Kategori arşivi: Gelecek Tasarımı

2011’i Kapatırken 2012 Manzarası

Geçen yıl 30 Aralık günü 2011’in İK Trendleri başlıklı yazımı açtım. İnsan Kaynakları için Sosyal Medya, İK’da dış kaynak kullanımı, esnek çalışma modelleri ve bilgi yönetimine dikkat çekmişim. Sözde kuşaklar ayrımı ise bir başka önemli konu olmuş gündemimde.

2012’den de çok farklı bir manzara beklemiyorum doğrusu. Sadece bu yıl İK’cıların gündemine Linkedin’in nitelikli/kıdemli insan kaynağına ulaşmak konusunda işimize olabilecek katma değerini sıklıkla konuşacağız, merak edeceğiz, getirdiği hizmetleri denemek isteyeceğiz.

2011 bireysel iş performansıma gelince;

1. 365 günün 237’sinde Kaynağım İnsan’a yeni içerik girdim.

2. 23 farklı üniversitede (bazılarında 2-3 defa) İK semineri verdim, 8 zirve veya konferansa konuşmacı olarak katıldım.

3. 2011’de İK Danışmanlığı hizmetim ile mevcut iki müşterim ile çalışmaya devam ettim. Biri telekomünikasyon sektöründe kendi segmentinin lideri, diğeri ise dev bir kamu kuruluşu olmak üzere iki önemli yeni müşteri kazandım. Helen HRIS odaklı proje yürütüyorum.

4. Dev kamu kuruluşunda %100 kuruma özgü algoritmasıyla tasarladığımız İK Performans Gelişim Sistemi Yazılımını 2012 yılında hayata geçireceğiz. Bu kamu sektörü için bir ilk olacak. Geliştirmekte olduğumuz İK Yazılımının özel sektörün iştahını kabartacak kadar başarılı olduğunu düşünüyorum.

5. Ülkemizde tam gün süren ‘İnsan Kaynakları için Sosyal Medya‘ eğitimini ilk veren İK’cı olma hazzını yaşadığımı inkar etmeyeceğim. Eğitimi kitaba dönüştürmeyi zaman kısıtım nedeniyle başaramadım.

6. 2011 Blog Ödülleri’nde İş Dünyası blogları kategorisinde ilk 10’a kalmakla beraber ödül alıp alamayacağım 5 Ocak 2012 gecesi belli olacak. Büyük bir heyecanla ödül gecesini bekliyorum.

7. Facebook Kaynağım İnsan grubumda 1948, Linkedin Kaynağım İnsan Grubumda 530, Kaynağım İnsan Twitter hesabımda ise 1408 takipçim bulunuyor.

8. Kaynağım İnsan’a 2011’de iki yeni fonksiyon ekledim: Dünyadan İK ve Kaynağım İnsan TV. Kaynağım İnsan TV’nin de bir blog üzerinden izleyicisine ulaştırılan ilk İK video serisi olduğunu düşünüyorum.

9. Türk Amerikan İş Adamları Derneği’nin üç ayda bir yayınlanan AmCham Dergisi’nin İK yazılarını yazdım.

10. Farklı dergi ve sitelerde yazılarım yayınladı.

 

2012 Hedeflerime gelince

1. Ayda en az 20 adet blog yazısı/video üretmek,

2. Üniversite seminerleri, zirve veya konferans konuşmalarıma devam etmek (sayısı alacağım davete bağlı)

3. Mevcut dört ana müşterilerim ve üç eğitim kuruluşu ile olan iş ortaklığımı devam ettirmek.

4. Kamu kuruluşu iş ortağımın İK Performans Gelişim Yazılımını kurmak, kullanım eğitimlerini vermek, işletmek ve devretmek. Performans Yönetimi Sisteminin Eğitim Yönetimi, Öneri Sistemi ve kurguladığımız Ödül Yönetimi ile entegrasyonunu sağlamak.

5. Ortalama her ay bir defa mesleki eğitim vermek. (1-2 günlük)

6. Facebook Kaynağım İnsan grubu üye sayımı 3000, Linkedin Kaynağım İnsan Grubu üye sayımı 2000, Kaynağım İnsan Twitter hesabımdaki takipçi sayımı ise 3000’e çıkarmak

7. Kaynağım İnsan’ın takipçilerini blogumun yeni tasarımı ve Eğitim fonksiyonu ile buluşturmak

8. Kamu ve özel bir üniversitede İK dersi vermek

9. ‘Sosyal Medyanın İK İş Süreçlerine Etkisi Ve Sosyal Medya İK Uygulamaları: Neden, Nasıl?‘ isimli bir kitap yazmak

10. Farklı dergi ve sitelerdeki yazılarıma devam etmek

11. Doldurulacak hedef hanesi !!

.

İddialı ve beni ciddi şekilde zorlayacak hedef listemle ile 2012 bekle, GELİYORUM 😀

 

Üniversite’de Ne Yapmak Gerek?

Üniversite öğrencilerine tek bir şey söylemem gerekse herhalde hayallerinin peşinden gitmelerini söylerdim.

