Sosyal İşe Alımın 13 Faydası

Tweet My Job’un yaptığı 2012 Sosyal Medya İşe Alım Araştırması sonuçlarına ait videoyu geçen gün Kaynağım İnsan’da yayınlaşmıştım. Araştırma verilerinden hareketle sosyal alımın şirketler için 13 faydası tespit edilmiş. Bu faydaları incelediğimde dikkatimi çeken çok önemli bir konu oldu: Sosyal işe alım süreçlerinin doğru işletilmesi işveren markasını güçlendirdiği kadar, ürün/hizmet markasını da destekliyor. Araştırma sonuçlarında sosyal işe alım aktivitelerinin ürün ve hizmet satışlarını da arttırdığı gözlenmiş.

Sosyal işe alımın 13 faydasını sıralayacak olursak:

1. İşveren markası değeri, itibarının artması ve tanıtımı

2. Öğrencilerin demografik bilgilerine ulaşım

3. Sosyal işe alım süreçlerinde iş tekliflerinin yüksek oranda kabul ediliyor olması

4. Aday çeşitliliğindeki zenginlik

5. Sosyal işe alım süreçlerindeki dinamizmin çalışan yıpranmasını azaltması

6. Sosyal işe alım sürecinde çalışanlardan gelen referans adayların artması

7. İş arayanların sosyal ağlarda işveren için birer işe alımcı gibi çalışması, ilanları yayması

8. İş aramayan nitelikli işgücüne ulaşmak

9. Daha güçlü İK/işe alımcı markası

10.Daha hızlı işe alım süreci

11. Takipçi toplulukta bağlılık sağlamak

12. Geniş marka farkındalığı

13. Yeni satışlar

Ne dersiniz? Hangi İK’cu bu faydaları işverenine kazandırmak istemez ki?  Öyleyse kim sizi tutabilir ki, kendinizden başka?

🙂

 

 

İnsan Kaynaklarına Pazarlama Dokunuşu

İnsan Kaynakları departmanı, geçirdiği evrim neticesinde artık kendisini “pazarlaması” gereken bir noktaya geldi. Bunda artan literatürün, değişen iş dünyasının, nesil çeşitlilik ve çatışmalarının da etkisi çok büyük. Artık hem beklentilerin arttığı hem de “farklılaşanın” kazandığı bir dönem içindeyiz. İlk olarak, İnsan Kaynakları’nın şirket içindeki vizyonu ışığında departman olarak pazarlanması gerekiyor. Bir slogan, logo ve çeşitli iletişim faaliyetlerinde kullanılacak markalama ile İK’nın şirket içindeki yeri ve misyonu farklılaştırılmalı. Bu yapılırsa, çalışanların da inanç ve güveni tamlanacaktır. İkinci olarak, uygulamaların pazarlanması düşünülmeli. İnsan Kaynakları çalışanları olarak bir şeyleri planlayıp hayata geçiriyoruz ama bunu ne derece pazarlayabiliyoruz? Çalışanlarımıza ne değer sunuyoruz bunu onlara nasıl ifade ediyoruz? Yoksa sadece tüm emeğimizle bir şeyleri ortaya koyuyor ve bunu birilerinin fark etmesini mi bekliyoruz?

İK Uygulamalarının aslen iç müşterilerimiz olarak nitelendirdiğimiz şirket çalışanları için yapıldığını düşünürsek, çalışanları müşteri olarak görüp onlara ürünlerimizi adeta satarmışçasına sunmanın ne derece faydalı ve sonuç getirecek bir şey olduğunu anlayabiliriz. Zira, giderek kompleksleşen ve insanların dikkatini çekmenin daha zorlaştığı iş hayatında, parlamanın ve fark edilmenin etkisini kimse azımsayamaz. Mevcut pazarlama literatürünü kullanarak İK Pazarlaması kavramını oturtmak ve uygulamak mümkün. Stratejik partner olarak İK departmanı iş hedeflerini bilmeli ve buna uygun hareket edecekşekilde iş planını oturtmalı. Her hedef ve uygulamanın pazarlanabileceğini ya da pazarlanmasının gerekli olduğunu söylemiyoruz. Bu yüzden, “Mevcut portföy içinden hangisiyle iç müşteriye gitmeliyiz?” sorusunu yanıtlarken dikkatli olunmalı. Bu seçim yapıldıktan sonra, asıl konu müşteriye gidiş stratejisine geliyor. Nasıl ki şirketler ürünlerini müşteri tercih ve statülerine göre ayarlıyorsa, İK olarak biz de uygulamalarımızı aynı mantıkla segmente  etmeliyiz. Bu segmentasyon yaşa, seviyeye, departmana veya beklentilere göre farklılaşabilir. Bunun nasıl olması gerektiği şirketten şirkete değişir.

