Özer Dölekoğlu

Kariyer lafından çok korkarım. Belki de üzerimde hiçbir zaman olmayıp, hiç de olmayacak bir mevhum olduğundan olsa gerek. “Profesyonel” diye de çağırılmak benim için ürkütücü. Bundan dolayı da burada, bu başarılı profesyonel insanların arasında yazı yazmaktan ötürü de pek telaş içindeyim. (Tevazu falan değil, o yolları da kapatayım) İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte hayatımı üzerine kurduğum ama hiçbir zaman tam  hissetmediğim, nereye gittiğini anlayamadığım ve hep eksik kalan mevzular hakkında iki çift laf edeceğim.

Hayatımı geçindiren iki işim var. Çalgıcılık ve internet işçiliği. Dikkat edin müzisyenlik ve web girişimcisi (hele ki afili laf: entrepreneur) demiyorum. Çünkü ikisi de anlam veremediğim bir havada salınma halinde hayatımda. Ciddiye alınası değiller.

Şöyle açıklayayım. Müzik icrasıyla alakalı olanlar bilir. Bar müzisyenliği komik bir mevzudur. “Cover” diye tabiredilen, başkalarının yaptığı şarkıları her hafta çalar durursunuz. Temcit pilavı gibi ortaya çıkarırsınız, karşınızdaki insanlar değişir, bazıları aynıdır. Asıl amacı “eğlendirmektir”, eğlendirdiğin kadar iyisindir. Üretilen bir şey yoktur (emprovizasyon belki), çoğunlukla sevdiğiniz, normalde evde/arabada dinlediğiniz şarkıları çalmazsınız. E sevdiğiniz şarkıyı çalsanız da, ellince kez çalıştan dolayı bir nefret doğar. Kendi açımdan olduğum durum; çok da dibe vurmadan (yani tam olarak isteneni vermeden) ortamla, eğlence arayışında olanlarla uzlaşmaktır. Hiçbir sorun yok, her şey güllük gülistanlıktır. Ama yukarıda tanımladığım şekilde bir havadalık sezdiniz değil mi? Bu işi 18 senedir yapıyorum. Bu bir kariyer mi ve hatta bir başarı mı? Yok, sadece süregelim.

Web işleri ile alakalı olanlar bilir internet işi komik bir mevzudur. Bu işi ciddi ciddi emek vererek ve dirayetli olarak yapmaya çalışırken teknoloji, politika, sanat sitenize ya da kariyer blogunuza; “rus kızlar”  arayarak gelen hatırı sayılır miktardaki tayfa ile bir anda dağılırsınız. E zaten biliyorsunuzdur; internet hormon üzerine kurulu ama siz aklı başında olan %1’e  hitabetmek istiyorsunuz. Yaparsınız güzel bir şeyler sonra 15 yaşındaki kerata basar bir programın “Saldır!” butonuna hayatınız kayar. Bir diğeri ne yazdıysanız 1 saat sonra bloguna kopyalayan sistem kurar apışıp kalırsınız. Harika olduğunu düşündüğünüz fikirleriniz vardır ama Türk işi her işi bilen/yapan 1 adamla o işleri yapmak hiçbir zaman olmayacak hayallerin peşinde koşmaktır. İnanılmaz ekibiniz ve kurumsallaşmış işinizle ayakları yere basan projeler yaparsınız bürokrasi belinizi büker. Bunların bazılarını yaşadım, bazılarını da sadece gözlemledim. Nasıl bir iştir ki bu, nasıl ciddi ciddi koşulur peşinden (koşarken Rus kızları da peşimize takarak). Ben yıllardır (14) önce başkalarına sonrasında da kendim için yaptığım işlerden hasbelkader web’den ekmek yedim. Bu bir kariyer mi ve hatta bir başarı mı? Yok, sadece süregelim.

Merak etme, araştırma, öğrenme ve paylaşma. Kendimi tam bir profesyonel gibi hissettiğim sıralama budur. Hayatımda ansiklopedi okumakla başlayan merak ve öğrenme zevki, internet ve aramaya inanmakla beraber sınırsız kaynağa büründü. Ayrıca artık yayma gücü de ele geçti ki bu, paylaşmanın dayanılmaz hafifliği ile tadından yenmez hale geldi.

Hayatta 2 işi biliyor ve yapıyorum. İkisinde de başarı ve kariyer elde edebilmem söz konusu değil ama mutlu ve huzurluyum. Merak edip öğrenecek ve ardından paylaşacak şeyler arayışındayım. Annem hâlâ adam olmamı bekliyor.

Dipnot: Burda genç dimağlara yön verecek şeylerden bahsetmek isterdim ama sahte bir kartal hikayesi ile bunu yapmak istemedim. 😉

www.neticat.com
www.limk.biz

www.takibet.com

One Young World

One Young World-

Geçtiğimiz günlerde Friendfeed’den Özer Dölekoğlu sayesinde çok etkileyici bir gençlik hareketinden haberdar oldum; One Yound World

One Yound World, dünya çevresindeki gençlerin bütün sınırları kaldırarak dünya gündemi ve küresel sorunlar hakkındaki düşüncelerini dile getirecekleri bir platform yaratmak hedefi ile yola çıkmış ve arkasına da yol gösterici olarak dünya çapında çok önemli isimleri almış. Bu isimler arasında Nobel Barış Ödülü sahibi Kofi Annan, Mohammed Yunus ve Archbishop Desmond Tutu ile 1985’deki Live AID organizasyonu yapan Bob Geldof da bulunuyor.

G-7 ler, G-20’ler dünyanın geleceğini şekillendirirken hep aklımdan geçen bir sorudur;

Acaba, o gelecekte yaşayacak gençlere ne istedikleri, ne bekledikleri, ne hayal ettikleri soruluyor mu?“.

Elbette ki “hayır”.

Dolayısıyla One Young World hareketini duyduğumda, bana gönderilen tanıtım bültenden çok daha fazlasıyla ve hassasiyetle konuyu Kaynağım İnsan’a almaya karar verdim.

One Young World  ilk zirvesi 8-10 Şubat 2010 tarihlerinde Londra’da düzenlenecek. Zirveye 192  ülkeden, geleceğin karar mercileri, liderleri olacak nitelikte 1500 genç delege ülke nüfuslarıyla orantılı olarak katılacaklar. Gençler zirvede şu konulara odaklanacaklar:

* Daha iyi bir gelecek için yeni bir politik lider anlayışının geliştirilmesi
* Küresel iş dünyası ve toplumun geleceğinin ekonomik yönden gelişimine katkısı .
* İnançlar arası diyalog.
* Çevre sorunları.
* Medyanın değişen kimliği ve gücü.

Görüldüğü gibi hepsi biribirinden önemli olan konu başlıklarının görüşülmesi sonrasında One Young World Önergesi hazırlanacak ve bu önerge çalışmasında ise gençlere yukarıda belirttiğim değerli isimler yol göstericilik yapacak.

Facebook - Sabancı Holding_Peki Türkiye One Young World Zirvesi’nde temsil edilmeyecek mi?

Edilecek.

Ve Türkiye’yi temsil edecek delegelerin seçimi, zirveye katılımları sürecinin sponsorluğunu Sabancı Holding üstlenmiş.

Londra’da 8-10 Şubat tarihlerinde Türkiye’yi görüşleri ile temsil etmek isteyen gençlerin yapması gereken Sabancı Holding’in Facebook Fansayfasına gitmek, başvuru formunu doldurmak ve dünya liderlerine iletmek istediğiniz bir dakikalık mesaj videonuzu yüklemek.

Yaşım tutsa ben de başvururdum ama … 😉

One Young World Forum için tıklayınız.