Eğer bunun için derse girmemeniz gerekiyorsa girmeyin, eğer bunun için sabahlara kadar batak oynamamanız gerekiyorsa oynamayın, eğer bunun için havaalanlarında ya da otobüs terminallerinde uyumanız gerekiyorsa veya otostop çekmeniz gerekiyorsa hiç durmayın, hemen yola çıkın arkadaşlar. Çünkü hepinizin aslında çok iyi bildiği gibi o dört sene o kadar hızlı geçiyor ki  mezun olduğunuzu anlamıyorsunuz bile. Zaten asıl mesele üçüncü sınıfın yazı ile son sınıfta başlıyor. Staj koşturmacası, mezuniyet de yaklaştı ben olacağım kaygısı alıp başını gidiyor. Nacizane bir kaç tecrübemi paylaşmak isterim sizlerle. Hepinizin girdiği her derste sorduğu “bu öğrendiklerim iş hayatında ne işime yarayacak” sorusunu inanın bende kendime soruyordum ve cevabım sizinkinden farklı değildi. Gerçek hayatta kullanmayacağımız onlarca şey öğreniyoruz derslerde. Biliyorum çok sıkıcı, biliyorum sadece vize ve final öncesi ezberleyip geçiyoruz dersleri. Maalesef okullarda gerçekte var olmayan meslekler için hazırlanıyoruz. Avukat ya da doktor olmayacaksanız işiniz zor çünkü dünya o kadar hızlı değişiyor ki bir bakmışsınız geçen sömestr duyduğunuz bilgi atık geçerli değil. Peki eğer iş hayatında ihtiyacımı olan bilgileri derste öğrenemeyeceksek nereden öğreneceğiz biz bu işleri? Ya da okulda ne öğrenirsek en çok işimize yarar? İkinci sorunun cevabı basit: Eğer değişimi yönetmeyi öğrenebilirseniz her şey daha kolay olacaktır.

Üniversitenin bizi hayata hazırladığını değil, hayata hazırlanmak için bir alan oluşturduğunu düşünüyorum. Yani eğer ben okulumu 4 senede bitiririm hatta birde 3’ün üzerinde ortalama yaparsam süper bir kariyer beni bekliyor diye düşünüyorsanız yanlış yere bakıyorsunuz demektir. Şirketler akademik olan verilen bilgiyi ne kadar iyi bildiğinizle tahmin ettiğinizden daha az ilgileniyor. Unutmayın ki sizi işe alacaklar kişiler de aynı sıralarda okudu ve okulda ne öğrenildiğini de vize-final öncesi sabahlayarak alınan notları da gayet iyi biliyorlar. İyi güzel de ne yapmak gerek diye içinizden geçiriyorsunuz sanırım. Öncelikle iyi bir kariyer için bize derslerin değil ders dışı yaptıklarımızın daha çok yardımcı olacağını anlamamız gerek. Buda sivil toplum örgütlerinde, öğrenci topluluklarında daha fazla vakit geçirmek demek. Çünkü öğrenci kulüpleri iş hayatının ufak bir simülasyonu gibidir, başarıyı, başarısızlığı, sorumluluk almayı hatta terfi etmeyi, kulis yapmayı ve daha nice şeyi orada öğrenirsiniz.  Bu faaliyetler sırasında tanıştığınız insanlar sayesinde staj yapabilir ve hatta işinizi bile ayarlayabilirsiniz. Diğer bir nokta trendleri takip etmeniz. Yüksek ihtimalle derslerde fil tarihinden kalma teorileri okuyup duruyorsunuzdur. Bunları öğrenmekle birlikte güncel versiyonlarını takip etmeniz gerekli. Ekonomi nereye gidiyor, Hindistan’da olan sel niye Bursa’da bir tekstil fabrikasını batırıyor diye kafa yormakta fayda var. Penguen okumaya devam ama arada Capital’de okumak lazım. Bana bunu öneren kişi zamanında üniversiteye konuşmacı olarak davet ettiğim Hakan Alp’dir. Kendisi o zamanlar Finansbank’da IK grup yöneticisiydi. Aradan yıllar geçti ben Management Centre Türkiye’de çalışmaya başladım ve bir toplantıda Hakan bey ile karşılaştık. O genel müdür yardımcısı olmuş ben çalışmaya başlamıştım ve bana Capital okumamı tavsiye eden kişi olduğu için teşekkür ettiğimde gerçekten ilginç bir sohbet ortaya çıkmıştı.

Gelelim şu hayal meselesine. Steve Jobs ne güzel söylemiş “Aç kal, budala kal” diye. Öğrencilik hayatında aç kalmakta budala kalmakta size hiçbir şey kaybettirmez tam tersine kazandırır. Yapacağınız yanlışların en rahat tolere edileceği yerdesiniz. Bu yüzden hata yapmaktan korkamayın, tam tersine bol bol hata yapın, işleri batırın. Üniversite 2. Sınıftayken staj için başvurduğum uluslar arası bir şirkete yaptığım yanlışlar, başvurduğum ama seçilmediğim yerler ve diğer hatalarımla dolu bir CV gönderdim. Bir süre sonra IK müdürleri arayarak dalgamı geçiyorsunuz bizimle diye sorduğunda “hayır efendim olur mu hiç, sadece neleri öğrendiğimi ve bildiğimi göstermeye çalıştım” demiştim. Tabi sonuç olarak orada stajyer olamadım :) ama aradan 3 sene geçti ve bu olayı şirketin global IK yöneticisine anlattığımda bana yaptıkları iş teklifi için artık çok geçti.