Doğru konumlandırma ile müşterilerimize onlara ne sunduğumuzu anlatmalıyız. Tabii yine herkese beklediği ve anladığı biçimde. Her şeyden öte ana hedef “Sizi Duyduk” stratejisini onların kafalarında yaratabilmekte. Pazarlamanın 4 P’sini, yani ürün, promosyon, mecra ve fiyat konularını her uygulama için iyi belirlemek gerek. Çalışanlar bizim uygulamamıza katılacak da ne olacak – ne kazanacaklar? Onları nasıl motive edebiliriz? Uygulamamızın görsel ve mesajlarını onlara nasıl ulaştırmalıyız? Bunun için ödeyecekleri bedel nedir – zaman mı, emek mi? Bu soruların hepsi, İK profesyonellerinin dikkat ve özenle yanıtlaması gereken sorular. Tüm bu yolculuk sırasında anahtar kelime ise “yaratıcılık”. Çalışanlar ile tıpkı Pazar araştırması departmanının tüketiciler ile yaptığı gibi çeşitli fokus gruplar yapmalı. Mevcut durumda çalışanların beğendikleri / beğenmedikleri şeyler neler? Neleri tercih ediyorlar? Gelecek için planladığımız uygulamalarımız hakkında oluşturdukları algılar ne? Bunlardan hangileri neyi nasıl etkileyebilir? Çalışanlara sormadan onlar için bir şeyler yapmak çok zor ve bir o kadar da tehlikeli. Sonradan kaybedeceğimiz zamanın çok az bir kısmını kullanarak yapacağımız bir araştırma, hem İK departmanının algısını yükseltir hem de çoğu önlenemez maliyeti önlenir hale getirir.İK Pazarlaması kavramı, Türkiye’de ve dünyada yeni yeni tartışılan bir konu. Bu konu hakkında detaylı içerik ve güncellemeler için http://www.dinamo.co/default.aspx?pid=53502&nid=67071 sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Linkedin grup sayfasi için ise http://www.linkedin.com/groups/%C4%B0K-Pazarlama-4233298?gid=4233298 linkine tıklamanız yeterli.

 

Bana ulaşmak için: iremgokcel@gmail.com

İrem Önal | PepsiCo Turkey Field Sales HR Manager
http://peopleprocesses.blogspot.com

Sosyal Medyada İşveren Markası Yönetimi Sunumum

Bugün BNC Türkiye’nin düzenlediği İşveren Markası Zirvesi gerçekleşti. Birbirinden güçlü markaların İK Yöneticileri İşveren Markası konusundaki tecrübelerini, projelerini, yürüttükleri iş sürçelerini paylaştı. Bir iki kelime ile günü özetlemek gerekirse nefes almadan her konuşmacıyı dinledim dersem abartmış olmam.

Öğleden sonra gerçekleşen konuşmamda kullandığım sunumumu sizlerle paylaşmak istedim. Bu arada sunumu hazırlarken Guy Kawasaki’nin Gerçeklik Testi kitabında vurguladığı 10-20-30 (10 slayt-20 dakika- 30 font) sunum kuralını ufak bir sapmayla hayata geçirdim. Kuralın konuşmada ‘azla çok’u yakalamak ve zihni yapılandırmak için çok faydalı olduğunu tecrübe etmiş oldum.

Benim adıma İşveren Markası Zirve’sinin diğer güzel tarafı da pek çok İK Yöneticisinden Kaynağım İnsan için yazı isteyecek samimiyeti ortamı yakalayabilmek oldu. Önümüzdeki günlerde gerek uzmanlık alanları, gerekse Profesyoneller bölümü için yazacakları yazılar ile onları Kaynağım İnsan takipçileri ile buluşturabileceğim 🙂

 

İşveren Markanızın Sosyal Medya Yolculuğundaki 10 Adımı

İK’cılar işveren markalarını sosyal medyaya taşımak istiyor ve bu sürecin sadece istemekle olmadığını da biliyorlar. Özellikle son bir yıldır İK’cılar doğruyu yapabilmek için büyük arayış içindeler. Hangi platformlarda, nasıl içerik ve projelerle yer alırsak işveren marka değerlerimizi ulaşmak istediğimiz kitlelere en iyi şekilde anlatabiliriz?

İşveren markalarımızı sosyal medyada konumlandırmak, cazibe merkezi haline getirmek  sürecinde geçilmesi gereken özünde 10 adım bulunuyor:

1. Liderlik: İşveren markası sadece İK’cıların işi değildir. İnsan Kaynakları Üst Yönetimin yetkilendirdiği bölüm olarak süreci yürütür. Dolayısıyla sosyal medyada alınacak her aksiyonda Üst Yönetimin tam desteği ve katkısının olması gereklidir. Üst Yönetim şirket içi ve dışında geliştirdiği söylemler ve katılım ile süreçteki liderliği üstlenmelidir.

2. Planlama: Planlamak başarı işin vazgeçilmez koşul. Planınızın başarısını ise ancak onun Anahtar Performans Ölçütlerini (KPI) saptayarak ve bu verileri takip ederek anlayabilirsiniz.

3. Benchmark: Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Sosyal medyadaki başarılı İK uygulamalarını mutlaka incelemelisiniz. Farklı bloglar, videolar, podcastler, sosyal ağ uygulamalarını incelemek, takip etmek size ilham verecektir.

4. Eğitim: Çekirdek sosyal medya ekibinizi belirleyin. Üst Yönetim ve çekirdek proje ekibini sosyal medya hakkında özenle eğitin. Bütün şirket çalışanlarınızın işveren markası iş ortağı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla bütün şirket çalışanlarınıza sosyal medya eğitimi aldırmanızın da büyük katma değer yaratacaktır. Sürecin yürütümünde çalışanlarınızdan alacağınız geri bildirimler işi olumlu yönde geliştirecek, değiştirecektir.

5. İşletme: İşveren markanızın sosyal medyada hangi ağlarda, nasıl konumlandırılacağı, bu çalışmaların hangi prensipler çerçevesinde, kimler tarafından yürütüleceğini netleştirin. Hiçbir iş sahipsiz kalmamalı. Katman katman proje ekibinizin ve faaliyetlerin sürdürülebilirliğini sağlamalısınız.

6. Teknoloji: Çok az İK’cı internet teknolojileri hakkında derin bilgiye sahip. Ama bu hiç bilgilenemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. İşveren markamızı sosyal medyada konumlandıracaksak internet teknolojilerinin en yakın iş ortaklarımızdan biri haline geleceğinin farkında olmalıyız. İhtiyacımız olan en etkin çözümleri bulmak, proje teknik şartnamesini iyi hazırlayabilmek için bilmediğimiz sulara açılma zamanı.

7. Deneme: İşveren markanızı sosyal medyaya taşırken ayağınızı frene basın. Henüz siz bu otomobili ne derece başarılı kullanabileceğinizi bilmiyorsunuz. Acaba sosyal medyadaki faaliyetlerinizde istikrarlı olabilecek misiniz? Nitelikli içerik ve proje üretmek, dış dünyaya işveren markası değerlerinizi doğru aktarabilmek, dışarıdan gelen iyi veya kötü tepkileri yönetebilmek kolay işler değildir. Sosyal medyaya dört koldan bir anda girerseniz kaş yapayım derken göz çıkartabilirsiniz.

8. İçerik: Sosyal medyada içerik çok hızlı tüketiliyor. Dolayısıyla işveren markanızın müşteriniz üzerindeki etkili olmasını istiyorsanız nitelikli içerik üretecek, içeriğinizi de sık sık güncelleyeceksiniz. İnsan Kaynakları olarak mesajlarınızı sosyal medyaya aktarırken kullanacağınız iletişim metodlarını çeşitlendirmeniz de faydalı olacaktır.

9. Dinlemek – Gözlemek (Monitor): Sosyal medyada işveren markanız ile ilgili sizden kaynaklı veya değil bütün hareketleri, gelişmeleri, tüketicinizin ürettiğiniz neyi sevip, neden nefret ettiğini gözlemelisiniz. Bu takibi eş zamanlı rakipleriniz için yapmanız da faydalı olacaktır. Bunun haricinde ‘en iyi uygulamaları’ da gözlemek ilham almak açısından ihmal edilmemeli.

