Dünyada 2010’un En İyi 100 Üniversitesi

Dünya üzerinde binlerce üniversite var. Türkiye’de bile mevcuttaki üniversite sayısı yüzü geçti. Elbette iş üniversite açmak değil. Olay üniversite kelimesine yakışır eğitim standartlarını hayata geçirmek.

Geçen gün YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın bir açıklamasını dinledim televizyonda. Üniversitelerde asistan kadrosunu arttıracaklarını ve kadroları doldururken yabancı dil bilgisini zorunlu tutmayacaklarını söylüyordu. Enteresan bir gelişme.

Bildiğim kadarıyla akademik kariyer yaparken ulusal ve uluslararası platformlarda bilim, makale üretmek akademisyenin önemli performans ölçütlerinden biri. Asistanlık yolu ile akademik kariyerine başlayan bir gencin yabancı dil bilmeden dünyadaki bilimi nasıl takip edip, kendisini geliştirebileceği konusu aklıma takıldı. Dünyadaki gelişmeleri takip edemeyen akademik kadroların gençlere hangi nitelikte eğitim verebileceği ise bir başka kafa karıştıran soru. YÖK’ün bu kararında ciddi bir analitik düşünce eksikliği görüyorum. Akademik kadroların niteliklerinden çok niceliklerine odaklanmış bir bakış açısı.

Sanırım yabancı dil bilmeyen akademik kadrolar oluşturmaktaki tek amaç da sayısı yüzü geçen ve niteliği dört duvar olmaktan öteye geçemeyen birçok Anadolu üniversitesinin içini yine az nitelikli eğitici kadro ile doldurmak. Ne dahiyane çözümler … liseleşmiş üniversiteler.

Üniversite ve akademik kadro niteliği deyince sadece kötüleri düşünmemeliyiz. Gözümüz bence hep yukarılarda olmalı. İşte QS dünya üniversiteleri sıralamasında 2010 yılında sıralamaya giren Türk üniversiteleri:

360. Bilkent Üniversitesi, Ankara
405. Sabancı Üniversitesi, İstanbul
417. İstanbul Üniversitesi, İstanbul
419. Koç Üniversitesi, İstanbul
458. İTÜ, İstanbul
676. Çukurova Üniversitesi, Adana
679. Hacettepe Üniversitesi, Ankara

Boğaziçi, O.D.T.Ü, Yıldız Teknik, Marmara, Ankara, Akdeniz, Ege, 9 Eylül, Karedeniz Teknik, Gazi Üniversiteleri listede bulunmuyor. Neden acaba?

ve sonrasında dünyanın en iyi 100 üniversitesi: (üniversite değerlendirme ölçütlerine Top Universites sitesinden ulaşabilirsiniz):

Öğretim Mi, Öğrenim Mi?

Geçen hafta iş görüşmesinde beğendiğim makina mühendisi adaylardan birinin Amerika Birleşik Devletleri’nde sistem mühendisliği üzerine katıldığı yüksek lisans programı için yaptığı net analiz çok hoşuma gitti. Adayım şöyle dedi:

Ben Türkiye’de bütün mühendislik eğitimim boyunca veya öncesinde hep öğretmen, profesör bana ne verecek diye bekledim. Bir şeyler vermediğinde eleştirdim, sinirlendim. Oraya gittiğimde ise sudan çıkmış balığa döndüm ilk zamanlarda. Bırakın profesörün birşey vermesini, o oturduğu yerden sürekli “benim için ne yaptınız?” diye soruyordu. Kendimi bir anda korkunç bir araştırma, inceleme, değerlendirme, geliştirme, sorgulama süreci içinde buldum. Türkiye’de bir projeyi uflaya puflaya çıkartırken, orada bir yıl içinde dört yıllık lisans programında yapmadığım kadar çok iş çıkardım”

Evet, orta öğretim hayatımızda bize temel sosyal ve fen bilimleri öğretiliyor. Peki ya üniversitede?  Türkiye’de üniversitelerde bizler hangi sürece giriyoruz veya girmeliyiz? Öğretim mi, öğrenim mi? Ben söyleyeyim, görünüşteki ismi yüksek öğrenim ama ezberci zihniyetin bir yansıması olarak realitede yaşadığımız öğretim.

Üzücü ama gerçek.

🙁