Üniversite hayatım boyunca öğrenci faaliyetleri, kongreler, seminerler, eğitimler ve toplantılar vs bahanesiyle onlarca ülke ve memleketin onlarca şehrini gördüm. Bir sürü şey öğrendim, çok güzel dostluklar edindim. 3 farklı üniversite de okudum, her yaz staj yaptım ve daha mezun olmadan çalışmaya başladım. Bütün bunların başlangıç noktası ise hayal etmekti. Önce hayal ettim ve inanın bu hayallerin nasıl gerçekleşeceği ile ilgili en ufak bir fikrim bile yoktu. Fakat bir kere yola çıkınca sizin gibi insanları buluyorsunuz ve her şey daha kolay oluyor.

Baturay Özden
Araştırmacı/Analist
Management Center Türkiye
www.baturayozden.com

 

88. Yıl Kutlu Olsun

Son bir ay içinde onlarca erimiz şehit oldu, yüzlerce vatandaşımız depremde çürük binaların altında kalarak hayatlarını kaybetti. Bir bayrak altında yaşanabilecek en büyük acılar bunlar.

Bugün acılarımızı bütünleşerek göğüslememizi sağlayan Cumhuriyetimizin 88. yılını kutluyoruz. Kanımca her geçen gün onun üzerine düşünerek, tartışarak demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin ne demek olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Dünya belki hala aynı hızla dönüyor ama bizlerin hayatları hiçbir zaman olmadığı kadar hızlı değişiyor teknoloji girdisi nedeniyle. Bu değişim daha da hızlanacak. Hepimiz her geçen gün zihinsel, psikolojik, sosyolojik, ruhsal olarak daha da zorlanacağız. Günlük hayatlarımızdaki şiddetli dalgalanmalara ancak altyapımızdan aldığımız kuvvet ile karşı koyabiliriz. 88 yıllık Cumhuriyetimiz de her Türk Vatandaşı’nın en önemli alt yapı unsurlarından biridir. Ona yüklediğimiz değerleri koruyarak, geliştirerek ve onunla gelecek geleceğimize inanarak eminim atlatamayacağımız zorluk olamaz.

Hepimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. 🙂


21. Yüzyıl İK’sı

20. yüzyılı devireli on bir yıl oldu. Ve bu on bir yıl, onlarca yıla eşit değişiklikler yaşattı bize. Teknolojinin inanılmaz değişim hızı gündelik ve iş hayatımızı baştan sona farklılaştırdı. Beklentimizı, vizyonumuzu açtı teknoloji. Ben bir İK’cı olarak şu son yıllarda mesleki olarak öğrendiğim ve uyguladığım yenilikleri büyük bir coşku ve şaşkınlık ile karşılıyorum.

21. yüzyıl yani Bilgi Çağı ne getirdi bize? Sanayi Çağı’nda ne yaşamıyorduk da şimdi yaşar olduk?

Elbetteki cevap bilişim teknolojileri. Kağıt üzerinden çok hantal yürüyen İK iş süreçlerimiz BT sayesinde jet hızına ulaştı. Teknolojinin sunduğu imkanlar İK’cıların algısını genişletti, mesleki yaratıcılık ve üretimlerini arttırdı.

Bilgiye sahip insanın altın değerinde olduğu bir dönemdeyiz. Bastıra bastıra “yetenek” diyoruz. Bir yetenekli insanın şirketi baştan aşağı değiştirebileceğini artık biliyoruz ve onları arıyoruz, hatta kimi zaman umutsuzca. Yetenek Yönetimi sistemi kurmanın ciddi bir maddi yükü olduğunu biliyoruz herhalde. Kaçımız bu maliyeti karşılaması için üst yönetimi ikna edebildi?

Yetenekli insanların tercih ettiği işveren olmak için birşeyler yapmamız gerektiğinin farkındayız. Belki yapıyoruz, ama belki de ‘işveren markası’nın ne olduğunun bile farkında değiliz ! (Bakınız Monster Türkiye İşveren Markası Araştırması)

Önümüzde internet duruyor, onunla ne yapıyoruz? Şirketlerimizde sosyal ağların kullanımı komple yasaklanırken siz de “evet, verimliliği gerçekten düşürüyor” mu diyordunuz ? Yoksa zaten siz de diğer üst yöneticiler gibi sosyal medyayı saçma ve zaman kaybı olarak mı görüyorsunuz?

Belki de bu yukarıda yazdığım yetenek yönetimi, işveren markası ve sosyal medyayı başarıyla işletiyorum diyorsunuz. O zaman eminim onların performanlarını ve yapılan yatırımın geri dönüşünü de ölçüyorsunuzdur. Stratejik İK Yönetimiz saat gibi işliyor ve İK metrikleriniz sizin başarınızı kanıtlarcasına belirli ve yürürlüktedir … değil mi?

