Mülakatta Başarılı Olmak

İş arayan kişi için mülakata davet edilmek işe alınma yolunda önemli bir basamağı geçmektir. Sonrasında gelen mülakat sürecindeki adayın başarısında ise birçok faktör vardır. Bu faktörlerden tabii ki en önemlisi adayın kendisi, gösterdiği performanstır. Peki, bir aday mülakat performansını yükseltebilmek için görüşme öncesinde ve/veya esnasında neler yapmalıdır, sıralayalım:

1. Aday görüşmeye gideceği şirket/topluluk hakkındaki bilgilere bir önceki gece çok iyi çalışmalıdır. O kurumda üst düzeyde kimler çalışmaktadır, pazar durumları, başarıları, yatırımları nedir? Üst düzey yöneticilerle yapılmış röportajlar, kurum hakkında çıkan haberler … bunlar kesinlikle internet üzerinden araştırılmalı ve okunmalıdır.

2. Aday internet veya çeşitli İK kitaplarından rahatlıkla ulaşabileceği, benim “klişe” olarak nitelediğim mülakat sorularına hazırlıklı olmalıdır. Ör/ neden bize başvurdun? beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun? Güçlü/zayıf yönlerin nelerdir? Liderlik vasıflarını sergilediğin geçmişinde bir olay var mı? nedir? , vs. vs. Klişe sorulara verilecek orijinal, yaratıcı cevaplar adayların sıklıkla diğerlerine göre parlamalasını sağlar.

3. Aday iş terminolojisini, mühendis ise teknik terminolojiyi mutlaka iş görüşmesi süresince kullanabiliyor olmalıdır.

4. Aday , hep güleryüzlü olmalıdır. İşe alım uzmanı agresif, olumsuz tutumlu olsa bile optimizmden asla ödün verilmemelidir.

5. Aday mülakata sanki baştan sona ingilizce olacakmışcasına hazırlıklı gelmeli, İngilizce soru sorulduğunda “çok heyecanlandım, cevap veremedim” gidi yanlış/saçma bahaneler üretmemelidir.

6. Aday, işe alım uzmanının olası “sizin bir sorunuz var mı? sorusuna nitelikli cevaplar üretebilmelidir. Ör: Firmanızın sektördeki pazar payı nedir? Firmaız bu yıl yüzde kaç büyümeyi hedefliyor? Bölümümde kaç kişi çalışıyor? Benden önce pozisyonda biri var mıydı? Performas değerlendirmesi yapılıyor mu? nasıl? vs. vs.

7. İş görüşmesinde para veğil, iş odaklı olunduğu ve işin çok istendiği işe alım uzmanına hissettirilmelidir.

8. Adaya mülakat öncesi çeşitli dokuman, sunum, mini proje hazırlattırılmışsa, bunlara büyük özen gösterilmelidir.

9. 2.,3. aşamaya kalmış olan aday işi garntilediği gibi bir hisse kapılmakta ve tavırları itibaryle sıklıkla gevşemektedir.

10. Emeğe karşılık kendi aklınızda bir bedel(ücret) belirlerken gerçekçi olunmalı, konu önce araştırılmalı, kıyaslamalar yapılmalıdır.

11. İşe alım uzmanı ile asla tartışmaya girilmemelidir.

12. Fiziksel görüntü, temizlik, giyime büyük özen gösterilmelidir, abarıdan kaçınılmalıdır.

13. Adaya doldurması için verilen başvuru formuna büyük özen gösterilmelidir.

14. Mülakat öncesi, mülakat teknikleri ve süreci hakkında mutlaka araştırma ve okuma yapılmalıdır.

15. Test uygulamaları esnasında ilk başta soru kağıdı bütünüyle gözden geçirilmeli, soru içerikleri kavranmalı, buna göre de zaman planı yapılmaldır.

Şirketler Neden İş Başvuru Formu Doldurtur?

Şirketler mülakata çağırdıkları adayların önüne doldurmaları için iki veya dört sayfadan oluşan İş Başvuru Formu verirler. Bazı adaylar bu formları itirazsız doldurur, bazısı ise doldurmayı reddeder. “Ben size özgeçmişimi gönderdim, neden aynı bilgileri tekrar tekrar yazıyorum?” diye çıkışırlar.

