Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun? – John Farndon

Oxford ve Cambridge dünyanın en önde gelen iki üniversitesi. Kim okumak istemez ki onlarda?

Elbette herkes bu iki üniversitenin önüne geleni kapıdan içeri buyur etmediğini biliyor. Onların da kendi bünyelerinde sınavları ve mülakat etapları var.

Yazarımız John Farndon bir Cambridge mezunu. Kimbilir ona yıllar önce mülakatta hangi soruları yönelttiler? O kadarını bilemiyorum ama Farndon çok  güzel bir çalışma yaparak Oxford ve Cambridge’e giriş mülakat sorularını “Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun?” isimli kitabında toplamış. Soruları toplamakla kalmamış hepsine teker teker kendi cevaplarını da vermiş.

Soruların niteliği hakkında kafanızda bir fikir oluşması için birkaç örnek vereyim:

Akıllı olduğunu düşünüyor musun? (Hukuk, Cambridge)

Herşeye gücü yeten bir tanrı varsa, kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi? (Klasik Edebiyat, Oxford)

İnsan, böbreğini satmalı mı? (Tıp, Cambridge)

Tarih, bir sonraki savaşın önüne geçebilir mi? (Tarih, Cambridge)

Dürüstlük, nerede hukuka uyar? (Hukuk, Cambridge)

Hangi kitaplar senin için zararlıdır? (İngiliz Dili ve Edebiyatı, Cambridge)

Dünyayı bir uçtan öbür uca deldikten sonra, deliktan atlarsan ne olur? (Mühendislik, Cambridge)

Mutluluğun anlamı nedir? (Felsefe ve Modern Diller, Oxford)

Romeo fevri biri miydi? ( Modern Diller ve Ortaçağ Dilleri, Cambridge)

Beynin en çok neyini seversin? (Tıp, Cambridge)

Smith, sağır ve kör bildiği Jones’un uçuruma doğru yürüdüğünü görüyor, ama ondan hoşlanmadığı için uçurumdan aşağı yuvarlanmasına göz yumuyor. Bu cinayet sayılır mı? (Hukuk, Cabridge)

Çölde bir petrol kralıyım ve düz bir hatta yer alan dört farklı kente petrol dağıtmam gerekiyor. Her seferinde petrol depoma dönmek üzere dört kente de sırayla uğramak zorundayım. Olası en kısa yolu almak için depomu nereye yerleştirmeliyim? Yol sorunum yok, çünkü istediğim kadar yolu bedava açacak bir şeyh dostu var. (Matematik, Oxford)

Salyangozun bilinci olabilir mi? (Deneysel Psikoloji, Oxford)

Başkan Mao bugünkü Çin’i görseydi gurur duyar mıydı? (Doğu Araştırmaları, Cambridge)

Küresel devlet neden yok? (Felsefe, Siyaset ve İktisat, Oxford)

İri ve vahşi hayvanlar neden azdır? (Biyoloji Bilimleri, Oxford)

Dünyadaki insan sayısı çok mu fazla? (İnsan Bilimleri, Oxford)

Yukarıda okumuş olduğunuz sorulara Farndon’un verdiği yanıtları okuduğuzda biraz sıkılıyorsunuz. “Ben bu okullara giremezdim herhalde” kanısı oluşuyor maalesef kafanızda. Sonra da kendi kendinizi avutuyorsunuz: yazar bu soruları kesin masa başında kimbilir kaç kitap karıştırarak vermiştir. Öyle tıkır tıkır ağızdan dökülebilecek cevaplar değil çünkü okuduklarınız… acaba gerçekten değil mi? !

Farndon, sorulara cevap üretirken ilk başta sorunun içeriğini açıyor. Bu açma işlemini çeşitli bilim insanları, filozoflar, iktisatçıların görüşleri ve sözlerinden alıntılarla, formüller kullanarak yapıyor. Onlar sayesinde cevapları hem olumlu, hem olumsuz şekilde yapılandırıyor. En sonda da kendi görüşünü belirtiyor. Kısacası her bir soruda bilgi, görüş bombardıma ile karşılaşıyorsunuz. Ancak şurası kesin ki, hangi bilimle ilgilenirseniz ilgilenin önde gelen eski Yunan filozoflarına, iktisat ve toplum bilimcilerin görüşlerine hakim olmanız şart. Çünkü ister hukuk, ister biyoloji, ister tıp, ister edebiyat her branşın cevabında onlardan mutlaka alıntılar yapılıyor.

Aslında cevaplar için “doğru” veya “yanlış” diye bir ayrımı olmadığını siz de farketmişsinizdir. Adayın sorulara yaklaşımı, soruları nasıl kurcaladığı, bu kurcalama esnasında bilgisini nasıl masaya sürebildiği ve kendi görüşünü nasıl sergilediği önemli. Sözün özü, eğitimini almak istediğiniz dalda ne kadar dolusunuz ona bakılıyor.

Kitabı bitirdiğimde “Acaba Türkiye’de merkezi sınav kalksa ve her üniversite kendi sınav ve mülakatı etabını yapsa, bizde de böyle sorular sorulabilir miydi?” diye düşündüm. ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, Mülkiye’de bu seviyede olmasa bile güzel sorular üretebilirdi kanımca. Aslında öğrenci ve öğrenme kalitesinin artmasını sağlayacak bir etki bu. Düşünsenize bu tip sorular bizim gençlerimizin elinde dolaşıp, böyle sorulara hazırlanmaya başladıklarında gerçek okuma, araştırma, öğrenme, anlama, düşünme ve üretme süreci de başlayabilmiş olacak ülkemizde. Ayrıca biz bu sayede sadece Yunan ve batı bilimleri değil, doğu’nun zenginliğini de yine keşfedebileceğiz; İbni Sina’yı, Farabi’yi, Ali Kuşçu’yu, Ömer Hayyam’ı, Katip Çelebi’yi okuyup, inceleyebileceğiz. Belki o zaman toplum olarak gerçek kimliğimizi bulabileceğiz. Çünkü şu halimizle ne batının, ne de doğunun bilim ve düşün hayatına hakimiz, ezbercilikte ise en önde gideniz. Belki bu sayede fakülteler adaylarına tavsiye kitap listeleri yayınlayacak. Öğrenciler bu bilim, felsefe kitaplarını okuyarak sınav ve mülakatlara hazırlanacak. İyi olmaz mı?

“Zeki Olduğunu Düşünüyor Musun? – John Farndon” üzerine 7 yorum

  1. İpek hanım Merhaba,
    Bu yazınızı okuyunca hemen bir Öğretmenlik dönemi anekdotu paylaşmak istedim. Patenti bana ait bir seviye belirleme yöntemim vardı ilk kez çalışacağım okulda ilköğretim iki veya üçüncü sınıf öğrencilerine uçakta farkı dilleri konuşan yolcuların sayısını belirleme sorusu yöneltir küme çizmekle başlayanları dikkatle takip eder onların çıtasını yüksek tutmaya çalışırdım,birde C blok 5/7 gibi bir adres söyler yazılmasını isterdim. Bu paylaşım da soruların mutlak doğru ve net bir cevabı olmasa da kişinin yaklaşımına dönük orjinal bir değerleme yaklaşımını çok iyi işleyen çok güzel bir paylaşım.
    Emeğinize sağlık,
    Sağlık ve esenlik temennilerimle,

  2. İpek Hanım merhaba,

    daha önce okumuş biri olarak kitabı şiddetle, hatta ısrarla:) tavsiye ediyorum. fuji dağı’nı nasıl taşırdınız?’ı sevenler bunu da beğenecektir diye umuyorum.
    düşünmeye zorlaması kitabın hoş yanlarından biri.

  3. Bence çok iyi olur.Zaten şimdiki sistem eğitim sistemi falan değil bu çok açık.Dershaneler para peşinde aileler ise çocuğunu güzel üniversite okusunda yeterki ezber yapsın kazansın fikrinde.Elbet bir gün bu düzende kalkacak ama inşallah yazıdaki sistem gibi bir düzen olur.

  4. Harika bir paylaşım da daha bulunmuşsunuz İpek hanım.

    Son otuz yıldır kendi kimliğini arayan yüksek öğretim kurumlarına ve eğitim dünyasına (tabii ki anlayana ve uygulayana) çok farklı bir pencere açacak ve kazanımlar sağlayacak bir metod zannımca.

    Yazınızın sonundaki son cümle Türkiye’nin ahvalini anlatmakla kalmamış hep gündemde kalması gereken anlamlı bir düşünce ve fikir eylemi olarak aklımızın her yerine soru işaretleri bırakmamızı sağlamış..

    Teşekkürler paylaşımınız için..

    Sevgilerimle

  5. İpek Hanım,

    Çok ilgi çekici bir kitaba benziyor, paylaşımınız için teşekkürler, en kısa zamanda bir tane edinip okuyacağım.

    Ancak yazmış olduğunuz gibi bizim üniversitelere girişlerde bu tür sorular sorulacağı bilinse bile öğrencilerin kitap karıştırıp araştırma yaparak hazırlanacaklarını ne yazık ki düşünmüyorum. Yıllardır İş Görüşmelerinde benzer sorular sorulmasına, her yerde “İş Görüşmelerinde En Sık Sorulanlar” türü makaleler ve kitaplar yayınlanmasına rağmen, hala her mülakatta her soruyu ilk kez duyuyormuşçasına uzun uzun düşünerek cevaplayan adayların sayıca çoğunluğu beni bu konuda karamsarlığa düşürüyor.

    Tekrar teşekkürler değerli paylaşımınız için.

    Saygılarımla

    1. Sevgili Selin,

      Çok idealist bir yaklaşım olduğunu biliyorum. Bir yerlerden başlamak gerek. Mesaj aslında okumayı, düşünmeyi, üetmeyi öğrenebilmek üzere. Bu da okul yıllarından başlamalı. Okulda da olmayınca sıra iş aşamasına geldiğinde biz İK’cılar çekiyoruz sıkıntısını. “Aç, bir zahmet oku şu mülakat sorularını da, biraz birşeyler öğren” diyoruz. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir