İletişimin Altın Kuralı

sözlü iletişim İster iş, ister gündelik hayatımız, her gün, her yerde iletişim içindeyiz. Konuşuyoruz, yazışıyoruz, dokunuyoruz …

Peki, konuşurken, yazışırken, dokunurken anlatmak istediğimiz ile iletişim içinde olduğumuz kişi(ler) tarafından anlaşılan aynı mı? Bazen evet ama kanımca sıklıkla hayır.

Karakter yapısı olarak ben davranışlarımla olmasa bile özellikle konuşurken ve yazışırken çok net olduğumu düşünürüm. Kelimeleri yuvarlamamaya, bulanıklaştırmamaya, manipule etmemeye özen gösteririm. Hatta birlikte çalıştığım birçok kişi benim bu açık ve direkt tarzımdan rahatsız olur, alışmakta zorlanırlar. Yaptığım doğrudur, yanlıştır, tartışılır ama bu güne kadar yaşadıklarım bu netliğimin bile karşı tarafın söylediklerimi doğru algılamasında yeterli olmadığını bana çok net göstermiştir.

Bir toplantıda geliştirdiğiniz söylemlerin “kesin karar” olmadığını defalarca vurgularsınız ama ertesi gün “kesin karar” diye konuşulduğunu duyarsınız. Veya bir iş/projeyi detaylı açıklamasıyla ve terminiyle ekibe verirsiniz  ama siz başında durmadıkça, kontrol etmedikçe, dürtmedikçe kimse organize olmaz, çalışmaz, bahaneler havada uçuşur, ekip içi suçlamalar dağlar tepeleri aşar. Aslında bana göre ister iş, ister özel hayat, birçok kişinin ana amacı iletişim değil, iletişimsizliktir.

İşte bu nedenle özellikle sözlü ve yazılı iletişimde kesinlikle unutulmaması gereken altın kuraldır;

Sizin ne söylediğiniz değil, karşı tarafın ne algıladığı, ne algılamak istediğidir mühim olan.

Bazen diyorum Temel olsam, daha mı anlaşılır olurum?!

😉

İşlediği ağır suçtan ölüme mahkum olan Temel’e son sözönü sormuşlar:

– Ne diyeceksin?

– Ha, pu pağa, eyi pir ters olsun

Engin Akıncı

Eğlence Ciddi İştir …

Müziğe ilgim lise çağımda başladı

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünü bitirdim. 1989 yılında uluslararası denetim ve danışmanlık şirketinde çalışmaya başladım. Finans piyasasını tanımamı sağlayan çok iyi bir iş olmasına rağmen benim yapmak istediğim iş değildi. Hayatımda başarmak istediğim başka hayaller olduğunu inanıyordum. Kanada’nın Manitoba eyaletindeki University of Winnipeg de bir yıl gösteri sanatları, iki yıl da radyo ve televizyon yayıncılığı eğitimi aldım.

Sony Müzik hayatımın fırsatıydı

1994 yılında Türkiye’ye dönerek o dönemde yeni kurulan TGRT’de dış haberler sorumlusu olarak çalışamaya başladım. Türkiye’yle ilgili haberler yaparak CNN’e haber gönderiyor, haftanın 6 günü çalışıyordum Geriye kalan tek izin günümde de Hür FM’de radyo programı yapıyordum. Askerliğimi bitirdikten sonra Cine5’te çalıştım bu sırada Sony Müzik’in pazarlama müdürü pozisyonuna başvurdum, dört görüşme sonunda işi aldım.

Latin müzik modasını başlattık

Sony Müzik’de hangi alanlarda büyük ticari fırsatlar var bunları belirledik, büyük albümler için ayrıntılı planlar hazırladık. 1998 yılından itibaren diğer müzik firmalarının fark etmediklerini yakalayarak, Türkiye’de Latin müzik furyasını başlattık. Yürüttüğümüz başarılı pazarlama stratejileri sayesinde Ricky Martin, Jennifer Lopez, Marc Anthony, Shakira, Gloria Estefan, Marc Anthony gibi sanatçıların albümleri Türkiye’de yok satmaya başladı. 1998 Türkiye güzellik yarışmasında Ricky Martin sahne aldığında rating rekoru kırdı, her iki televizyondan iki tanesi Ricky Martin’i izliyormuş bu da çok büyük bir başarı. Ricky Martin önemli Türk sanatçıların ulaşamayacağı satış rakamlarına ulaştı.