O halde meraklısı için neden adaylara İş Başvuru Formu doldurttuğumuzu madde madde açıklayayım:

1. İş Başvuru Formunun doldurulması isteği şirketin potansiyel çalışanından ilk talebidir. Bu ilk iş talebi aday nezninde bir angarya niteliği taşıyabilir ama zaten iş hayatında da ne angaryalarla karşılaşmıyor muyuz? İlk angaryayı reddeden işe girdiği takdirdekarşılaşacağı büyük veya küçük bütün angaryalarda problem çıkatacak, işi aksatabilecektir.

2. İş Başvuru Formuna gösterilen özen; temiz ve eksiksiz doldurulması adayın işe genel yaklaşımının bir aynasıdır, uyum, uzlaşma ve çalışanlık göstergesidir.

3. İnsan Kaynakları Uzmanları İş Başvuru Formu doldurulurken kullanılan yazı karakterlerini analiz edebilmektedir.

4. İş Başvuru Formları İnsan Kaynakları bölümünün kurumsal kimlik kapsamındaki kıymetli evraklarından biridir. Mülakata alınan adayların bilgilerinin belirli standartlarda arşivlenmesini sağlar. Aday formda beyan ettiği bilgilerin doğru olduğuna dair formun altına imzasını atar. Şirket ise bilgilerin gizliliği üzerine adaya güvence verir. Karşılıklı bu taahhüt özgeçmiş üzerinden yapılamaz..

5. Özellikle özenerek İş Başvuru Formunu dolduran adaylar, formu kurumun ciddiyetinin bir göstergesi olarak algıladıklarını net olarak ifade etmektedirler.

6. İş Başvuru Formları kurumsal pazarlama anlamında büyük değer taşır. Aday formu dolduruğu süre boyunca elindeki evrak vasıtasıyla kurum ile resmi bir bağlantı içine girer. Bu bağ kurum ve marka bilinilirliği açısından önemlidir.

7. İş Başvuru Formlarının tasarımı ve içeriği vasıtasıyla adayın özgeçmişinde bulunmayan bilgilere ulaşılabilmekte, adaya çeşitli kişisel sorular yöneltilebilmektedir.

Sıraladığım temel doldurulma nedenleri dışında şirket bazlı farklı detaylar da listeye eklenebilir.

Sevgili iş arayanlar, lütfen iş görüşmesine gittiğinizde sizden doldurmanız istenen İş Başvuru Formunu dikkatle, temiz ve doğru içerikle, üşenmeden doldurun. İnsan Kaynaklarının bu ricasını reddetmeyin.

Örneğin ben çok güzel doldurulmuş bir form elime gelirse adaya teşekkür ederim. + 1 puan alır.  Zaten adayı beğenip çağırmışım, elimdeki form da pırıl pırıl … süper 😀

Kıskançlık, Duyguların En Asili Mi, En Rezili Mi?

Yazım bir soruyla başladı:

Kıskançlık, sizce duyguların en asili mi, en rezili mi?

Seçim yapmak zor, hatta denklem çok değişkenli olduğu için kanımca bir parça da imkansız. Bir kişi için bile yerine, durumuna, zamanına, muhattabına göre kıskanmak duygusunun yansımaları çok farklı olabiliyor. Örneğin iş hayatında çok saygın/tecrübeli kişilerin yıkıcı nitelikteki kıskançlıklarının takım çalışması performansını ne kadar bozabildiğini kariyerimde defalarca tecrübe ettim.

Biz İnsan Kaynakları profesyonellerine gelince, sanırım en ortak kıskançlık kıvılcımlarının içimizde ışıldadığı an, karşımızda çok nitelikli ve başarılı adayları gördüğümüzde yaşanır. İçimde böylesine bir parlama hissettiğimde kafamdaki yegane düşünce “bunun benim için mükemmel bir fırsat olduğudur”. Nasıl bir fırsat? Soracağım sorularla karşımdaki nitelikli insanın beynine, başarı motivasyonuna, çalışma ilkelerine, üretme disiplinine ulaşma fırsatı. Bunu bir çeşit benchmarking gibi de düşünebiliriz. Aday o kadar içtenlikle açar ki kendisini, adeta Disneyland’de bir çocuğun dolaştığı gibi kişinin beyninde dolaşabilirsiniz. Siz de kendi birikiminizi dökersiniz masaya ve sohbet akar gider … ve görüşme sonunda içinizdeki kıskançlık hissi sıfıra iner, çünkü istediğiniz iş bilgisi ve tecrübelere empati becerinizin desteğiyle fazlasıyla ulaşmış olursunuz.

Kısacası kıskançlık bana göre duyguların en asilidir, kişisel gelişim için ayağa gelen kaçırılmayacak nimettir. Kıymetini bilelim 🙂

Akıl Göreceli

Son zamanlarda beni en şaşırtan mülakatları düşünüyorum. Aklıma hemen bir genç makine mühendisiyle yaşadığım diyalog geliyor.

Kurumsal kimlik ve pozisyonun ağırlığı gereği aradığımız kişiden erkek ise takım elbise, kadın ise dengi resmi kıyafet giymesi beklentimiz var. Ama bazen görüşmeye adaylar her ne kadar üniversite mezunu olsalar ve siz her ne kadar “bunu bilmeli” diye düşünseniz de, çok rahat kıyafetlerle gelebiliyorlar. İşte o gün karşımda böyle rahat, jean pantolonunu giyip gelmiş bir aday oturuyordu.

Genç makina mühendisi ile okulu, stajları, mezuniyeti, beklentileri hakkında konuştuktan sonra kibarca

“Bazı sektörlerde günlük mesaide de serbest kıyafet normal karşılanıyor. Bizim firmamız ise resmi kıyafeti tercih ediyor. Yani sizin şu an görüşmeye geldiğiniz kıyafet bizim standartlarımıza fazla uymuyor”

dedim. Aday

“Ben böyle rahat ettiğim için bu şekilde geldim. Takım elbise giymeyi sevmiyorum”

dedi. Ben iki saniye kadar durup hafifçe güldüm.

“Peki biz sizi işe almak istersek nasıl giyinip geleceksiniz işe?”

Adayın cevabı şaşırtıcı

“Ben bu şekilde rahatım”

İşte böyle zamanlarda kafamdan bir sürü düşünce geçer. Aday çok nitelikli olsa kurumsal kimliği mi onun için esneteceğim? … Hayır … Aday neden şirketin kimlik talebine kafa tutuyor? … Bilmiyorum, olasılıkları detaylandırmayacağım … Bunu bilinçli yapıyor olabilir mi? …. Olabilir, olasılıkları detaylandırmayacağım …. Böylesi iyi bir pozisyonu jean giyeceğim diye tepmek akıllı bir davranış mı? … Akıl bazen göreceli, detayları detaylandırmayacağım …

Evet, akıl bazen gerçekten göreceli …

Soru Sorma Hakkı

Bugün Friendfeed’deki İnsan Kaynakları profesyonelleri üzerine olan bir yazışma esnasında bir üye yakın zamanda başından geçen olayı paylaştı. İsmini kullanma izni almadığım için “üye” olarak isimlendireceğim kişi girdiği mülakatta İşe Alım Uzmanına soru sormak istediğinde, “Siz bizim sorularımızı cevaplarsanız daha iyi olur” şeklinde bir tepki aldığını yazdı.

Tabii olayı birebir yaşamadığım için kesin yargılarda bulunmak çok da doğru olmayabilir. Ama her ne olursa olsun, eğer bir aday soru sormak istiyorsa, sorar.

Unutmamak gerekir:

Bir adayın sorduğu soruların içeriği, niteliği adayın algısının, bilgisinin, ilgisinin, beklentisinin ne yönde olduğuna dair ana parantezleri açar. Bu parantezlerin içini doldurmak iyi bir İnsan Kaynakları profesyoneli için çok kolaydır. Adayın soru üretmesi bir işe alımcı için nimettir. Eğer bu nimetin önünü keserseniz ben adayın değil, İnsan Kaynakları profesyonelinin mesleki becerisini sorgularım.

Değerli İnsan Kaynakları profesyonelleri lütfen adayları soru sormaya teşvik edin, aldığınız cevapları ve cevapların satır aralarını okuyun. Eğer bu konuda kendinizi eksik buluyorsanız da, lütfen geliştirin.

