Dijital platformlar ile gerçek hayat arasında bir fark görmüyorum

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Eğitiminiz ve kariyer hayatınız ile ilgili kısaca bilgi verebilir misiniz?

TED Ankara Koleji ve Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü mezunuyum. 1997’de Ankara’dan İstanbul’a taşındım. İnsan Kaynakları kariyerime 1998’de Oktay Bora Yağız’ın yanında OBEY Yönetim Danışmanlık’ta başladım. OBEY, şirketleri makro anlamda analiz edebilme ve işe alım becerilerimi elde ettiğim tecrübemdir.

Ardından Migros Türk T.A.Ş.’de çalıştım. Migros, büyük şirket yapısının işleyişi ve perakende sektörünün dinamiklerini yakından inceleme fırsatını bana verdi.  Ardından ‘sıfırdan İK sistemi kurma’ ve mühendislerle çalışma hedefimi gerçekleştirdiğim Vesbo A.Ş.’ye girdim. Vesbo, Kar Şirketler Topluluğu şirketlerindendir. Yıllar içerisinde topluluğun da İK süreçleri ve yapılandırma projeleri sorumluluk alanıma girdi. 2008 yılında kızımın doğumu ile profesyonel hayata ara verdim. 2009 yılında mesleğe Danışman ünvanıyla döndüm.

Üniversite yıllarınızda part time ya da full time bir işte çalıştınız mı ? Üniversite yıllarınızda iken kariyer hedefleriniz nelerdi? Bu hedeflere ulaşmak adına neler yaptınız ? Hedeflerinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Üniversite benim kendimi keşfettiğim yıllardır. İlk önemli kararım aile işinde çalışmamak olmuştur. Sonrasındaki önemli adımım derslerimi aksatma pahasına, ailemle çatışmayı da göze alarak iş hayatına atılmamdır.

O günün imkanları çerçevesinde Ankara gibi kısıtlı olanakları olan bir ortamda bulabildiğim bütün işlerde çalıştım. Bu işler, neleri yapmayacağım üzerinde zihnimi netleştirmemi sağlamıştır. Sigorta sattım, dergide yazı yazdım, çeviriler yaptım, fuarlarda çalıştım. İstanbul’da BurgerKing’de dükkan personeli konumunda, Ankara’nın çeşitli kulüplerinde ise halkla ilişkiler ve satış bölümlerinde çalıştım. Ankara Belediyesi’nin birçok anket çalışmasında görev aldım.  Bir siyasi partinin gençlik koluna girdim. Japonlarla Tekirdağ liman fizibiltesi projesinde finansal analiz uzmanının asistanlığını yaptım. Bu geçici işler kariyerimi devlette, finansta, satışta, geleneksel medyada şekillendirmek istemediğimi  bana gösterdi.

Mezun olduğumda Ankara’nın sunduğu iş imkanlarının yetersizliği beni arayışa sevketti.  İş dünyası  algımı geliştirmem, genişletmem gerekiyordu. Tam o esnada yakın bir arkadaşımdan gelen “İstanbul’a taşın” önerisini hızla değerlendirdim ve kararımı verdim. Tümüyle kendi maddi imkanlarımı kullanarak, 2-3 gün gibi kısa bir süre içinde şehir değiştirdim.

İstanbul iş piyasası, hedeflediğim iş dünyası algı gelişmesini bana sağlamıştır. İstanbul’daki sektör  ve insan kaynağı çeşitliliği, zaman içerisinde benim için en uygun olduğuna %100 inandığım İnsan Kaynakları mesleğini, önemli tecrübeleri ve doğru yöneticileri karşıma çıkarmıştır.

Neden İnsan Kaynakları?

Üretim, iş süreci girdilerinin en önemlisi, en maliyetlisi, en değişkeni insandır. İnsan sonsuzluktur, sınırsızlıktır.  Her insan, her beyin biriciktir. Çalıştığım bütün işlerde ilgilendiğim konuların sonuçta hep kendini tekrarladığını gördüm. Ama insan öyle değil, onu mekanize edemezsiniz. Onu daha verimli kılmak, onu motive etmek, geliştirmek, değiştirmek öyle dinamik bir iştir ki, bu bana büyük heyecan veriyor, motive ediyor. İnsanın beklenti ve ihtiyaçlarının değişkenliği bizim sürekli yeni yöntemler geliştirmemizi gerektiriyor. Sürdürülebilirlik, verimlilik adına kaynağınız insanı ölçümlemeye çalışmak, imkansızı imkanlı kılma ihtimali nedeniyle İnsan Kaynakları …

İlk iş deneyiminizde karşılaştığınız ilginç bir olayı paylaşır mısınız?