10. Ölçmek: Ölcemezsek yönetemeyeceğimizi Peter Drucker yıllar önce söyledi. Sosyal medyada işveren markanızı konumlandırmak için binlerce lira harcayacaksınız. Yatırımınızın geri döndüğünü önceden saptamış olduğunuz KPI’larınız üzerinden Üst Yönetime gösterebilmelisiniz. Başarılı sonuçlar bir numaralı maddede yer alan liderlik fonksiyonuna sahip Üst Yönetimi de motive edecektir.

Bütün İK’cılara kolay gelsin 🙂

Sosyal Medya Ve İK – 2

Kaynağım İnsan TV’nin 12. bölümünde Sosyal Medya’nın İnsan Kaynakları mesleği ve fonksiyonlarına olan etkisini ele almaya devam ediyorum.

Sosyal Medya, şirketlerin piyasalara sürdüğü ürün ve hizmet markaları kadar işveren markalarını da etkiledi. Hatta son birkaç yıldır işveren markası kavramının İK’cıların gündemine bu kadar yoğun girmesini Sosyal Medya’ya borçluyuz bile diyebiliriz.

Aslen ezelden beri varolan işveren markalarımız için bugüne kadar neler yaptığımızı sorgulamalı, neler yapmamız gerektiğini öğrenmeliyiz. Sosyal Medya’nın bu sürecin neresinde devreye girdiğini anlamlı, sosyal ağlarda neler yapabileceğini çok iyi araştırmalıyız. Bu sınavı başarılı ile geçebilmek için dersimizi iyi çalışmalıyız.

İK’cılar artık karar vermeli:

İşveren markamızı dijital platformlarda bizler mi konumlandıracağız, yoksa bu işimizi de pazarlamacılara bırakacağız?

İK’cılar olarak dijital platformlarda işveren markamız için fikirler, projeler üreterek kendimizi kapattığımız dört duvar arasından sıyrılıp sanal ortamlardaki zorlu milyonlara mı karışacağız?

Eminim istesek de, istemesek de cevabın aslında ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Akıntıya kürek çekmenin ne mesleğimize, ne de temsil etmekte olduğumuz şirketlerimize kanımca bir faydası bulunmamakta. 🙂

İşveren Markası’na Guy Kawasaki Nefesi

‘Hello, I love You’

Bu slogan 7-8 Aralık 2011 tarihlerinde Management Center Türkiye’nin blogger davetlisi olarak katıldığım Pazarlama Zirvesi’ne ait. Zirve daha birinci saniyeden sloganı ile aklınıza bir gülümseme yerleştiriyor. Bravo 🙂

Diyeceksiniz ki, Pazarlama Zirvesin’de bir İK’cının ne işin var?

Cevabım basit: İşveren Markası

Biz İK’cılar artık ne diyoruz?

‘Her İK’cı bir pazarlamacı’

İşveren markamızı oluşturmak, marka değerlerimizi tanımlamak, onu farklı mecralarda konumlandırmak için adeta bir pazarlamacı gibi düşünmek, çalışmak, bilmek, yaratmak zorundayız.

Örneğin Zirve konuşmacılarından pazarlama dünyası için bir dev isim olan Guy Kawasaki ürün/hizmet markalarının hedef kitlesini büyüleyebilmesinden bahsediyor. Onun ağzından çıkan her tanımlamayı çok rahat İşveren Markası için de uyarlayabiliyoruz:

Guy Kawasaki hedef kitlenizin ayaklarını yerden kesmek için diyor ki;

1. ‘Çekici olun’

Nasıl mı?

Harika bir gülüşünüz olsun. Gülerken sadece yanak kaslarınız değil (Pan Am gülüşü), hem yanak, hem de göz kaslarınız çalışsın yani içten olun, sahteliği herkes anlar.Ve tüketicinize ‘sizin için ne yapabilirim?’ diye sorun. Onlar için her türlü hizmete hazır olduğunuzu anlasınlar.

2. ‘Güvenililir olun’

İlk başta siz karşınızdakine güvenin ki, o da size güvensin. Üretin, tüketmeyin.

3. ‘Kaliteli, harika bir şey yapın. Her ne yapacaksanız o ‘DICEE’ olsun.

D – Deep/Derin- fonksiyonalitesi kuvvetli

I – Intellegent / akıllı, tüketicisini anlayan

C – Complete / Her yönüyle eksiksiz

E – Empowering / Güç, ilham, yaratıcılık katan

E – Elegant / Seçkin, güzel, zarif

4. ‘Bir hikaye anlatın’

Tüketiciniz ile aranızdaki engelleri kaldırın,

Tüketiciniz için değer yaratın (bilgi, destek, görüş)

Çok tohum atın,

Sosyal kanıt sağlayın,

Eko sisteminizi kurun,

Etkileyici gücü olanları büyüleyin.

.

Kısaca Guy Kawasaki biz İK’cılara da diyor ki:

İşveren markanız çekici olmalı, hedef kitlenizin beğenisini kazanmalı, onlara güven vermeli. Sunduğunuz değerlerin reelde uygulanabilirliği olmalı. İşveren markanız kaliteyi temsil etmeli,  hedef kitlesini anlayabilmeli, onlara güç, ilham, yaratıcılık kaynağı olabilmeli. Duruşu seçkin ve zarif, anlattığı hikaye ise hedef kitlesi ile arasındaki engelleri kaldırmış, onlara değer katan, kendi eko sistemini kuran ve etkileme gücü olan kişileri büyüleyebilecek nitelikte olmalı.

Aslında Guy Kawasaki Zirve’deki konuşmasını 10. kitabı Enchantment üzerinden yapılandırmıştı. Kanımca benim ve yukarıdaki yazılanlarla ilgilenenlerin yapması gereken bu kitabı alıp okumak. 🙂

İşe Alım Süreci Boyunca Neler Yapmalı? – 8 / İşe Alım Sürecinin Diğer İK Uygulamaları İle Etkileşimi

Kaynağım İnsan TV’nin 10. videosunda yedi kayıttır incelediğim İşe alım Ssrecini son kez işliyorum.

İşe alım sürecini iş arayanlar ile İK Uzmanları açısından genel olarak toparlayarak başladığım videoda ilerleyen dakikalarda İşveren Markası, Aday İlişkileri Yönetimi, Aday Memnuniyetinin Ölçümlenmesi, Stratejik İK Yönetimi, Yetenek Yönetimi, İK Temsilcisi, Sosyal Medya gibi olguları takipçilerin masasına koyuyorum.

Kaynağım İnsan TV’nin “İK’cılar İçin Sosyal Medya” başlıklı 11. videosunda görüşmek üzere 🙂

İşteSosyal.com

İşteSosyal.com‘un linki Facebook hesabıma dün düştü. Teşekkürler Ömer Çelik 🙂

Derhal uygulamayı kabul ettim. Merakla kurcaladım veeee beğendim.

İşteSosyal.com en özet şekli ile iş arama sürecinizi Facebook üzerinden yürütebileceğiniz bir platform. Kariyer.net, Yenibiriş.com, Secretcv.com  gibi kariyer portallarından sistemine ilan çekiyor. Sizin tek yapmanız gereken hangi pozisyonda arama yaptığınızı “Sana Uygun İş İlanları” boşluğuna yazmanız, sonrasında yüzlercesi ekranınıza çıkıyor.

Burada önemli konu kariyer portallarından çekilen ilanlara İşteSosyal.com uygulamasındaki profiliniz ile başvuramıyor olmanız. Uygulama sizi ilanın çıktığı kariyer portalına yönlendiriyor. Sadece İşteSosyal.com üzerinden direkt çıkılmış bir ilana başvururken uygulama içindeki özgeçmişinizi kullanabiliyorsunuz.

İşteSosyal.com‘un diğer önemli artı değeri bağlantıdaki arkadaşlarınız sayesinde hangi şirket ile bağlantınız olabileceğini görebiliyorsunuz. Bu, o kişilere ulaşarak şirket hakkında bilgilenebilirsiniz anlamına geliyor. Yani işveren markası değerlerini iç kaynaklardan da sorgulayabilirsiniz.

Ben uygulamaı beğendim. Herkese uygulamayı kabul etmelerini ve iş, staj imkanlarını İşteSosyal.com üzerinden takip etmelerini tavsiye ederim. Unutmayın, gelecek bütünüyle sosyal medya üzerinden iş arama, iş bulma, iş değiştirme süreci üzerinden ilerliyor unutmayın, şimdiden alışmalıyız değişime 🙂