Sorularıma cevaplarınızın olumlu olmadığını tahmin ediyorum. O zaman size daha da acı bir reçete vereyim:

Size 21. yüzyıl İK’sının dört unsuru bulunuyor:

1. Yetenek Yönetimi,
2. İşveren Markası,
3. Sosyal Medya,
4. İK Metrikleri

Yetenek Yönetimi süreçlerinizi doğru yapılandırmak istiyorsanız işveren markanızı oluşturmanız, konumlandırmanız, yaşatmanız ve geliştirmeniz gerek. İşveren markanızı yaşatacağınız ana mecra ise artık bütün kuşakların bir tık ötede olduğu sosyal medya. Çıkarttığınız işlerin sonuçlarını sayılarla ifade ederek de stratejik yol haritanızın doğru olduğunu kim isterse gösterebilirsiniz.

Ey İK’cılar !

Yetenek Yönetiminde çömeziz. İşveren markasından habersiziz. Sosyal medyada yokuz. Eğer varsa, metriklerimiz 20. yüzyıl standartlarında.

Şimdi bana kimse biz Türkiye’de “21. yüzyıl İK’sını başarıyla uyguluyoruz” demesin. Hepimiz halen Sanayi Çağı’nda güle oynaya yaşayarak, Bilgi Çağı’na yönelik üç maymunu oynamaya devam ediyoruz.

Lütfen artık derin uykumuzdan uyanalım !

 

Plaza Eylem Platformu

Her sabah gözlerinizi güne açıyorsunuz. Ağırlıklı olarak koyu renkli iş kıyafetlerinizi giyip aynada son bir kez kendinize bakıp yola çıkıyorsunuz. Vardığınız nokta büyük bir plaza. Elinizde veya boynunuzda kontrol kartınızla güvenlikten geçiyor ve belki 8-10 kişi ile birlikte sizi ofisinize çıkartacak asansörünüze biniyorsunuz.

Bu akış “beyaz yakalı” olarak adlandırdığımız ofis çalışanlarının öyle veya böyle birbirinin fotokopisi olarak geçirdiği iş günlerine ait. Derken bir gün plazanızdan içeri giriyorsunuz ve yaka kartınız çalışmıyor. Güvenlik size “kusura bakmayın ….. hanım/bey, sizi içeri alabilmek için yukarıdan izin almam lazım” diyor. Donup kalıyorsunuz. İşinize son verilmiş !!!

Bu sahneyi bugüne kadar yaşamış olan yüzlerce beyaz yakalı / profesyonel insan bulunuyor ülkemizde. Ne hazin, ne haksızca.

Peki beyaz yakalılar karşılaştıkları bu haksızlık için ne yapıyor?

Kısa bir süre öncesine kadar hiçbir şey belki. Ama şimdi bir hareket var ve adı Plaza Eylem Platformu.

Plaza Eylem Platformu kendilerini ve amaçlarını anlatan yazılarında şöyle diyor:

“Bu platform kendilerini “beyaz yakalı işçi” diye tanımlayanların biraraya geldiği bir platformdur. Sınıf bilincimizin olmaması, tüketim toplumunun daha fazla esiri oluşumuz, rahatımıza düşkün olmamız, yalan da olsa kariyer planlarımız, sınıf atlama hayallerimiz önümüzdeki en büyük engellerden bazıları fakat şunu yavaş yavaş fark ediyoruz ki bugün örgütlenmek ve haklarımız için mücadele etmek sadece başkaları için değil kendimiz için, çocuklarımız için de bir şey yapmak demektir. Bunun bilincinde olan herkesi plaza eylem platformuna katılmaya davet ediyoruz.

Örgütlenme bilinci olmayan beyaz yakalılarda bu bilinci oluşturmayı ve bu bilince sahip olsa da desteğini alamadığımız kişileri yanımıza çekmeyi planlıyorsak gün geçtikçe daha çok faaliyette bulunmalı ve bunu duyurabildiğimiz kadar çok kişiye duyurmalıyız. Bunun için de platformdaki faaliyetlerimizi boş zaman değerlendirmesi kadar değil, en az her gün sabah 9 akşam 6 arası ömrümüzü verdiğimiz işimiz kadar önemsemeliyiz ve bizzat ömrümüzü elimizden alan bu düzeni sorunsallaştırmalıyız. Ancak bu kadar önemseyip bunu gösterir şekilde faaliyetlere/toplantılara katıldığımızda yukarıda bahsedilen hedeflere sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Gittikçe daha az kişinin katıldığı toplantı ve eylemler yüzünden hedefimizi küçümseyen ve “Beyaz yakalıdan bir şey çıkmaz arkadaş!” diyenleri haklı çıkarmış oluruz. Bu da önüne çalışma alanıyla ilgili bir hedef koymayan insanların yozlaşmasıyla karşı karşıya getirir bizi. Böylelikle fabrikalarda çalışanlara fikir verirken aslan kesilen ama kendi iş yerindeki adaletsizliklere en ufak bir tepki bile göstermeyen ve bunu gerekli de görmeyen beyaz yakalıların trajikomik durumunu kabullenmiş oluruz.”

Plaza Eylem Platformu ile birebir iletişimim olmadı. Ancak beyaz yakalı çalışanlara yönelik işverenlerin kimi zaman son derece haksız ve hukuksuz uygulamalar geliştirdiklerini biliyorum. Beyaz yakalı olarak adlandırdığımız ofis çalışanları ise sıklıkla bu tip uygulamaları sorgulayacak, itiraz edecek gücü kendilerinde bulamıyorlar çünkü gerekli hukuki bilgiye sahip değiller. Ben Plaza Eylem Platformu’nun çalışmalarını beyaz yakalı çalışanlarda haklarına yönelik bilinç oluşturmak bakımından çok önemli buldum ve destekliyorum. Faaliyetlerini istikrarlı bir şekilde devam ettirebilirlerse de ses getirebileceklerine ve oluşumu çok daha ileri seviyelere taşıyabileceklerine inanıyorum.