Sertab Erener’in Eurovision başarısı için 1.5 yıl çalıştık

Sertab Erener’in Eurovision hazırlığı için çalışmalarımız yaklaşık 1.5 yıl sürdü. Şuana kadar en keyif alarak yaptığım iş Sertab Erener’in Eurovision sürecini yürütmekti. Sonunda ulaştığımız birincilik benim için çok önemliydi, çünkü ortada 1.5 yıllık emeğimiz vardı. Sertab Erener’in albümü Amerika ve Japonya dahil 33 ülkede yayınlandı. Ricky Martin ve Shakira ile yakalanan tiraj başarısı çok keyifliydi. Şuanda da kurumsal, büyük ve çalışmayı seven şirketlerimize başarılı organizasyonlar düzenlemek çok büyük keyif veriyor. Çok profesyonel insanlarla keyifli işler yapabilmek ve alınan alkışlar beni çok mutlu ediyor. 1989 yılından beri çalışıyorum bir gün bile evden işe giderken sıkılmadım bence bu çok büyük avantaj.

Korsan müzik, müzik sektörünün hızını kesti

İnternetin yaygınlaşması beraber korsan müzik hız kazandı ve tüm dünyada müzik piyasasında satışlar ve karlar düşmeye başladı. Yurt dışında müzik şirketleri birbirleriyle birleşmeye başladılar. Sony- BMG birleşmesi sonucunda Sony’den ayrıldım. İstediğim gibi bir iş bulamayacağımı anlayınca 2006 yılında Zoom Kurumsal’ı kurdum, kurumsal iletişim, etkinlik yönetimi , eğlence ve içerik danışmanlığı yapmaya başladım. Mevcut ilişkilerimizi kullanarak yurtdışındaki birçok müzik, sanat ve dans topluluğunun Türkiye ajanslığını biz aldık. Önemli kurumsal müşterilerimizin özel geceleri, lansmanları, konferansları gibi organizasyonlara her türlü eğlence içeriğini çok önemli sanatçıları Türkiye’ye biz getiriyoruz. İş Sanat, Altın Portakal, Mercedes Benz’in 40. yılı, NTV televizyonunun 10.yılı  gibi organizasyonların sanatçılarını biz ayarladık, kısa zamanda başarı kazandık.

Eğlence sektörü ciddi bir iş

Eğlence deyince herkese bu iş çok basit geliyor. Oysaki çok iyi planlama, organizasyon, gerektiren ciddi bir iş. Dünyanın en çok tanınan önemli sanatçılarıyla çalışıyorsunuz, hepsi profesyonel. Global sanatçıların hem menajerleri hem de ajansları var, bizim işimiz menajerler ve ajanslarla bağlantıya geçmek. Türkiye’ye çağırdığınızda zaten tedirgin yaklaşıyorlar. Bizim işimizi iyi yapmamız sanatçılara güven veriyor Büyük sanatçıların ve toplulukların programları yaklaşık bir sene öncesinden belirleniyor. Bu sanatçıları veya toplulukları isteyip 15 gün sonra burada olmalarını beklemek hiç profesyonel değil.  Biz organizasyon kültürünü ve gerekenleri çalıştığımız insanlara anlatmaya çalışıyoruz. Türk sanatçılarla çalışmak global sanatçılara göre daha kolay. Türk sanatçılarla konser ayarlamak için menajerleriyle veya ajanslarıyla herkes görüşebilir, özel projeler istendiği zaman biz devreye giriyoruz.

Pixman aşkım

Yeni bir pazarlama ve reklam platformu olan Pixman’ın Türkiye’ye henüz gelmediğini gördüm, hemen devreye girerek Pixman’ı Türkiye’ye getirmeye karar verdim. Mayıs 2007’den beri Zoom Kurumsal dışında Pixman’la da müşterilerimize hizmet veriyoruz. Amacımız farklı olmak ve herkesi şaşırtmak. Pixman; reklamcılık ve pazarlama dünyasına bambaşka bir bakış açısı getiren teknolojinin insan faktörü ve yüzyüze etkileşimle harmanlandığı yepyeni bir mecra. Küçük bir sırt çantasına monte edilmiş bir bilgisayar sistemi, ses elde etmenizi sağlayan ses konsolları, özel imalat ve parlak Lcd ekranlar ve şarj bölümünden oluşan yepyeni bir multimedya diyebiliriz Pixman için. Marka elçileri diye tanımladığımız taşıyıcı arkadaşlarımız lansmanı yapılacak ürüne göre giydirildikten sonra, sistemi sırtına geçiriyor. Ekran tam olarak pixman’ların başının üstünde kalıyor. İstenilen tanıtım veya reklam bu sisteme yükleniyor, isteğe bağlı her türlü branding yapıldıktan sonra görüntü ekranda akmaya başlıyor. Örneğin; müşterinin isteğine göre Pixman’lere playstation veya nintendo gibi oyun konsollari baglanabiliyor ve hedef kitleye farklı advergaming aktiviteleri sunulabiliniyor. Ya da kablosuz internet bağlantısının olduğu bir yerde, Pixman bir bankanın gezgin internet şubesine dönüşebiliyor. Yaratıcılığa son derece açık çok farklı bir mecra. Reklamcılığın ve pazarlama iletişiminin geleceği Pixman’de yatıyor diyebiliriz.

Engin Akıncı