Sen Memur Musun, Uzman mı?

İş görüşmesine gelen bazı genç adaylara bu soruyu sorarım:

“Sen memur musun, uzman mı?”

Farkındayım, oldukça beklenmedik bir soru. Böyle bir sual sonrası, adayla aynı manzaraya bakmak adına ‘memur’ ve ‘uzman’ kavramlarından ne kasdettiğinizi açmanız gerekir.

Memur, kendisine verilen görev tanımını yerine getiren kişidir. Bir kutu içindedir ve o kutunun dışına çıkmak istemez. Taş üstüne taç koymaz, iş geliştirmez. Memurların kimisi çok iyidir; arkadaşı 30 evrak işlerken, o 45 tanesini bitirir günde. Şirketlerde iyi memurlara ihtiyaç çoktur.

Uzman ise, kendisine verilen görev tanımı yapmanın yanında sürekli işi, süreci nasıl iyileştiririm diye düşünür. İş, süreç hakkında fikirler geliştirir, projeler yapmak veya projelerde yer almak ister. Çalıştığı alan hakkında her geçen gün daha çok bilgilenir, derinleşir. Kitap, kaynak okur sürekli. Zamanla işi ile bağlantılı yan işleri de öğrenir. Sonrasında da büyük manzarayı görmek için farklı disiplinleri keşfe çıkar. Çünkü uzmanlar için öğrenme ve üretmenin sonu yoktur.

Bu açıklamalardan sonra bazı adayların yüzü düşer. Nedenini siz düşünün.

Soruya verilen cevap özünde adaydan aldığım taahhüttür. Ve aslında bu bir mülakatta yanıt alınacak en stratejik sorudur.

Gelin aynı soruyu bir de size sorayım:

Sevgili okuyucum, sen memur musun, uzman mı? 

Kariyere Başlarken

 

2014 yılında üniversitelerden aldığım seminer davetlerinde konuşma konu başlıklarım çeşitlenme ivmesi gösteriyor. Geçtiğimiz yıllarda sadece mülakata odaklanan üniversite gençliği artık iş dünyasına girişe çok daha geniş bir perspektifte yaklaşıyor. Bu mutluluk verici.

Gençler, kariyer kavramının hayatımıza ne zaman girdiği, üniversite boyunca nasıl kariyer altyapısının güçlendirilebileceği, özgeçmiş zenginleştirilmesi, kariyerin geliştirilmesi ve 21. yüzyılda kariyer çeşitliliği gibi farklı konularda aydınlanmak istiyor.

Seminer verdiğim öğrencilere “Sunuma blogumdan ulaşabilirsiniz” diyorum. Eh, artık ulaşabiliyorsunuz. Hepinizi sevgi ile öpüyorum. 😀

Mülakatta Tehlike Çanları Ne Zaman Çalar?

mülakat

“Kısa vadeli hedefim bu mülakattan paçayı sıyırmak, Uzun vadeli hedefimse bir zaman makinası bulup, buraya geri gelip, şimdiye kadar veridğim bütün cevapları değiştirmek”

Bir mülakata davet edildiğinizde mutlaka hazırlanmanız gerektiğini biliyorsunuz. Çünkü bir adayın görüşmeye hazırlanıp gelmiş olması, o kişinin çalışkanlık seviyesinin, işe girmeye olan isteğinin, merakının ve işe alındığında içeride gösterebileceği performansın da bir ön göstergesi niteliğinde.

Artık iş arayanlar mülakata hazırlanabilmek konusunda da çok şanslı. Onlarca yerli ve yabancı internet sitesi, blogda ve pek çok kitapta mülakat sürecine dair isteyebileceğinizden çok bilgiye, mülakat esnasında sorulabilecek sorulara ve hatta soruların yanıtlarına ulaşabiliyorsunuz. Mülakata hazırlanabilmenin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda şunu çok net yazabilirim ki, mülakata dersini çalışıp gelmiş aday ile hazırlıksız olan arasındaki fark adayların kapıdan giriş anından itibaren belli oluyor.  Hazırlıklı aday heyecanını kontrol altına alabiliyor, soruları daha kolay anlıyor ve seri cevaplar veriyor, özgüvenli oluyor, stress anında olumlu enerjisini kaybetmiyor.