Yolunuz açık olsun 🙂

İnternet Kurulu Toplantısının Ardından

Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK) tarafından 22 Şubat tarihinde yayınlanan ve 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek ‘Güvenli İnternet’ Kurul Kararı , 1 ayı aşkın bir süreden beri Türkiye’de sayısı 30 milyonu aşkın internet kullanıcılarının 1 numaralı gündemi oldu. Sessiz sedasız kurumun internet sitesinde yayınlanan bu karara göre internet kullanıcıları STANDART, AİLE, ÇOCUK ve YURTİÇİ olarak 4 profile ayrılacak ve bu profillerin her biri BTK tarafından hazırlanacak listelere göre filtrelenecek. Maddeleri son derece muğlak ve her yöne çekilebilecek şekilde yazılan ve kötü niyetli eller tarafından bir sansür yönetmeliği olarak konumlanabilecek bu karar, sosyal medyada tartışılmaya başladığı andan itibaren kullanıcıların büyük tepkisiyle karşılaştı.  Klavye başında başlayan hareketlenme, 15 Mayıs günü Türkiye’nin 36 kentinde yapılan onbinlerce insanın yürüyüşü ile sokaklara taştı. Böylesine yoğun katılımlı bir protesto, BTK kararının öyle kolaylıkla hayata geçirilemeyeceği yönünde devlet organlarına gönderilen güçlü bir işaret oldu. İşte o zamandan bu zamana sürekli BTK yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar da kamuoyunu tatmin etmedi. Çünkü yapılan açıklamalarla bu belirsiz metin arasında bir bağ kurabilmek oldukça zordu. Kararın sahiplerinin, konunun muhatabı sivil toplum temsilcileri tarafından kıyasıya eleştirilmesi bugüne kadar artarak sürdü. Ve nihayet 25 Mayıs günü İnternet Kurulu tarafından düzenlenen bir toplantı sayesinde konunun ilgili tüm tarafları bir araya geldi. Toplantının nasıl geliştiğini http://bit.ly/iMVg8t ve http://bit.ly/jUj0FO linklerinden okuyabilirsiniz.

Benim bu yazılanların ötesinde, toplantıya katılanlardan biri olarak değerlendirmelerim şöyle:

1. BTK yetkilileri yıllardan beri düzenleme yaptıkları alanın muhatapları ile sanırım ilk kez bu kadar geniş katılımlı bir platformda buluştular. Ankara bürokratlarının neredeyse tamamının üzerine  sinmiş olan ‘biz yaptık, oldu!’ havası hakimdi. Toplantıya gelen sivi toplum temsilcileri ise, milyonlarca insanı ilgilendiren konularda düzenleyici kurumların şeffaf ve katılımcı olması ve bundan sonra kendilerinin de karar sürecine dahil edilmesi yönünde azimli bir uğraş içindeydiler.

2. Yapılan düzenlemenin yarattığı keskin tepki, sivil toplum temsilcileri tarafından yoğun bir eleştiri bombardımanı olarak ulaştı BTK yetkillerine. Yapmaya çalıştıkları düzenleme, her biri konuya değişik açılardan yaklaşan bilgili ve bilinçli bir kitle tarafından masaya yatırıldı ve olumsuzluklar ardarda sıralandı.  Öyle ki, BTK yetkilileri söz kendilerine gelene kadar sayfalarca not aldılar. Söz aldıklarında ise bu hacimli eleştirilere tatmin edici yanıtlar vermekte zorlandılar. Bu süreçte kimi sorular da yanıtsız geçildi.

3. BTK yetkililerinin açıklamalarında olayın odağına hep çocuk istismarı oturtulmaya çalışıldı ve bu düzenlemenin temel gerekçesi hep çocuk motifiyle süslendi. Ancak yapılan düzenlemeye bakıldığında çocukların ön plana konularak tüm ülkenin internet kullanımını onlara göre ayarlamak gibi bir orantısızlık olduğu söylenebilir. Bu sakıncalar da kendilerine açıklıkla belirtildi. Hatta gay ve lezbiyenlerin örgütü LAMBDA İSTANBUL örgütü temsilcisi, yapılan düzenlemeyle kendilerinin yok sayılmaları bir yana internetteki varlıklarının yok edildiğini sözcük yasakları bağlamında somut örnekler vererek anlattı. Demokrasinin özüne de aykırı olan bu yaklaşım, yine not alındı ama onların gaspedilen haklarının nasıl geri verileceği hala bir soru olarak durmakta.

4. Toplantıya katılan istisnasız tüm sivil toplum temsilcileri, bu kararın derhal geri çekilmesini talep ettiler. Ticari kurumlardan sanal STKlara oldukça geniş bir spektrumu temsil eden bu kişi ve gruplardaki sansür duyarlılığının bu derece yüksek olması, BTK yetkilileri tarafından üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir konu.

