İşveren Markası’na Guy Kawasaki Nefesi

‘Hello, I love You’

Bu slogan 7-8 Aralık 2011 tarihlerinde Management Center Türkiye’nin blogger davetlisi olarak katıldığım Pazarlama Zirvesi’ne ait. Zirve daha birinci saniyeden sloganı ile aklınıza bir gülümseme yerleştiriyor. Bravo 🙂

Diyeceksiniz ki, Pazarlama Zirvesin’de bir İK’cının ne işin var?

Cevabım basit: İşveren Markası

Biz İK’cılar artık ne diyoruz?

‘Her İK’cı bir pazarlamacı’

İşveren markamızı oluşturmak, marka değerlerimizi tanımlamak, onu farklı mecralarda konumlandırmak için adeta bir pazarlamacı gibi düşünmek, çalışmak, bilmek, yaratmak zorundayız.

Örneğin Zirve konuşmacılarından pazarlama dünyası için bir dev isim olan Guy Kawasaki ürün/hizmet markalarının hedef kitlesini büyüleyebilmesinden bahsediyor. Onun ağzından çıkan her tanımlamayı çok rahat İşveren Markası için de uyarlayabiliyoruz:

Guy Kawasaki hedef kitlenizin ayaklarını yerden kesmek için diyor ki;

1. ‘Çekici olun’

Nasıl mı?

Harika bir gülüşünüz olsun. Gülerken sadece yanak kaslarınız değil (Pan Am gülüşü), hem yanak, hem de göz kaslarınız çalışsın yani içten olun, sahteliği herkes anlar.Ve tüketicinize ‘sizin için ne yapabilirim?’ diye sorun. Onlar için her türlü hizmete hazır olduğunuzu anlasınlar.

2. ‘Güvenililir olun’

İlk başta siz karşınızdakine güvenin ki, o da size güvensin. Üretin, tüketmeyin.

3. ‘Kaliteli, harika bir şey yapın. Her ne yapacaksanız o ‘DICEE’ olsun.

D – Deep/Derin- fonksiyonalitesi kuvvetli

I – Intellegent / akıllı, tüketicisini anlayan

C – Complete / Her yönüyle eksiksiz

E – Empowering / Güç, ilham, yaratıcılık katan

E – Elegant / Seçkin, güzel, zarif

4. ‘Bir hikaye anlatın’

Tüketiciniz ile aranızdaki engelleri kaldırın,

Tüketiciniz için değer yaratın (bilgi, destek, görüş)

Çok tohum atın,

Sosyal kanıt sağlayın,

Eko sisteminizi kurun,

Etkileyici gücü olanları büyüleyin.

.

Kısaca Guy Kawasaki biz İK’cılara da diyor ki:

İşveren markanız çekici olmalı, hedef kitlenizin beğenisini kazanmalı, onlara güven vermeli. Sunduğunuz değerlerin reelde uygulanabilirliği olmalı. İşveren markanız kaliteyi temsil etmeli,  hedef kitlesini anlayabilmeli, onlara güç, ilham, yaratıcılık kaynağı olabilmeli. Duruşu seçkin ve zarif, anlattığı hikaye ise hedef kitlesi ile arasındaki engelleri kaldırmış, onlara değer katan, kendi eko sistemini kuran ve etkileme gücü olan kişileri büyüleyebilecek nitelikte olmalı.

Aslında Guy Kawasaki Zirve’deki konuşmasını 10. kitabı Enchantment üzerinden yapılandırmıştı. Kanımca benim ve yukarıdaki yazılanlarla ilgilenenlerin yapması gereken bu kitabı alıp okumak. 🙂

Üniversite’de Ne Yapmak Gerek?

Üniversite öğrencilerine tek bir şey söylemem gerekse herhalde hayallerinin peşinden gitmelerini söylerdim.

Eğer bunun için derse girmemeniz gerekiyorsa girmeyin, eğer bunun için sabahlara kadar batak oynamamanız gerekiyorsa oynamayın, eğer bunun için havaalanlarında ya da otobüs terminallerinde uyumanız gerekiyorsa veya otostop çekmeniz gerekiyorsa hiç durmayın, hemen yola çıkın arkadaşlar. Çünkü hepinizin aslında çok iyi bildiği gibi o dört sene o kadar hızlı geçiyor ki  mezun olduğunuzu anlamıyorsunuz bile. Zaten asıl mesele üçüncü sınıfın yazı ile son sınıfta başlıyor. Staj koşturmacası, mezuniyet de yaklaştı ben olacağım kaygısı alıp başını gidiyor. Nacizane bir kaç tecrübemi paylaşmak isterim sizlerle. Hepinizin girdiği her derste sorduğu “bu öğrendiklerim iş hayatında ne işime yarayacak” sorusunu inanın bende kendime soruyordum ve cevabım sizinkinden farklı değildi. Gerçek hayatta kullanmayacağımız onlarca şey öğreniyoruz derslerde. Biliyorum çok sıkıcı, biliyorum sadece vize ve final öncesi ezberleyip geçiyoruz dersleri. Maalesef okullarda gerçekte var olmayan meslekler için hazırlanıyoruz. Avukat ya da doktor olmayacaksanız işiniz zor çünkü dünya o kadar hızlı değişiyor ki bir bakmışsınız geçen sömestr duyduğunuz bilgi atık geçerli değil. Peki eğer iş hayatında ihtiyacımı olan bilgileri derste öğrenemeyeceksek nereden öğreneceğiz biz bu işleri? Ya da okulda ne öğrenirsek en çok işimize yarar? İkinci sorunun cevabı basit: Eğer değişimi yönetmeyi öğrenebilirseniz her şey daha kolay olacaktır.

Üniversitenin bizi hayata hazırladığını değil, hayata hazırlanmak için bir alan oluşturduğunu düşünüyorum. Yani eğer ben okulumu 4 senede bitiririm hatta birde 3’ün üzerinde ortalama yaparsam süper bir kariyer beni bekliyor diye düşünüyorsanız yanlış yere bakıyorsunuz demektir. Şirketler akademik olan verilen bilgiyi ne kadar iyi bildiğinizle tahmin ettiğinizden daha az ilgileniyor. Unutmayın ki sizi işe alacaklar kişiler de aynı sıralarda okudu ve okulda ne öğrenildiğini de vize-final öncesi sabahlayarak alınan notları da gayet iyi biliyorlar. İyi güzel de ne yapmak gerek diye içinizden geçiriyorsunuz sanırım. Öncelikle iyi bir kariyer için bize derslerin değil ders dışı yaptıklarımızın daha çok yardımcı olacağını anlamamız gerek. Buda sivil toplum örgütlerinde, öğrenci topluluklarında daha fazla vakit geçirmek demek. Çünkü öğrenci kulüpleri iş hayatının ufak bir simülasyonu gibidir, başarıyı, başarısızlığı, sorumluluk almayı hatta terfi etmeyi, kulis yapmayı ve daha nice şeyi orada öğrenirsiniz.  Bu faaliyetler sırasında tanıştığınız insanlar sayesinde staj yapabilir ve hatta işinizi bile ayarlayabilirsiniz. Diğer bir nokta trendleri takip etmeniz. Yüksek ihtimalle derslerde fil tarihinden kalma teorileri okuyup duruyorsunuzdur. Bunları öğrenmekle birlikte güncel versiyonlarını takip etmeniz gerekli. Ekonomi nereye gidiyor, Hindistan’da olan sel niye Bursa’da bir tekstil fabrikasını batırıyor diye kafa yormakta fayda var. Penguen okumaya devam ama arada Capital’de okumak lazım. Bana bunu öneren kişi zamanında üniversiteye konuşmacı olarak davet ettiğim Hakan Alp’dir. Kendisi o zamanlar Finansbank’da IK grup yöneticisiydi. Aradan yıllar geçti ben Management Centre Türkiye’de çalışmaya başladım ve bir toplantıda Hakan bey ile karşılaştık. O genel müdür yardımcısı olmuş ben çalışmaya başlamıştım ve bana Capital okumamı tavsiye eden kişi olduğu için teşekkür ettiğimde gerçekten ilginç bir sohbet ortaya çıkmıştı.

Gelelim şu hayal meselesine. Steve Jobs ne güzel söylemiş “Aç kal, budala kal” diye. Öğrencilik hayatında aç kalmakta budala kalmakta size hiçbir şey kaybettirmez tam tersine kazandırır. Yapacağınız yanlışların en rahat tolere edileceği yerdesiniz. Bu yüzden hata yapmaktan korkamayın, tam tersine bol bol hata yapın, işleri batırın. Üniversite 2. Sınıftayken staj için başvurduğum uluslar arası bir şirkete yaptığım yanlışlar, başvurduğum ama seçilmediğim yerler ve diğer hatalarımla dolu bir CV gönderdim. Bir süre sonra IK müdürleri arayarak dalgamı geçiyorsunuz bizimle diye sorduğunda “hayır efendim olur mu hiç, sadece neleri öğrendiğimi ve bildiğimi göstermeye çalıştım” demiştim. Tabi sonuç olarak orada stajyer olamadım :) ama aradan 3 sene geçti ve bu olayı şirketin global IK yöneticisine anlattığımda bana yaptıkları iş teklifi için artık çok geçti.

Üniversite hayatım boyunca öğrenci faaliyetleri, kongreler, seminerler, eğitimler ve toplantılar vs bahanesiyle onlarca ülke ve memleketin onlarca şehrini gördüm. Bir sürü şey öğrendim, çok güzel dostluklar edindim. 3 farklı üniversite de okudum, her yaz staj yaptım ve daha mezun olmadan çalışmaya başladım. Bütün bunların başlangıç noktası ise hayal etmekti. Önce hayal ettim ve inanın bu hayallerin nasıl gerçekleşeceği ile ilgili en ufak bir fikrim bile yoktu. Fakat bir kere yola çıkınca sizin gibi insanları buluyorsunuz ve her şey daha kolay oluyor.

Baturay Özden
Araştırmacı/Analist
Management Center Türkiye
www.baturayozden.com