Mülakata hazırlıklı gelenlerin nasıl tutumlar sergilediklerini maddeler boyunca sıralayabiliriz. Peki, ya hazırlıksız gelenler? Onlar mülakat sürecinde neler yapıyor? Bir adayın hazırlıksız olduğunu işe alım uzmanları nereden anlıyor? Hazırlıksız adaylar aşağıda sıralanmış olan on altı hatayı neredeyse istisnasız yapıyorlar;

1. İş başvuru formunu özensiz doldurmak,

2. Güven verici şekilde, İK uzmanının gözlerinin içine bakarak el sıkışmamak,

3. Şirket ve sector hakkında tatminkar bilgi verememek,

4. Güçlü yönlerini (yetkinliklerini) yaşanmış olaylar üzerinden örneklendirememek,

5. Zayıf yönleri hakkında ‘zeki’ cevaplar verememek,

6. Pozisyonun ne kadar maaş alacağını İK uzmanı konuyu açmadan önce sormak,

7. Şirket ve yapılacak işin mahiyeti değil, işverenin sunduğu yemek, yol, mesai saatlerine odaklanmak,

8. İşe alım uzmanı ile inatlaşmak, yarışmak,

9. Aşırı rahat, laubali veya somurtkan, olumsuz tutumlar sergilemek,

10.Beden, kıyafet temizliği ve düzenine özen göstermemek,

11.İngilizce (veya herhangi başka bir yabancı dil) bildiğini özgeçmişte ifade edip, mülakat esnasında İngilizce konuşamamak,

12.Olumsuz durumlarda çözüm değil, bahane üretmek,

13.İş hayatına dair hedefleri, hayalleri hakkında düşünmeden gelmek,

14. Şirket, görev tanımı, olası birlikte çalışacağı ekip hakkında bilgi edinmeye yönelik soru sormaya çalışmamak,

15.Aranılan pozisyonun görev tanımını iş ilanı üzerinden okumamak, başvurduğu şirket iş ilanını hatırlamadığını söylemek.

 

 

Farklı Bir Mülakat

Yıllardır mülakat yapıyorum.

Adayların ellerini sıkıyorum. Oturuyoruz. Sohbet havasında, tecrübe seviyesine göre sorular üreterek adayları tanımaya, anlamaya çalışıyorum.

Rutin bu.

Acaba diyorum, rutini değiştirsem ve adaya “Sen bana soru sor” desem. “Bana iş, şirket, sektör, yönetici, sistem,gelecek, vs. istediğin 10 soruyu sor …” Nasıl olurdu?

Elbette başkasına böyle bir mülakat tecrübesini yaşatmadan önce bana böyle bir taleple gelinse ne sorardım şirkete diye düşünüyorum … ve soruyorum:

1. Bunca aday arasından beni hangi üç beğendiğiniz noktam nedeniyle görüşmeye çağırdınız?

2. On yıllık perspektifte şirketinizi rakiplerinizden farklı/güçlü kılan(kılacak) özellikleriniz nedir?

3. Kurumun ve çalışanların performansı düzenli ölçülüyor mu?  KPI’lar belli ve güncel mi?

4. Çalışanlar ve yöneticiler arası geri bildirim görüşmesi düzenli olarak yapılarak kariyer planları hazırlanıyor mu ?

5. Geçen yıl şirkette kaç tane yenilikçi/değişim/gelişim projesi yürütüldü? Nelerdir?

6. Şirkette hangi ERP programı ve yazılımlar kullanılıyor? Hangileri?

7. Tepe ve orta kademe yöneticileriniz en son hangi üç stratejik yönetim ve liderlik eğitimine gitti?

8.  Şirketinize 1-10 arası bir puan verecek olsanız bu ne olurdu? Neden verdiğiniz puanın bir üstü veya bir altı değil?

9. Şirketinizde çalışmayı neden seçeyim? Bana nasıl bir değer önermesi sunuyorsunuz?

10. Şirket bana bir tek soru yöneltecek olsa, bu soru ne olurdu?

.

Ya size böyle bir taleple gelseler siz şirkete neler sorardınız? Merak ediyorum …

.

Bir de, bir İK’cı olarak böyle sorulara şirketiniz adına cevap verebiliyor musunuz? Onu da merak ediyorum. Bazılarına veremeyebilirim diyorsanız, ben de 2 Mayıs’dan itibaren başlayın dersinizi çalışmaya derim 🙂

.

Değerli adaylar ve çalışanlar,

Eğer “kurumsallaşmış bir şirket” arıyorum/istiyorum diyorsanız, mülakata gittiğiniz/çalıştığınız şirkette bu soruların karşılığının peşine düşün, cevaplar yoksa da cevapları oluşturmak için siz kolları sıvayın, fırsatı görün, ‘fark yaratan olun‘ derim.

Mülakat Sorularının Kalitesi

2012 yılında kullandığım İşe Alım ve Mülakat Teknikleri Eğitimi sunumumu geçen gün Kaynağım İnsan’da paylaşmıştım. O yazımı, işe alım süreçlerinin kanayan yarası, “mülakat sorularının kalitesi” hakkındaki düşüncelerimi “önümüzdeki günlerde” paylaşacağımı belirterek bitirmiştim. O gün geldi.

Kaliteli soruları ben iki ayırıyorum:

1. Klişeleşmiş kaliteli sorular: Bu grubun örnek sorularından birkaçı aşağıdadır.

Benimle iki en güçlü (veya geliştirilmesi gereken) yetkinliğinizi paylaşır mısınız?
5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
Sizi neden işe alalım?
Bize neden başvurdunuz?”
Bu mesleği neden seçtiniz?
İşinizden neden ayrıldınız?

Sorular klişe olmakla beraber gelen cevaplar hiçbir zaman eş değildir çünkü insanlar eş değildir. Dolayısıyla adaylardan duyabileceğiniz cevap varyasyonu sonsuzdur. Ayrıca cevapların %100 bir standartı da yoktur. Hatta yaratıcılık unsuru soruların bazılarında özellikle ön plana çıkar.

Ama şu an konumuz adaylar değil, İK kadrolarının mülakat performansı olduğuna göre soralım:

Acaba İK uzmanları adayların bu sorulara verdiği cevapları nasıl yorumlayacağını biliyor mu? İK bölümleri ne duymak istediğini kendi kendine tanımlayabilmekte mi?

İşte biz İK’cılar bu iki soruda şiddetle çuvallıyoruz. İddia ediyorum ki, %80 İK uzmanı yukarıdaki sorulara verilen cevapları nasıl değerlendirmesi gerektiğini, adaydan ne beklediğini bilmiyor. Türkiye’nin en büyük organizasyonlarından birinin genç işe alım uzmanı bana işe alım yapmaya hiçbir eğitim almadan başladığını söylediğinde donup kalmıştım. Büyükler bunu yapıyorsa, gerisi ne yapsın? Peki, o eğitimsiz işe alım uzmanının elediği adayların durumunu hangi kıdemli İK yöneticisi açıklayabilir ?

2. İş, süreç, bilgi, tecrübenin değerlendirildiği kaliteli sorular: Bu tip sorular bir İK’cının genel iş bilgisini, mesleki olgunluğunu test edebileceği, adayların zihinlerinin içinde dolaşmaya çıkabileceği, benim en keyif aldığım sorulardır. Özellikle nitelikli, kıdemli adayların her biri içine dalıp yüzebileceğiniz birer okyanus gibidir. Her bir soruya verilen cevap İK’cı için iş, sektör, iş piyasası eğitimi niteliğindedir.

Elbette bir adayın  iş, süreç, bilgi, tecrübesine yönelik kaliteli soru üretebilmek için ilk başta İK uzmanının çok iyi iş, süreç, sektör, şirket biliyor olması gerekir.

Siz bir Planlama Müdürü arıyorsanız, adayın ne kapasitede bir makina parkında, nasıl, hangi doluluk oranları ile planlama yaptığını, hangi yazılımı kullandığını, fire oranlarını, sevkiyaların nasıl organize edildiğini, hammadde alımlarının nasıl yapıldığını, kaç işçi ile kaç vardiyada çalıştığını, depo optimizasyonunu, verimlilik arttırma çalışmalarını sorabilmelisiniz. Bu soruları sorabilmek için ilk başta kendi şirketinizdeki üretim planlama sürecine hakim olmalı, sonra da adayın anlattıklarının sizin arayışınız ne kadar örtüştüğünün kıyaslamasını yapabilmelisiniz.

Şeytanın detaylarda gizli olduğunu unutmayalım. Yetkinlik bazlı mülakat deyip sadece “ne kadar lidersin, örnek lütfen”, “ne kadar problem çözücüsün, örnek lütfen”, “ne kadar risk yönetebilirsin, örnek lütfen” üzerinden gitmek bana göre manzaranın bütünü, işin kendisini görememektir.

Hazır adı geçmişken, ben halen “yetkinlik bazlı mülakat” denen eğitimlerin neden verildiğini anlamış değilim. Benim 30 saniyede karşımdaki kişiye açıklayabileceğim bir soru sorma yönteminin bir gün boyunca anlatılması kanımca zaman kaybından başka birşey değildir. Bana göre piyasada “Yetkinlikler” diye bir eğitim olsa bir taşla pek çok kuş vurulmuş olur. Aradan hem mülakat, hem performans değerlendirme, hem kariyer, hem yetenek yönetimi çıkar.

.

Ey İK uzmanları,

kaliteli klişe sorular sorun, ne duymayı beklemeniz gerektiğini esnek bir zihinle sık sık düşünün, hatta o sorulara ilk başta kendiniz cevap verin,

kaliteli iş, süreç, bilgi soruları sormak için sahaya inin, şirket çalışanlarınız ile kaynaşın, insanlar işleri nasıl yapıyor onların yanında, onlara sorarak öğrenin. Elinizdeki kısır görev tanımları üzerinden iyi mülakat performansı çıkarmak, kaliteli sorular sorabilmek gibi boş hayallere kapılmayın.

Unutmayın, bir mülakatçının ürettiği soruların kalitesi ve cevapları yorumlayabilme yetkinliği ile işe alım performansı (en uygun insanları işe alabilmek) doğru orantılıdır. Soru ve yorum kalitesi arttıkça etkin işe alım oranları artar.

 

 

İşe Alım Ve Mülakat Teknikleri

İşe alım ve mülakat, İK uzmanlarının iş piyasası tarafından en çok bilinen, İK’cıların ise toplam işyükü içinde önemli bir paya ve stratejik öneme sahip olan işi.

Yukarıda paylaştığım sunum benim ‘işe alım ve mülakat sürecine giriş’ niteliğindeki çalışmam. İşe alım hakkında hiçbir fikri olmayan veya temel bilgilere sahip olanlara bu sunum eşliğinde bilgilerimi aktarıyorum.

Şunu da belirteyim; bu sunumu geçen yıl hazırlamıştım. Prensip olarak sunumlarımı her yıl mutlaka yeniliyorum, geliştiriyorum. Şu anda da bambaşka bir sunum geliştirmekteyim. O nedenle bu çalışmamı genel görüşe açıyorum.

