır, kötü bir alışkanlık. Çıkış noktası ise tembelliktir.

Benimle yeni çalışmaya başlayan iş arkadaşlarıma ilk bahane üretimlerinde derhal yukarıdaki sözü gülerek tekrarlar, kibarca uyarımı yaparım. Eh, kötü alışkanlıklara uğraşamayacak kadar değerlidir zaman, meydanı boş bırakmamak lazım 😀

İş’te Mutlu Olmak İçin;

mutluluk

Bazen bir iş arkadaşınıza “Günaydın” demek,

Bazen sabah kahvenizden aldığınız bir sıcak yudum,

Bazen bilgisayarınızın masaüstünden size gülerek bakan çocuğunuzun gözleri,

Bazen termini gelmiş bir raporun son noktasını koymak,

Bazen o en önemli projede verilen görev,

Bazen geliştirdiğiniz önerinin kabul edilmesi,

Bazen öğlen yemeğinde arkadaşlarla atılan iki üç kahkaha,

Bazen de uzun bir toplantıdan net sonuçlarla çıkmak size yetebilir.

İş hayatının özel hayatınızdan tek farkı, mutlu olmak yolunda harcadığınız emek için size para ödenmesidir. Çünkü eğer çalışmaksa sergilenen edim, iş veya özel, hayatı kategorize etmenin anlamsız olduğunu düşünenlerdenim.

Asıl cevap verilmesi gereken soru;

Siz hayatı amatörce mi, profesyonelce mi yaşıyorsunuz?

Mutlu olabilmenin getirdiği ağır sorumluluğu kaldırabiliyor, gereken emeği sarfedebiliyor musunuz?

Yoksa tembelliği seçip kronik mutsuzluğu mu tercih edenlerdensiniz?

Optimizm, pesimizm?

Düşünün …

Siz kimlerdensiniz?

Yüksek Lisans Açmazım

UniSapienzaRomaÖzgeçmişinde yüksek lisans yapmış olduğunu gördüğüm adaylara farklı bir değer veririm. Eğitim her zaman çok kıymetli. Hele ki bu derece belirli bir süre çalıştıktan sonra alınıyorsa adayın bilinç düzeyine de bir işarettir. Lisansın bitişiyle hemen yüksek lisans, hatta doktora yapanlar çoğunlukla sonunda akademik kariyeri tercih ederler çünkü yıllar boyunca kitaplar arasına gömülerek gerçeklerden o kadar kopmuşlardır ki, iş hayatında öğrendikleri teorileri pratiğe dönüştürmekte çok zorlanırlar, mutsuz olurlar. Erkekler ise çoğunlukla askerlikten kaçmak için bir yöntem olarak kullanır yüksek lisansı.  Kısacası her adayla neden yüksek lisans yapıldığı iyice görüşülmelidir.

Ben dört defa yüksek lisans yapma girişiminde bulundum. 1999 yılında yüksek lisans amaçlı ODTÜ’ye defalarca gittim.

Birincisi girişimim ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümündeydi. Fakat görüştüğüm bölüm öğretim görevlileri bana yüksek lisansa başlamadan önce almam gereken temel matematik ve diğer bazı bölüm derslerini gösterince mühendislikten vazgeçtim. Halihazırda çalışırken beni çok fazla zorlar diye düşündüm.

İkinci girişimim ODTÜ Psikoloji bölümüne oldu. Bölümün çok değerli öğretim görevlisi Doç. Dr. Canan Ergin’le yaptığım görüşmelerde çok heyecan verici paylaşımlar yaşadım ve Canan Hanım beni yüksek lisans sınıfına özel öğrenci statüsü ile alabileceğini söyledi. Ancak yüksek lisansa başlayamadım çünkü şirketteki bölüm yöneticim haftada iki gün işten 1,5 saat erken çıkmama, her türlü ikna çabam ve sunduğum çözüm alternatiflerime rağmen izin vermedi. Bu, hayatımda “kötü” olarak nitelendirebileceğim bir anıdır.

Üçüncü girişimim ise 2003 yılında gerçekleşti. Ama bu sefer hedef İnsan Kaynakları değildi. O sıralarda çok yoğun çalışıyordum ve kendi mesleğimden farklı alanlarla serbest zamanı geçirmek ve kendimi geliştirmek istiyordum. Altı ay Sanat Tarihi kurslarına gittim ve sonunda kurs öğretmenim Doç .Dr. Uşun Tükel’e Sanat Tarihi üzerine yüksek lisans yapabilmek için ne gerektiğini sordum. Duyduklarım hiç iç açıcı değildi. İlk iki yıl zorunlu lisans derslerini almam gerekiyordu. Ardından ancak yüksek lisans derslerine girebilecektim. Bu arada da hayatımın hepsi kütüphanelerde geçeceğinden ( ! ) dışarıda çalışmama imkan olmayacaktı. Yani babamdan bana dört yıl boyunca bakmasını isteyecektim. Uşun Hoca bunları söyleyince sadece gülmüştüm. Vazgeçtim.

Dördüncü girişimim ise 2005’de oldu. Bu seferde hedef Türkiye değildi. İtalyanca kursuna gidiyordum ve İtalyancamı bayağı ilerletmiştim o dönem. Bir cesaret Roma La Sapienza Üniversitesine başvurdum iki yıllık burslu İngilizce “Humanities” programı için. Üniversite mesajıma hemen yanıt verdi, çok mutlu olmuştum. Bana burs için Ankara’da Büyükelçilik ile görüşmem gerektiğini, Türkiye için kontenjan olup olmayacağını onlarla yapılacak müzakereler sonrasında karar verilebileceğini belirttiler. Bilmem İtalya’daki bürokrasi ve bürokratları bilir misiniz? Türkiye’nin beş kat kötüsü. Defalarca Ankara’ya mesaj göndermelerim, açtığım telefonlara yanıt alamadım. İşi bırakıp Ankara’ya da gidemedim ve bu girişimim de tarihin tozlu sayfalarına karıştı.

Yıllar geçiyor. Kafamda hala yüksek lisans yapmak var. Ama ne zaman, nerede, nasıl, hangi konu üzerine olacak bilmiyorum. Atasözü “Niyet hayır, akıbet hayır” der. Ben de bekliyorum bakalım doğru zaman, yer, konu ve yöntemi 😀

Bütün Sevgili Öğretmenlerime …

1-E Şubesi 1-E Şubesi

24 Kasım Öğretmenler Günü.

Hayatım boyunca beni bilgi ve vizyon süzgecinden geçiren bütün öğretmenlerimi çok net hatırlıyorum. Zorluklar içinde hem öğrencilerini, hem de kendilerini yoktan varetmeye çalışan binlercesini ise minnetle düşünüyorum. İyi ki varsınız sevgili öğretmenler 🙂

Öğretmenliğin mesleki olarak taşıdığı büyük misyon tartışılmaz. Bu misyonu başarı ile taşıyabilmek için öğretmen olmak isteyenlerin bence çok düşünmesi lazım. Belki şu aşağıdaki birkaç soruyu kendilerine yönelterek bu seçimin kendileri için doğru olup olmadığını anlayabilirler;

Kendinizi zamanın ihtiyaçları doğrultusunda sürekli geliştirebilecek, güncelleyebilecek misiniz?

– Bir öğretmen olarak vizyonunuz, kısa, orta, uzun vadeli hedefleriniz neler?

– Aynı müfredatı yıllarca vermek değil de, ders zenginleştirmek, öğrenmeyi öğrencilere sevdirmek adına neler yapacaksınız?

– Eğitim sistemimizdeki ezberci zihniyeti kırabilecek misiniz?

– Öğrencileri sistemli düşündürebilecek, onları birer düşünce üreticisi haline getirebilecek misiniz?

– Eğitimdeki bütçesizlik, kaynak veya donanım yetersizliği problemleri ile nasıl mücadele edeceksiniz?

– Düşük öğretmen ücretleri ile yılmadan yaşayabilecek misiniz?

– Eğitimde fark yaratmak adına hiç projeniz, araştırmalarınız var mı?

– Bütün sıkıntılar ve zorluklara karşı kendi kendinizi motive edebilme beceriniz var mı?

– Öğrencilerinizi insana, çevreye, olaylara duyarlı bireyler olarak yetiştirebilecek misiniz?

– Optimist misiniz?

– Sabırlı mısınız?

– Çocuklara birey olmayı öğretebilecek misiniz? Onların kişiliklerine saygı gösterecek misiniz?

– Çocukları bütün haylazlıklarına, kabalıklarına rağmen hep sevebilecek misiniz?

– Tembel öğrencilere yönelik nasıl bir tavır geliştireceksiniz?

– Kimi zaman çocuklardan daha problemli olan ebeveynlerle işbirliğinizi nasıl geliştireceksiniz?

Bu soruları hayatıma giren iyi veya kötü öğretmenlerimi düşünerek ürettim. Her mesleğin çok iyisi olduğu gibi, öğretmenlerin de yetersizleri var. Ama çocukların, gençlerin, ebeveynlerin, kızım Yaprak’la benim ihtiyacımız olan “iyi öğretmenler”.

Öğretmenler gününü bütün içtenliğimle ve mevcut öğretmenler ile öğretmen adaylarından yukarıdaki sorulara kendi cevaplarını sonuç odaklı, tatminkar verebilmeleri dileğimle kutluyorum.

.

Not: Yukarıdaki fotoğraflar T.E.D. Ankara Koleji 1978-79 1-E Şubeme aittir. Sınıf Öğretmenimiz Nezihe Özer.