5. Öneriler kısmında sivil toplumun sadece eleştiren değil aynı zamanda alternatif çözümler üretebilen bir yapıya sahip olduğunu büyük bir keyifle gözlemledim. Benimki de dahil çok sayıda ve farklı öneri geldi. Toplantıya katılan Ekşi Sözlük avukatı Başak Purut’un Twitter’da yazdığı gibi, https://twitter.com/#!/basakpurut/status/73391430093123585 ‘bu görüşmede dillendirilen taleplerin yarısı kaale alınsa ve onlar da kötü uygulansa bile çok şey düzelir sanırım.’

6. Toplantının sonunda BTK yetkilileri uçağa yetişmek için biraz erken ayrılırken moderatörlerden Timur Sırt, BTKnın bu toplantıyı bir lütuf olarak görmemesini vurguladı. Sırt, sivil toplum temsilcilerinn  bu toplantı vesilesiyle internet kullanıcılarının filtrelemeye yönelik taleplerini dile getirdiklerini ve  temsilci grupların bu sürecin kısa zamanda bir sonuç vermesi için işin takipçisi olacaklarını belirtti.

Sonuç olarak, şu anda BTKdan internet kullanıcılarını rahatlatacak bir açıklama bekleniyor.  Genel beklenti, öncelikle kararın geri çekilmesi ve bunun ardından da yapılan çözüm önerilerinden uygun olanlarının sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle hayata geçmesi.

Tabii devletin bu bürokrasi çarkları içinde bu taleplerin nasıl ve ne zaman yanıtlanacağı konusunda ciddi bir belirsizlik de söz konusu. Bunun farkında olan temsilcilerin bir kısmı, bu toplantının ‘bir oyalama ya da iş olsun kabilinden yapılan etkisizleştirilmiş bir etkinlik olarak kullanılması’ olasılığına karşı yeni eylem planlarını konuşmaya başladılar bile.

Umarım tüm bu olumsuz gidişat, BTK kanadından gelecek iyi niyetli jest ile yapıcı bir işbirliğinin ilk adımına dönüşür ve ülkemizde internetin önü açılır.

Özetle, Web1.0 model bürokrasi Web2.0 model Sivil Toplum ile dün ilk kez buluştu. Tartışılansa internetin geleceği yani Web3.0 ve ötesi idi.

İsmail Hakkı Polat
http://ismailhpolat.com/

40 Bin Kişi “İnternetime Dokunma” Dedi

Dün İnternetime Dokunma Yürüşü için ailece Taksim İstiklal Caddesi’ndeydik. Muhteşem bir kalabalık, birbirinden vurucu sloganlar, tek yürek olmuş insan seli … günün özeti.

Ben 12-15 bin kişi gelir diyordum yürüyüşe, sayı 40 bini geçti. İstiklal Caddesi başından Tünel’e kadar kah bağırarak, kah zıplayarak, kah şarkı söyleyerek ilerledik. Hiçbir taşkınlık yoktu. Rengarenk bir karnaval geçidi gibiydi cadde boyu. Bu kitlesel tepkiyi yaratan etkenleri aşağıdaki basına bildirisi açıklıyor, lütfen okuyun.

Bugün ise 16 Mayıs, şimdi önümüzdeki günlerde neler yapacağımızı düşünmeli, düşündürmeli ve istikrarlı şekilde tepki vermeye devam etmeliyiz. Hatta tepkilerimizi uluslarası boyuta taşımalıyız. Çünkü birçok yerel medya kuruluşunun yürüyüşe olan zoraki ilgisini gördük. Onların katılımcılığına bel bağlamak hata olur. Devlet otoritesinin üstüne baskı oluşturmanın farklı metodlarını yaratmalıyız en kısa sürede.

Unutmayın; bugün geldiğimiz nokta geçmiş on yılın etkilerinin yansımasından başka birşey değildir ve önümüzdeki on yıl da bugün yaratacağımız organize tepkilerin sonucu oluşacaktır.

.

15 MAYIS 2011 DEKLARASYONU

Temel Hak ve Özgürlükler Engellenemez.

1. İnternet kullanıcılarının ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı engellenemez.

Güvenli İnternet Filtreleme Uygulaması Kaldırılmalıdır.

2. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, 22.02.2011 gün ve 2011/DK-10/91 sayılı düzenleyici işlemi yasal dayanaktan yoksundur. Yasal dayanağı olmayan işlem BTK’ya yasalarda öngörülmeyen bir yetki vermektedir. Aynı zamanda düzenleyici işlem Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelerle korunan temel hak ve özgürlükleri doğrudan kısıtlamaktadır.Uluslararası kuruluşlar tarafından açık ve filtresiz İnternet erişimi temel bir insan hakkı olarak görülmeye başlanırken, filtreli İnternet Türkiye’de “standartlaştırılmaya” çalışılmaktadır.

3. BTK Başkanı’nın standart profilin mevcut profil olduğu, isteyenin filtrelemenin dışında kalabileceğine ilişkin açıklamaları doğru değildir. Hali hazırda standart profil diye bir kavram olmadığı gibi filtreleme de söz konusu değildir. Yeni gelen mekanizma ile filtreleme sistemi dışında kalmak mümkün olmayacaktır. Yetkililer gerçekten samimi iseler filtreleme olmayan bir alternatifi İnternet kullanıcılarına sunmak zorundadırlar.