OBEY Yönetim Danşmanlık’ta giriş ve orta kademe iş görüşmeleri yapma yetkisini yeni almıştım. Her görüşmeye büyük heyecanla giriyordum. Elimde uluslararası büyük bir firmaya genel müdür sekreteri pozisyonu vardı. Başvurular çok nitelikliydi. Görüşmeye gelen adaylardan bir tanesi çok gösterişli, güzel bir kadındı. Ayrıldığı işi de İstanbul’un önde gelen iş adamlarından birinin sekreterliğiydi. Aday, görüşmeye başladıktan çok kısa süre sonra, yaptığı işler bağlamında yanından ayrıldığı iş adamının benim bilmemin hiç de hoş olmayacağı özel hayat detaylarını olumsuz vurgularla anlatmaya başladı. Hayatımda ilk defa böyle birşey yaşıyordum. Mülakat mı yapıyordum, dedikodu mu dinliyordum, devam mı etmeliydim, kesmeli miydim?…  Hatırlıyorum, büyük şaşkınlık, hatta panik yaşamış, kibar bir şekilde görüşmeyi sonlandırmakta da bayağı zorlanmıştım.

Elbette bu adayı hemen eledim. Sekreterlik, asistanlık, makam şöförlüğü gibi kritik pozisyonların en önemli davranışsal yetkinliği ketum ve güvenilir olmaktır. Birebir çalıştığı yöneticilerin iş ve özel hayatlarının detaylarına hakim olan bu pozisyonlar, sıklıkla doldurmakta en zorlandıklarımız arasındadır. İşinizden ayrılabilirsiniz ama eski işyerleriniz veya amirleriniz hakkında benzer şekilde söylemler asla geliştirmemelisiniz.

Üniversite öğrencilerine kariyer hedeflerine ulaşmaları için neler yapmalarını önerirsiniz ?

Mutlaka iki, üç yerde staj yapmalarını, özellikle yaz tatillerinde yarı veya tam zamanlı çalışmalarını, bir yabancı dilli akıcı konuşur hale getirmelerini, hatta ikinciyi öğrenmeye başlamalarını, Erasmus veya farklı yurtdışı hibe eğitim programlarını takip etmelerini, katılmalarını, sosyal medyayı kariyerlerinin şekillendirmek ve iş dünyasını tanımak amacıyla akıllı kullanmalarını ve blog açmalarını öneririm. Üniversitelerindeki topluluk ve kulüp çalışmalarında aktif olsunlar. Sosyal sorumluluk projeleri üretmek için uğraşsınlar ve sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak görev alsınlar.  Özel sektör veya kamu kuruluşları pek çok yarışma düzenliyor üniversite gençliğine yönelik. Bu yarışmalara katılsınlar. Üniversitelerde düzenlenen seminer, konferans ve etkinlikleri takip etsinler, sertifikalarını alsınlar.

Gençler iş görüşmelerine/mülakatlara nasıl hazırlanmalıdır? Mülakat esnasında nelere dikkat etmelidir ? Sizce mülakat esnasında sık sık yapılan hatalar nelerdir?

Internet veya kitaplardan nasıl özgeçmiş hazırlanabileceği, iş görüşmelerinde nelerin yapılıp, nelerin yapılmaması gerektiğine dair pek çok bilgi alabilirler. Ama gerek elimize gelen özgeçmişlerden, gerekse  iş görüşmesi esnasındaki performanslardan anlıyoruz ki, gençler çoğunlukla hiçbir şey okumadan, araştırmadan geliyorlar. Beni en çok bu ilgisizlik, meraksızlık usandırıyor. Bazı gençler neyi, neden yaptıklarını bilmeden, düşünmeden, sorgulamadan yaşıyorlar.  “Neden” kalıbı üzerinden sorulabileceğini biliyorlar ama bu soru kalıplarına hazırlanmadan geliyorlar: Neden bu bölümde okudun? Neden bu işi yapmak istiyorsun? Neden bize başvurdun? Neden seni işe alayım? … Üniversite yıllarında staj yapmış, çalışmış, kulüp çalışmalarında yer almış, farkındalığı artmış adayların iş görüşmeleri genelde çok akıcı geçer. Çünkü bu adayların kendilerine ait anlatacakları tecrübeleri, başarıları vardır. Kendilerini tanımışlardır. Hangi konulardan hoşlandıklarını, yatkın ve verimli olduklarını keşfetmişlerdir.

İş görüşmesinde maddi konulara işveren tarafı bahsetmedikçe girilmemeli. Soru sorulacaksa görev tanımı veya iş süreçleri üzerinden soru üretilmeye çalışılmalı. Bunun haricinde kıyafet, saç, sakal düzgünlüğü, güzel el sıkışmak,görüşme süresince göz temasına dikkat etmek, eski iş tecrübelerine dair negatif söylemler geliştirmemek, dedikodu yapmamak önemlidir. Güleryüzlü ve olumsuzluk vurgusu olan stres sorularında otokontrollü olmak da artı puan kazandıracak diğer konulardır.

Sosyal medyanın insanların kariyer arayışları üzerindeki faydaları nelerdir?

Ben sosyal medya, dijital platformlar ile gerçek hayat arasında bir fark görmüyorum. Bir insan gerçek hayatta nasıl ise sosyal medyada da aynı kişi olmalıdır. Hatta sosyal medya bir kişi eğer üretkense, hedef odaklı , girişimci ve çalışkansa ise bu becerilerini sergileme imkanı veriyor. Kişi kendi kendinin referansı haline geliyor.

Sosyal medya sadece gençler değil, bütün profesyonellere gündelik hayatlarında kolay kolay ulaşamayacakları insanları erişilir kılıyor. Onlarla yazışır, paylaşır hale gelebiliyorsunuz. İşte bu bağlantı ağı zenginliğinin gerisinde büyük fırsatlar yatıyor. Üniversite yıllarından geliştirebileceğiniz bağlantı ağınız, eğer üretken bir profil sergiliyorsanız, gün geliyor size iş teklifi şeklinde geri dönüyor.

Sosyal medyayı sadece eğlence aracı olarak görmek büyük bir hata. Amerika iş diyaloglarının %75 i sosyal medya üzerinden yürüyor. Microsoft’un yaptığı araştırmaya göre işverenler işe alımlarının %70’inin artık sosyal medya üzerinden yapıyor. Bu gerçekliğin farkına varmalı gençler ve sosyal medyadaki profillerine, dijital ayak izlerine dikkat etmeliler.

İnsan Kaynakları işe alımlarda; facebook, twitter gibi sosyal ağlara ne kadar önem veriyor? Siz de işe alımlarınızda bu sosyal ağları kullanıyor musunuz?

Ben çok önem veriyorum ve aktif olarak kullanıyorum. Özellikle blog sahibi olan gençlerin hemen bloglarını incelerim. Hangi konu üzerine olursa olsun, blog yazmak, içerik üretmek önemlidir, çalışkanlık göstergesidir. İstikrarlı yazı yazmak zor bir iştir; çünkü yazı yazmak araştırmayı, bilgi ile içiçe yaşamayı, iletişim becerisini ve özgüvenli olmayı gerektirir. Böylesi bir zorluğu hobi olarak yapabilen kişinin iş hayatında da üretken ve çok yönlü olması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bunun haricinde sosyal ağlar üzerinden işe alım yaparak hem maliyetleri düşürüyorum, hem adayların özgeçmiş veya iş görüşmesi süresince ulaşamayacağım detaylı bilgilerini okuyabiliyorum. Bu bilgiler olumlu olduğu kadar adayın elenmesine neden olabilecek olumsuzlukları da içerebiliyor.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı ?

İnsan Kaynakları mesleğini hedefleyen üniversiteli arkadaşlara son mesajım. “Neden İnsan kaynakları?“ diye sorduğumuzda, “Çünkü seviyorum, insan ilişkilerinde başarılıyım” şeklindeki yaklaşımları çok yetersiz kalıyor. Öncelikli olarak insan kaynakları mesleğinin ne olduğunu, amacını öğrensinler. İnsan kaynaklarını sevip sevmeyeceklerini ancak mesleğin teorisi ve güncel uygulamaları hakkında bilgilenerek anlayabilirler. Bu yönde sorduğum sorular sıklıkla yanıtsız kalıyor. İnsan kaynakları, her mesleki disipline hakim olmayı gerektirir. Bu, ciddi iş bilgisi demektir. Bu bilgiye de kendilerine iş kütüphanesi kurarak ulaşabilirler.

İnsanlarla ilişkilerin iyi olması bir ölçüt olmakla beraber, bir şirketin bütün iş süreçlerine, stratejilerine, hedeflerine verimlilik adına hakim olmak ve proje üretmek eş değerde önemlidir. Elbette İK bölümünde staj yapmaya çalışsınlar. Ayrıca yabancı dili (İngilizce) güçlendirmek, yabancı kaynak ve blogları takip etmek gelişim için olmazsa olmazlarımız. Ve şunu da unutmasınlar; eğer gerçekten isterlerse bu hayatta olmayacak şey yoktur ve İK’yı gerçekten istemek, ancak İK’yı bilmekle olur.

İnsan kaynaklarında genelde kadınların çalıştığını görüyoruz. Üniversitelerde soruyorum kim ilgileniyor diye, hep kızlar el kaldırıyor. Üniversiteli erkek arkadaşlar da İK kadınların işi gibi yanlış bir algı var, bu yanlış.

Röportaj için teşekkür ederim.

Bu röportajım Uniisbul.com‘da yayınlanmıştır.

“Dijital platformlar ile gerçek hayat arasında bir fark görmüyorum” üzerine 4 yorum

  1. İnsan kaynaklarını en doğru kelimelerle en doğru kişi anlatmış : ) “Neden” kısmı ise heyecanınızı, insana duyduğunuz sevgiyi hissettirecek kadar canlı ifade edilmiş. Ezber konuşmalar yapmak yerine bu heyecanı hissettirebilmektir bence önemli olan. Siz bunu hep başarıyorsunuz.

    Sevgiler,
    Özge

  2. İpek Hanım,
    Yine çok faydalı bir paylaşım… Röportajınız gerçekten biz gençler için, özellikle İK düşünen arkadaşlarımız için aydınlatıcı bilgiler içeriyor.

    Teşekkür ederiz

    1. Sevgili Sinem,

      Çok severek yaptığım mesleğimi en doğru kelimeleri kullanarak anlatmaya çalıştım. İK işine gönül veren gençlere iletmeye çalıştığım mesajlar yerini bulduysa, bu harika 😀

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir