2015 Yılı Kaynağım İnsan – İA Performans Karnesi

bsc 2015

Her yıl başında önümü görmek ve kendimi daha etkin yönetebilmek için hazırladığım Kaynağım İnsan – İpek Aral performans karnesini “biraz” gecikmeli olsa da yayına aldım.

2014’ü ise yuvarlayarak 80 puanla kapattım. Fena değil, daha iyi olabilirdi.

2015 yılının ilk altı ayında içinde bulunduğum sivil toplum çalışmasının büyük zamanımı alacağını söyleyebilirim. Memleket meselesi her konunun üstünde.

Danışmanlık projelerim ve eğitim çalışmalarım tam hızıyla devam edecek. Yılın ikinci yarısı yeni bir danışmanlık hizmeti devreye almayı istiyorum. Ayrıca yine yılın ikinci yarısında yeni bir blog da açma planım var.

Kitap okuma tempomu arttırabilmeyi istiyorum, bazen keşke iki tane kafam olsa diyorum 🙂

2015 her bakımdan zor bir yıl görüntüsü veriyor. Ama şurası kesin ki, niyetimiz ne kadar iyi olursa, ne kadar çok çalışır ve birbirimize güvenirsek herşey o kadar aydınlık olur. Olacak.

Performans Değerlendirmenin Dijital Geleceği

rfid_diagram

Performans değerlendirme üzerine kafa yormak meslekte en hoşuma giden işlerden biri. Ne yaptık, ne yapıyoruz, neler yapabiliriz? Uzak gelecek bize neler getirecek?

Elbette bir teknoloji sever olarak hemen aklıma teknoloji ve performans değerlendirmenin nasıl entegre edilebileceği sorusu geliyor.

Örneğin, iş süreci performans başarı göstergeleri ile bireysel performans değerlendirme göstergelerini entegre edecek ve bütün çalışanların her an yanında taşıyabilecekleri el terminallerini kullanabiliriz desem size birşey ifade eder mi?

Biraz bulanık oldu snırım, açayım  …

Her pozisyon için hazırlanmış akıllı el terminalleri olacak. Şirket yapılan bütün işleri, o işlerden sorumlu insanların yanında taşıdığı el terminalleri üzerinden RFID teknoloji* ile takip edebilecek. Bu ne demek? İlk etapta iş süreçleri adımları ile başarı göstergelerinin kapsamlı kodlanması. Sonrasında da iş verimliliğinin ve süreç içindeki çok farklı insanların etkinliğinin anlık olarak karşılaştırmalı takip ve analiz edilebilmesi. Buradan akacak verilerin okunması her çalışanın yetkinlik performanslarının da hangi aşamalarda diğerlerine göre artı veya eksi farklılaştığını gösterebilecek.

El terminallerinin bir diğer güzelliği, çalışanların da kendi performans verilerine şeffaf şekilde anlık takip edebilecek olması. Bu da geri bildirim almak sürecinin yeniden tanımlanacağı anlamına geliyor.

El terminalleri bu süreçte bir gelişim aracı haline de dönüşebilecek. Çalışanın beklenenin üstünde veya altında performans sergilemesi durumunda anında el terminaline katılması istenen eğitim önerileri gelecek. E-eğitim veya iş üstünde eğitim yönlendirmeleri el terminalleri üstünden yürütülecek. Bunun haricinde koçluk, mentorluk desteği almak için de el termanalleri akıllı çözüm ortaklarımız olacak.

El terminalleri, ayrıca iç iletişim aracı olarak sosyal ağ mantığı ile çalışacak. Bu sayede yönetici ve bütün çalışanlar birbiri ile rahatça etkileşime girebilecek.

Kısacası belki bir iphone büyüklüğünde el terminali ile bütün iş süreçlerimizi, iş bağlantılarımızı, paylaşımlarımızı idare edip, performansımızı kontrol edebileceğiz, eğitim, koçluk, mentorluk desteği alabileceğiz.

Evet, işte benim hayalim. Şimdi siz söyleyin, okuduklarınız zihninizde nasıl bir manzara oluşturdu?

Ya sizin hayalleriniz neler?

.

*Radyo Frekansı ile Tanımlama (RFID) teknolojisi, radyo frekansı kullanarak nesneleri tekil ve otomatik olarak tanıma yöntemidir. Otomatik Tanıma ve Veri Toplamadır. 

Bir Beyaz Güvercin

dove

 

 

 

 

 

 

 

BİR BEYAZ GÜVERCİN

Bir beyaz güvercin havalandı bugün,
Aklımda taçlandı özgürlük,

Bir beyaz güvercin değdi ruhuma bugün,
Şanslıyım, anladım gölgende,
Keşfetmek için bedel, varsın özgürlük kadar ağır.

-O- beyaz güvercinle bugün,
Sen ve ben, -biz- olduk artık, önümüzdeki her hür gün.

 

#direngezi

 

Bende Gelecek Var

Bende Gelecek Var

20 Mayıs 2014 Salı günü, Pfizer Türkiye İK bölümünün üniversite gençliği için organize ettiği ‘Bende Gelecek Var” organizasyonundaydım. Kırkı aşkın gencin Pfizer Türkiye Ortaköy tesislerinde, sayısını bilemediğim kadarının da ekran başında canlı takip edebildiği ‘Bende Gelecek Var’a, ben de öğleden sonra panelist olarak katıldım.

Panel konuşmamın içeriğini, 1. üniversite öğretimi sürecinde iş hayatı ve kariyere hazırlanmak için neler yapılabileceği, 2. etkin teknoloji kullanımı, 3. iyi bir iletişimci olmak kavramı, 4. talepkar değil, vaatlerle dolu bir özgeçmiş hazırlamanın önemi üzerine kurgulamıştım. Panelin sonunda ise başarılı bir iş görüşmesi geçirmek için neler yapılabileceğini katılımcılar ve ekranları başından paneli takip eden gençlerle paylaşmaya çalıştım. Aşağıda konuşmam süresince kullandığım sunumu paylaşıyorum.

Üniversiteli gençlere değer katan bu organizasyonu başarıyla hayata geçirdikleri ve beni de bu değer katma sürecine dahil ettikleri için Pfizer Türkiye İK ekibe ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.

“Bende Gelecek Var” etkinliğinin bütün içeriği ve konuşamacıları ile ilgili kapsamlı bir yazı okumak istiyorsanız sizi Eğitim Ajansı’nın sitesini TIKLAMAYA davet ediyorum.

🙂

1 Mayıs İşçi Bayramı Türkiye’de Nasıl Kutlanır?

“1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun”

Yüreğimden coşkuyla, bugün yaşadıklarım ve gördüklerimleyse utanç içinde 1 Mayıs’ı kutladık. Geçen yıl yazmışım “bu nasıl iş?” diye. Aynı kelimeleri tekrarlamak istemiyorum. O nedenle fotoğraflarla bu yılı anlatmayı tercih edeceğim. Havada uçuşan gaz bombaları, tomalardan fışkırtılan sular, etrafa koşuşan insanlar, kan, bağrışma ve nefret. 

Gelecek yıl herşeyin farklı olacağına sonuna kadar inanıyorum. Farklı olması için çalışıyorum, çalışıyoruz, çalışacağız. İşçiler yine şarkılar söyleyerek, halaylar çekerek Taksim’de olacak, 1 Mayıs’ını kutlayacak.

Bütün GEN Sorularının Cevapları Bende Olsaydı

Bazen insanın günlük hayatın sınırlarını veya insan yapabilirliklerini zorlayacak düşünce fırtınasına girmesi gerekir. Kimisi buna saçmalamak diyebilir, kimisi yüksekten uçmak, kimisi ise hayalcilik. Ama zaten bütün büyük işler başlangıçta saçmalayarak, yüksekten uçarak, hayal ederek başlamıyor mu?

Ben de diyorum ki, eğer genetik bilimi üzerine bütün cevapları biliyor olsaydım şu aşağıdaki beş İK ve yönetim sorusunun yanıtını patır patır verirdim;

1. İnsanların gen haritaları üzerinden hangi iş(ler)de, nasıl bir öğrenme – gelişim modeli ve hangi genetik özelliklere sahip bir yönetici ile başarılı olabileceklerini analiz edebilecek miyiz?

2. Örneğin beş kişinin gen haritasını yüklediğimiz bir yazılımdan bu ekibin birlikte, hangi koşullar sağlanırsa, nasıl performans çıkartabileceğine dair cevaplar alabilecek miyiz?

3. Bir şirkette çalışan insanların gen haritaları üzerinden hangi bölümde/ekipte hangi yönetim modelinin daha etkili olabileceği analiz edilip, çoklu yönetim sistemi işletebilecek miyiz?

4. Bir şirketteki iş süreçlerinin birim fayda hesaplarını yaparken, bir iş sürecinde çalışan insanların bireysel ve ekibin toplu performans standartları üzerinden esnek hesaplamalar yapabilecek miyiz?