Diliyorum sunum içeriği sizin de işinize yarar. 🙂

Bir sonraki yazım da mülakat üzerine olacak. Daha doğrusu İK’cılarımızın ürettiği mülakat sorularının kalitesi üzerine. Kaynağım İnsan’ı takip edin 😀

 

Mülakata Davetlisiniz ! – İTÜ İKZ 2012

Bugün İTÜ İnsan Kaynakları Zirvesi’nde Mülakata Davet başlıklı konuşmamı yaptım. İTÜ’de olmayı, Süleyman Demirel Kültür Merkezi salonunda konuşmayı seviyorum. Öğrencilerin ilgisi, gözlerindeki meraklı bakışlar beni motive ediyor. Böyle zamanlarda kendime ‘daha da fazlasını onlara ulaştırabilmeliyim’ diyorum. ‘Artık bir mesleki kitap yazabilmeli, öğrenmek, anlamak, tartışmak isteyene daha büyük manzaraları sunabilmeliyim’. O da olacak inşallah.

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, bana mülakat canlandırması süresince destek veren Ezgi’ye buradan teşekkür ederim. Eğer gerçek bir iş görüşmesinde olsaydık büyük ihtimalle çok keyifli dakikalar geçirecektik ve onu istediği bölümün yöneticisi ile tanıştıracaktım. Sakin, uyumlu ama bir o kadar da kendinden emin ve netti Ezgi. Konuşurken kullandığı her kelimeyi düşündüğünü gördüm ve ona güvendim. O da kendisinde güven ve inanç uyandıran bir yönetici ile çalıştığında kariyerinde çok başarılı olacak.

Mülakat yapmak soru sormanın ötesinde satır arası okuyabilmek, adayın her kullandığı kelimenin alt anlamlarını çözebilmektir. Adayın kullandığı kelimelerin alt anlamları İşe Alımcı’nın zihnindekiler ile örtüşmüyor olabilir. Sıklıkla da böyledir. Dolayısıyla mülakat sürecinde gerçekleşen iletişimde İşe Alımcı’nın gerçek becerisi kelimelerin kendi zihnindeki çağrışımlarını yorumlamak değil, adayın zihnindeki karşılıklarını bulmaktır.

Zirvede kullandığım sunumu aşağıda inceleyebilirsiniz. Teşekkürler İTÜ, teşekkürler Dilek Görgüç 🙂

 

 

 

Teşekkür Mektubu Nedir?

Ülkemizde katılınan mükalat sonrasında işverene Teşekkür Mektubu gönderme adabı bulunmamakta. Oysa ki, işe girmeye istekli aday böylesi bir iletişim kanalı açarak ‘fark yaratmak’ adına güzel bir nokta atışı yapmış olabilir. Neden? Çünkü yöntemi kullanan henüz yok.

Ne gerek var? diye düşünebilirsiniz. Elbette şart değil ama aday olarak zarif yaklaşım sergilemenin de hiç sakıncası olmaz.

Sizi akşam yemeğine çağırmış arkadaşınıza ertesi gün telefon açıp nasıl “çok güzel bir yemekti, teşekkürler, bir daha ki sefere bende buluşalım” diyorsanız, sizi görüşmeye davet eden işe alımcıya da “faydalı bir görüşmeydi, teşekkürler” çok rahat diyebilirsiniz.

İşte size bir Teşekkür Mektubu örneği, (pozisyon detayı içermiyor)

Sayın XYZ,

Dün gerçekleştirdiğimiz iş görüşmesinden duyduğum memnuniyeti size bildirmek istemekteyim. Firmanız ve sizinle karşılıklı konuşabilmek imkanına sahip olmak benim adıma önemli bir tecrübeydi.

Görüşme esnasında belirtmiş olduğunuz başvurduğum pozisyona dair detay bilgiler ile sahip olduğum iş tecrübeleri ve yetkinlikleri birlikte değerlendirdiğimde, pozisyonun benim için çok uygun olduğuna inancım artmıştır. Bu nedenle firmanızda çalışmak isteğimi bir kere daha tarafınıza bildirmek istedim.

Değerlendirmeleriniz sonrasında ikinci aşamada yer alan adaylardan biri olmak için heyecanla bekleyeceğim.

Saygılarımla,

ABC

Bir Adayın Neleri İşe Alımcıyı Etkiler?

Sıralayayım:

– Başvuru formunun temiz ve eksiksiz doldurulması,(angarya işe girdiğinizde çok daha fazla olacak, unutmayın)

– Adayın güleryüzlü ve coşkulu olması, (Karadeniz’de gemileriniz batmış olmasın)

– Güven veren, iki avucun birbirini kavradığı, ölçülü gücün sergilendiği el sıkış, (ne elimizi koparın, ne de tüy konmuş hissi uyandırın)

– Erkek adayların kadın işe alımcının oturmasını bekledikten sonra yerine yerleşmesi, (biraz centilmenlik, medeniyet lütfen …)

– Tecrübe aktarımının özellikle sayısal veriler eşliğinde, başarılar ön plana çıkartılarak yapılması,(yıllık satışınız ne kadardı? sorusu sonrasında tavana bakarak düşüncelere dalmayın)

– Klişe olan sorulara çalışılmış gelinmesi, (mutlaka en az bir tane sorulur, lütfen hayatınızda ilk defa soruları duyuyormuş gibi afallamayın)

– İngilizceye dönülen anlarda panik olunmaması, sakin bir şekilde dil değişiminin yapılması,(dil bildiğinizi yazıp, iş konuşmaya gelince birden bire onu unutmayın)

– Olumsuz içerikli sorularda kontrollü tutum,(stres iş hayatında her daim var)

– Başvurulan şirket hakkında detaylı bilgi sahibi olunması,(lütfen 15 dakikanızı ayırın, internette bulduklarınızı okuyun ve görüşmeye gelin)

– Özellikle ilk görüşmede ücret konusunun aday tarafından hemen masaya getirilmemesi,(iş hep önce gelir)

– Adaya yöneltilen “bir sorunuz var mı?” sorusuna pozisyonun içeriği veya şirket hakkında soru üretilmesi, (mesai saat ve günlerinin nasıl olduğunu lütfen sormayın, işe başlamadan ne zaman biteceğini merak etmeyin)

– Tecrübe paylaşımları esnasında eski firmalara, yöneticilere, patronlara ait dedikoduya varan olumsuz söylem geliştirilmemesi,(çok kötü, neler neler dinliyoruz bir bilseniz…)

– Aday için öngörülen görev tanımına yönelik seçici, olumsuz içerikli yaklaşımlar getirilmemesi, (onu yapmam, şunu istemem, hepsini ben mi yapacağım … demeyin lütfen)

– Üst, baş, ayakkabı temizliği, saç, sakal düzgünlüğü,(ve lütfen ter kokmayın!!!)

– Üst seviyede tecrübe sahibi adaylarda mütevazi ama tavizsiz duruş, (şu dağları, bu ovaları ben yarattım, bir ben varım gerisi yok deyince olmuyor işte … ama bilgi ve tecrübeniz en kıymetli varlığınız, onu biz çok iyi biliyoruz zaten)

– Az tecrübeli adaylarda pozisyona yönelik dile getirilen isteklilik,(‘almasanız da olur, beni isteyen çok, her gün bir görüşmeye gidiyorum’ tavırları da olmuyor, doğruya doğru …)

– Mülakatın sonucunu gerek mülakat esnasında, gerek mülakat sonrasında takip eden aday (geri dönüş için net bir tarih/süre verilmedi ise bekledim de haber gelmedi demeyin, işinizin peşinden gidin)

– Mülakat sonrasında gönderilen “Teşekkür mektubu” (hiç gelmiyor, gelse panoma asacağım)

– Yersiz geliştirilen iddialaşmalar (işe alımcı ile rekabete lütfen girmeyin çünkü ortada bir yarış yok ! )

.

.

.

Evet, İK profesyonelleri sizden de katılım bekliyorum? Neler sizi etkiliyor?