4. Filtreleme sistemi ile izleme yapılmayacağına dair açıklamalar da güven vermekten uzaktır. Şüphesiz filtreleme sistemi ile her bir kullanıcının tek tek izleneceği iddia edilmemektedir. Ancak herkes filtreleme sistemine tabi olduğunda potansiyel olarak tüm kullanıcıların idarenin uygun gördüğü zamanda izlenmesinin yolu açılmış olacaktır. Devletin insanların evlerini izlemeye hakkı olmadığı gibi İnternetini de izlemeye hakkı olmamalıdır.

5. 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan BTK filtreleme uygulaması kullanıcılar tarafından öngörülebilir değildir, keyfidir, ve yapısal olarak bir kontrol ve sansür mekanizmasıdır. Filtreleme sistemi çerçevesindeki profillerden hangi sitelere erişim engelleneceği konusundaki kriterler kullanıcılara bildirilmemiştir. Filtreleme listelerinin oluşturulması için tam yetki BTK tarafından yine BTK’ya verilmiştir. Halihazırda uygulamada bulunan 5651 sayılı yasanın yol açtığı aşırı engellemenin ötesinde şimdi BTK tamamen keyfi tercihlerle yüzbinlerce İnternet sitesini ulaşılamaz hale getirecektir. Hukuka aykırı, ölçüsüz ve keyfi idari işlem demokratik hukuk devletinde kabul edilemez.

6. Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliği, üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve AGİT’e üye devletler içinde kullanılması zorunlu benzer bir devlet politikası bulunmamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kamu otoritelerinin genel engelleme ya da filtreleme önlemleriyle, kamu bilgilerine erişimi ve İnternette sınır tanımayan diğer iletişimi kesintiye uğratmamaları gerektiğinin altını önemle çizmiştir, ve devletin ön denetimine dayalı bu ve benzeri uygulamalar kesinlikle kınanmalıdır ifadelerini kullanmıştır.

7. Daha önce erişim engelleme kararlarında olduğu gibi yetkililer hukuken gerekçelendiremedikleri kararlarını ilgisiz ülke örneklerini kullanarak meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Neden seçildiği anlaşılmayan bu ülke politikalarının aktarımında da kasıtlı saptırmalar yapılmaktadır. Israrla başkalarının hayatlarına müdahale etme isteğinde bulunan idari yetkililerin meşruiyetlerini dünyadaki olumsuz örneklerde araması kabul edilemez.

Çocukların Zararlı İçerikten Korunması için Öngörülen Devlet Politikası Yetişkinleri Etkilememelidir.

8. Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu çocuklar gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa öz-denetim yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu bağlamda, yine her iki örgüt de çocukların erişimi için uygun olmadığı düşünülen ve hukuka uygun içeriğe yetişkin kullanıcıların ulaşmasını engellemeyecek önlemler alınmasının önemini vurgulamıştır. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve okul bilgisayarları ile İnternet kafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli ama devlet düzeyinde ülke çapında zorunlu filtreleme girişimlerinden her ihtimalde kaçınmalıdır. Eğer filtre kullanımı aileler tarafından gerekli görülüyorsa, bu kullanım bireyler tarafından kendi kişisel bilgisayarları üzerinde gerçekleştirilmelidir.

Açık, Şeffaf ve Katılımcı Politikalar Geliştirilmelidir.

9. TİB’in ısrarlı taleplere rağmen erişime engellenen sitelerle ilgili istatistikleri açıklamaması, idarenin şeffaflıktan uzak ve keyfi tercihleri politikasını belirleme konusunda ana yöntem olarak seçtiğini ortaya koymaktadır. Hükümet, mevcut politikası ve uygulamaları yerine çocukları gerçekten zararlı İnternet içeriğinden korumak için yeni bir politikayı katılımcı bir şekilde geniş kamuoyu desteği (sivil toplum, akademi, ve özel sektör) ile geliştirmelidir. Ancak bu yeni yapılanma, çoğunluğun ahlaki değerlerini diğerlerine dayatacağı bir çalışma olmamalıdır. Bu açıdan, BTK Başkanı’nın filtreyi meşrulaştırmak için kullandığı “Anadolu’nun ücra köşelerinden mütedeyyin insanların şikâyetini görmezden gelemeyiz” ifadesi kabul edilemez. İdarenin tüm Türkiye’ye Anadolu’nun muhafazakar değerlerini dayatma gibi bir görevi ve yetkisi yoktur. İnternet düzenlemesine ilişkin yeni politika, ifade özgürlüğüne ve yetişkinlerin her türlü İnternet içeriğine erişim ve tüketim haklarına saygı temelinde geliştirilmelidir. Bu ilkeleri içeren yeni politika, şeffaf, açık,katılımcı ve çoğulcu bir yöntemle belirlenmeli ve hayata geçirilmelidir.

22 Ağustos

15 Mayıs’da üçü ülke dışında olmak üzere 35 kadar şehirde İnternetime Dokunma! diye yürüyoruz, malum. Çünkü 22 Ağustos tarihinde filtre paketleri devreye giriyor ve bir ayağı çukurda internetimiz, mezara düşüp toprak atanını bekler hale geliyor. Bu yüzden sözlüklerin, çeşitli sitelerin, sansür karşıtı bağımsız oluşumların, internet ile ilgili derneklerin deteği ile, hukuksuz internet düşmanı kararlara karşı yürüyoruz!

Ben 22 Ağustos konusunda yazmayacaktım aslında. Televizyonlarda Sedat Kapanoğlu, İsmail Hakkı Polat, Gökhan Ahi, Başak Purut, Yaman Akdeniz gibi konunun uzmanı insanlarla birlikte, konuya dahil olmuş pek çok isim (sözlük kurucuları, yer sağlayıcılar, dernek yöneticileri, sosyal medyacılar) 22 Ağustos’da neler olacağını ve BTK başkanı Tayfun Acarer’in nasıl göz göre göre yalan söylediğini açıkça anlattı.

Buna rağmen BTK’ya inanıp paketlerin tercihli olduğuna ve standart paket ile hiçbir şeyin değişmeyeceğine ikna olan insanlar var. O halde ben de anlatayım dedim. Sen de anlat! Herkes bir kere daha anlatsın farklar ve derdimiz anlaşılana kadar.

Filtre paketlerinin tercihe bağlı olduğu doğru. Standart pakettekiler için fazladan bir filtreleme olmayacağı da doğru. Ancak standart pakette kalanlar için hiçbir şeyin değişmeyeceği yalan. Bugün hangi siteler yasaksa, standart pakette de onlar yasak olacak. Tek farkı uygulamadaki teknik detaylar. Bu teferuatları basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Mevcut sistemde apartman dairemizde bir kapı görevlisi var. “Satıcı ve dilenci giremez” diyor. Tamamen apartmanın içinde, dairemin önünde görev alıyor ve “Recep efendi, bırak gelsin. Ben tencere alacağım ondan” dediğimiz zaman, satıcıyı içeri alabiliyoruz. Yani siteler yasak da olsa, girebiliyoruz. Kiminle muhattap olacağımıza karar verebiliyoruz.

Filtre sisteminden sonra ise apartmanın dışına “aile”den, “çocuk”tan, “yurtiçi”nden ve “standart”tan sorumlu güvenlik görevlileri yerleştiriyor. İçeri kimin gireceğine ise bu görevliler ya da onların eline liste tutuşturanlar karar veriyor. Standart pakette olduğumuzu farzediyorum. Amcamızın oğlu (mesela Youtube) kapıya kadar geliyor. Standarttan sorumlu güvenli görevlisi artkadaşımız, amca oğlumuzuz tipini beğenmiyor. Diyor ki: Giremezsin! Sahiden de giremiyor. Üstelik, kimse bize “senin akraba geldi” de demiyor.

Artık tüm sitelere erişim, tamamen bizim kontrolümüz dışında, bizden uzakta; bir borunun içinden, bir kapının arkasından sağlanacak. Kapının dışındakilerin uygun bulduğu sitelere girebileceğiz. Yoksa siz, kendi ahlakınızı koruyamayacak kadar aciz misiniz? Bunu dayatmalarına izin mi vereceksiniz? Ya yarın(?) yediğinize-içtiğinize, giydiğinize, ne okuyup ne izleyeceğinize de karışırlarsa? Yoksa karışıyorlar mı?

Daha fazlasını söyleyeyim. Bugün yasaklı sitelere DNS ile girebiliyoruz. Yarın giremeyeceğiz. Hatta bugünde, erişmeye çalıştığınız bazı sitelerin dakikalarca bekleyip açılmadığını görüyorsunuzdur. İşte onlar filtreye takılan siteler ve DNS kullanmak işe yaramıyor. (atrparantez: DNS bir yasak aşma yöntemi değildir. Ben işim için de kullanıyorum) Dahası, yasağı aşmaya çalışmak suç olacak. Yani Youtube’da Çılgın Proje’nin muhteşem sunumunu izlemeye çalışırsanız mesela, suçlu duruma düşebilirsiniz. (şu an Youtube açık) Ben işim için DNS kullanmama rağmen, suçlanabilirim. Sadece bir video izlediniz diye suçlanmaya hazır mısınız?

Üstelik hangi pakette hangi sitelerin yasak ya da serbest olacağını, standart pakette hangi sitelere giremeyeceğimizi, standart ya da diğer üç pakette erişime engelli kaç site olduğunu, erişime engelli sitelerin neden engelli olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Bir şekilde doğruluğunu teyit edemeyeceğiz. Hatırlatma: TİB, mahkeme kararı olmaksızın istediği siteyi kapatma yetkisine hukuksuz bir şekilde sahip.

Tabii meselenin özü sadece 22 Ağustos değil. 4 yıldır süren bir macera bu. Farkettirmeden tek tük siteleri engellediler. Sonra Youtube engeli ile insanları uyandırdılar. Bir baktık ki binlerce site engelli. Üstelik katalog suçlardan herhangi birini de içermiyorlar. Bu sayı hala durmadan artıyor. Derken saçma sapan yasak kelimeler çıkıyor ortaya, hiçbir gerekçe olmadan yer sağlayıcılara “bu siteleri kapatın yoksa mahkemelerde papaz oluruz” emri veriliyor. Ve biz bu hengamede 22 Ağustos’u tartışıyoruz.

22 Ağustos sansürü şekillendirmek için bugüne kadar yerleştirilen en büyük taştır.

22 Ağustos sadece bir semboldür.

Simto Alev
http://www.simtoalev.com/