5. İK ekiplerinde işletmeci, ekonomist, çeko, endüstri/işletme mühendisi, psikolog, sosyolog, istitastikçiden sonra gen mühendisleri de mi istihdam edeceğiz?

Bir soru da şirket avukatına:

Yoksa bütün bu sorular ayrımcılık kabul edilip, hukuken yasak mı olacak?

Vizyonsuz Bir Liderle Yaşamak – 3

Üniversite seminerlerinde öğrencilere en büyük uyarımdır: Vizyonsuz bir lider/yönetici ile çalışmayın. 

Vizyonsuzluk nedir? 

Anlık ve gelecek korkusuyla kararlar almak ve hareket etmektir.

Güç kaybı korkusundan dolayı asla etrafını ve uyarıları dinlememektir. Sadece kendi doğruları ile yaşamaktır.

Herkesin arkadan iş çevirdiğine olan yüksek inanıştan dolayı kimseye güvenmemek, herkesi potansiyel hain olarak görmektir.

Mutsuz ve sinirli yaşamak, hırçın konuşmaktır.

Vizyona ihtiyacı olmadığına, bütün çözümleri “zaten” bildiğine inanmaktır.

Etrafında nitelikli insan bulunduramamaktır.

İşler için uygun insanları görevlendirememektir.

Güvenli alanından çıkmamak için sadece kendisine benzeyen itaatkar insanlarla yaşamak ve çalışmayı tercih etmektir.

Ve vizyonsuzluk, akıl dolu doğru soruları asla soramamakdır.

.

Gençler, ‘vizyon sahibi lider/yöneticiniz olsun, hayatınız değişir, algınız, aklınız gelişir ‘ derken, bir koca Türkiye Cumhuriyeti milletinin tarihinde gelmiş geçmiş en vizyonu kapalı başbakanı tarafından yönetiliyor, yönetilmek zorunda kalıyor olması ne acı. İstifa edip gidemiyoruz. İstifa ettirmeye çalışıyoruz, olmuyor.

Japonların Kaizen’i sürekli gelişim der. Bardağın boş tarafına değil, problemlerin gerisindeki gelişim fırsatlarına odaklanır. İnternet yasakları ve sansür bizim şu an çok büyük problemimiz. O zaman bu problemin gerisindeki fırsat ne olabilir diye düşünüyorum.

Cevabım şöyle;

Bu yasaklar, bizlerin hak ve özgürlüklerimiz için uğraşan mücadele kasımızın/yetkinliğimizin her geçen gün daha güçlenmesini sağlıyor. Bir adamın vizyonsuzluğu, bizim vizyonumuzu açıyor, büyütüyor, ne istemediğimizi çok net görmemizi sağlıyor.

Artık biliyorum ki, 20 yıl sonra bu günleri “millet olarak 21. yüzyılda kimliğimizi bulmamızı, hayatlarımızın anlamını tanımlamamızı sağlayan önemli bir dönemeçti” diyerek hatırlayacağız.

30 Mart Pazar günü yerel yönetimlerimizi seçmek için sandığa gideceğiz. Oylarımızı geleceğin aydınlık Türkiye’sini inşa etmek için verelim. Geleceği inşa etmek için tek ihtiyacımız çok çalışmak, bir patlamış ampul değil.

Dar Vizyonunla Sen Beni Hiçbir Yere Taşıyamazsın – 2

Vizyon, gelecek demek. Gelecek adına elinizdeki verileri, bilgileri, farklı görüşleri ve en önemlisi sezgilerinizi harmanlayarak atacağınız adımlarınızı ve kaynaklarınızı planlamak, uygulamaya geçmek demek.

Haydi şimi Türkiye’nin vizyonuna son bir uygulama ile bakalım:

Twitter yasaklandı. 

Aslında anlamak için arif olmaya gerek yok yukarıdaki iki kelimelik cümledeki vizyonsuzluğun ağırlığını hissetmek için. Bu kısacık cümlede vizyon yok ama Twitterı yasaklayanların kendi gelecekleri hakkında derin ve büyük kişisel korkuları var.

İkinci soru:

Bu kadar derin ve titreten korkuları olan bir idareci kitle bizi nereye taşıyabilir? 

Bu sıfırlamışlık ile hiçbir yere.

.

Dar Vizyonunla Sen beni Nereye Taşıyabilirsin?‘ yazı dizisini tasarlarken merkezime çalışma hayatındaki insanların 21. yüzyıl standartlarında gelişebilmeleri için sahip olmaları gereken 7 yetkinliği almıştım. Son yaşadığımız büyük internet sansürü olayından sonra bu yetkinlik setine en tepede yer alacak şekilde yeni bir madde daha ekliyorum:

ÖZGÜRLÜKLERE BAĞLILIK

İnsan, elinden alındığında haklarının gerçekten peşine düşüyor. Sözde değil, özde özgür bir insan olmanın çeşitli tutumları sergileyebilmek olduğunu anlıyor.

Özgür insan olmak ve kalmak için sergilenen tutumları incelediğimizde ise daha da etkileniyoruz. Neden mi? Çünkü insanların özgürlükleri adına girdikleri çaba bu yazı dizisinin nedeni olan 7 ana yetkinliği sergilemelerini sağlıyor.

Şimdi düşünün Twitter kapandığı andan itibaren aşağıdaki yetkinlikleri(tutumlara dönüşen beceriler) nasıl sergiledik?

1. Açık İletişim;

İnternet ortamında farklı platformlarda açık iletişim halinde kalarak bütün bilgilerimizi, görüşlerimizi korkusuzca paylaştık. Mizah unsurunu gerginliğimizi azaltmak için ilaç niyetine kullandık. Kimimiz üçerik üretti, kimimiz içeriği yaydı, kimimiz “beğen”di. Önemli olan açık iletişim sayesinde topyekün bilinçlenmekti.

2. İşbirliği;

Twitter yasağını aşmak için yasaklara karşı duran insanlar birbirlerine destek verdiler. Ulusal ve uluslararası boyutta işbirliği yaparak yasakçı zihniyet üzerinde baskı oluşturdular. Bu baskı yasakçı zihniyeti doğru yöne teşvik etmek içindi. Eğer şu anda istenilenin tam tersi yaşanıyorsa, bu yasakçı zihniyetin eninde sonunda meşruiyetini yitireceği anlamına gelmektedir.

3. Girişimcilik;

İnternet sansürü ve yasaklar insanların örgütlenerek mücadele etmesine yönelik kıvılcımı ateşledi. İK blog yazarlarının kendi kendilerine bir araya gelip İnternet Özgürdür Hareketi’ni başlatmaları özgürlükleri korumak adına bir girişimdir.

İnternet özgürdür Hareketi, temsil ettiği insanın gelişimi adına cesaretle harekete geçerek risk almaktır. Bu hareket kapsamında gösterilen çaba uzun solukludur. Her ne kadar hareketimizin bazı arkadaşlarımıza olumsuz yansımaları olduysa da, yola çıkarken kimsenin bize çiçek tarlaları vaadetmediğinin fazlasıyla farkındayız. Şu son yaşanan Twitter yasaklaması ile de ne kadar doğru bir çaba içinde olduğumuzu gördük.

4. Yenilikçilik;

Ülkemizde yaşanan internet sansürü dünya için de bir vaka niteliğinde. Şu an gerek internet teknolojileri, gerekse hukuki boyutta pek çok uzman bu gibi durumlarda yasakların nasıl aşılabileceği konusunda çalışıyorlar. Belki bugün, belki yarın bambaşka yenilikçi uygulamalar ile karşımıza çıkacaklar ve bu yenilikçi uygulamaların çıkış noktası, esin kaynağı  Türkiye’deki internet yasakları olacak.

5. Çeşitlilik;

Twitter yasağında mücadele veren insanların dini, dili, cinsiyeti, hayat görüşü, milleti hiç önemli değildi. Karşımızda sadece yasakçı zihniyete karşı tek yürek olmuş milyonlarca insan var.

6. Sürekli Gelişim;

Twitter yasağı veya peşinden gelebilecek yasaklara karşı internet kullanımına devam edebilmek için mücadele veren 7’den 77’y herkes şimdiye kadar bilmediği internet teknolojilerini öğrendi, uyguladı ve halen geliştirme halinde. Her ne kadar ‘21. yüzyıla dair kitap yakma girişimi‘ niteliğinde bir internet yasaklama süreci yaşasak da, bardağın dolu tarafında bizler tabir yerinde ise öğrenmek adına uygulamalı koşmaya” başladık.

7. Katılımcılık;

Twitter yasağına karşı durmak için bir izin, bir ehliyet gerekmiyor. Dünyanın her köşesinden ve Türkiye’den “Hak ve özgürlükleri kimse keyfi yok edemez” diyen herkes Twitter yasağı ve internet sansürüne karşı şimdilik ağırlıklı internet ortamında yazarak, çizerek, paylaşarak, beğenerek katılıyor.