🙂

İşe Alım Üçlemesi 1 – ‘İntihar Etmek’ Ne Demek?

bunalım Bir veya birkaç pozisyon için kimi zaman yüzlerce kişi ile görüşme yapmak gerekebilir. Hele ki perakendecilik sektöründe, kadrosu kalabalık mağaza açılışlarında görüşme etapları çok tempolu geçer. Genel itibariyle başvuru yapmış lise mezunu veya üniversite öğrencisi, yaşları ağırlıkla 18-22 arasında değişen gençler görüşmeye çağırılmayı merakla beklerler. Bu merakın seviyesi Anadolu şehirlerinde İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollere kıyasla kat kat fazladır.

Samsun’da bahsettiğim tempoda bir görüşme etabı geçirmiş, mağaza kadrosu netleştirmiştik. Ankara’daki ofisime döndükten birkaç gün sonra olumlu adaylara işe alındıklarının bildirimlerini yapmıştım. Derken bir öğleden sonra telefonum çaldı.

“Migros, ben İpek” diyerek klasik telefon karşılamamı yaptım.

Karşı tarafta söylediklerini anlayamadığım derecede bağıran bir kadın vardı. Aradan net duyabildiğim birkaç kelime kadarıyla telefondaki kişi bir anneydi ve kızından bahsediyordu.

“Hanımefendi, lütfen biraz sakin konuşun, ne dediğinizi takip edemiyorum” dedim kibarca.

Sesinin şiddetini bir parça azaltmakla birlikte bağırma tonunu değiştirmeyen kızgın anneyi dinledim.

Anlattığına göre kızı Samsun mağazasının açılışı öncesi görüşmeye alınan gençlerden biriydi. Kızıyla beraber en yakın arkadaşı da görüşmeye alınmıştı. En yakın arkadaşı işe girmişti ama kızı girememişti. Kızı bu gurur kırıcı duruma dayanamayıp ‘intihar etmişti‘. Anne bana bunu nasıl yapabildiğimi, bunun hesabını vereceğimi söylüyordu, daha doğrusu haykırıyordu telefonda.

Duyduklarımı seri şekilde düşünüyor ve annenin ifadelerindeki “intihar etti” tanımlamasının gerçek anlamını çıkartmaya çalışıyordum. Kızı hayatta mıydı, değil miydi?

“Hanımefendi, Samsun’da birbirinden iyi adayla görüştük, karar vermek çok zordu, ancak bize başvuran bütün gençleri işe almamıza imkan yok …”

Anne sözümü kesti.

“Kızım bunalımda, bütün gün ağlıyor, bu ne hakla yaparsınız?”

Anlıyorum ki, kızımız hayatta … derin bir iç geçiriyorum ve en sakin, en ikna edici ses tonumla açıklamalarıma devam ediyorum. Anne bir şans daha verilmesini istiyor kızına. Önümüzdeki günlerde açılacak kadrolar olabileceğini ama şu aşamada işe alınan bir kişiyi işten çıkarmamı beklememesini istiyorum artık bağırmayı kesmiş anneden.

Konuşmamız dakikalarca devam ediyor ve saygılarımı sunarak telefonu kapatıyorum.

Büyük şehir insanının reddedildiği için üstünde belki bir dakika bile düşünmediği, üzülmediği “perakendecide kasiyer olmak ” işi, Anadolu’nun diğer bir köşesinde intihara teşebbüs, bunalıma girme nedeni olabiliyor. Yapılacak işe yüklenen anlam zamana, kişiye, yere göre ne kadar değişebiliyor…

Mülakat İçin Gerilla Rehberi

interviewFog Creek Software için doğru kişiyi işe almak son derece önemli bir iştir. İşimizde, üç tip insan vardır. Terazinin bir ucunda, bu işi yapmak için gereken en temel yeteneklere bile sahip olmayan vasıfsız insanlar bulunur. Genellikle, özgeçmişlerini inceleyip, süratle bir kaç soru sorarak bu insanları ortaya çıkarıp, elemek kolaydır. Bir diğer uçta ise, haftasonunda zevk için Palm Pilotuna Assembler’da lisp derleyicisi yazan süper yıldızlar bulunur. Tam ortada ise, bir şeylere katkıda bulunabilme ihtimali olan, çok sayıda “belkiler” vardır. Marifet, süper yıldızlar ile belkiler arasındaki farkı ayırt etmektir, çünkü biz Fog Creek Software’e sadece süper yıldızları almaktayız. Burda, bunu yapmak için gereken bazı yöntemleri bulacaksınız. Herşeyden önce, Fog Creek’te işe alınmak için ilk önemli kriter:

• Zeki ve
• İş Bitirici olmak

Bu kadar. Aradığımız sadece bu. Bunu ezberle. Her gece yatağa gitmeden önce kendi kendine tekrarla. Amacımız, belirli becerilere sahip birini değil, öğrenme ve anlama yeteneği olan kişiyi işe almak. Kişiyi işe alan belirli beceriler, bir kaç senede teknolojik olarak eskimiş olabilir, her ne olursa olsun, herhangi yeni bir teknolojiyi öğrenebilen kişiyi işe almak, şu anda SQL programlamayı bilen birini işe almaktan daha iyidir.

Zeki’yi tanımlamak zordur, ama muhtemel mülakat sorularını inceledikçe bunu ortaya çıkarmanın yollarını göreceğiz. İş Bitiricilik önemlidir. Zeki fakat İş Bitirici olmayan insanlar genellikle doktoraya sahip ve büyük şirketlerde çalışan fakat tamamiyle pratikten yoksun oldukları için kimse tarafından sözleri dinlenmeyen insanlardır. Bir problemin soyut kısmı üzerinde derin derin düşünmeyi, bir şeyi zamanında teslim etmeye tercih ederler. Böyle kişiler teşhis edilebilirler çünkü birbirinden çok farklı iki kavram arasındaki teorik benzerliği ortaya çıkarmaya bayılırlar. Mesela, “Hesap çizelgeleri programlama dillerinin özel bir halidir” diyebilirler, ve sonra bunun üzerine bir hafta uğraşıp, hesap çizelgelerinin programlama dili olarak hesapsal dilbilim özellikleri hakkında heyecan veren, nefis bir makale yazabilirler. Gösterişli, ama kullanışlı değil.

İş bitirici ama Zeki olmayanlar anlaşıldığı kadarıyla yaptıkları şey hakkında düşünmediklerinden ahmakça şeyler yaparlar, ve daha sonra birileri arkada bıraktıkları karışıklığı temizlemek zorunda kalır. Bu onları şirket için bir engel yapar, çünkü herhangi bir katkıları olmadığı gibi yardımsever insanların zamanlarını emerler. Bunlar, fonksiyon yazmaktansa etraftan büyük miktarlarda kod kopyalayan insanlardır, çünkü bu işlerini halleder ama akıllıca bir yolla değil.

Mülakat için en önemli kural:

• Karar Verin

Mülakatın sonunda, aday hakkında net bir karar vermeye hazır olun. Bu kararı vermek için yalnızca iki adet seçenek vardır: İşe Alın ya da İşe Almayın. Bilgisayarınızı açın ve hemen bir geribildirimde bulunun. E-postanın konu kısmında adayın adı bulunmalı. E-postanın ilk satırı da İşe Alın ya da İşe Almayın olmalı. Daha sonra, kararınızı desktekleyen yaklaşık iki paragraf yazmalısınız.

Olası başka bir cevap yoktur. Asla “Alın ama benim grubuma değil.” demeyin. Bu kabadır ve bu adayın sizinle çalışacak kadar zeki olmadığı anlamına gelir, fakat belki de diğer gruptaki kaybedenler için yeteri kadar zekidir. Eğer kendinizi “Alın ama benim grubuma değil.” demeye meyilli halde buluyorsanız, bunu mekanik olarak “İşe Almayın”a çevirin ve kendinizi iyi hissedin. Belirli bir işi harika yapan ama diğer gruplarda çok iyi olmayan bir adayınız varsa, bu bir İşe Almayındır. Durum çok sık ve hızlı olarak değişmekte, bu yüzden her yerde başarılı olabilecek insanlara ihtiyacımız var. Eğer bir sebepten dolayı SQL konusunda gerçekten çok çok iyi ama bunun dışındaki herhangi bir konuyu öğrenmekte yeteneksiz bir ahmak bulduysanız, İşe Almayın. Böylelerinin Fog Creek’te bir gelecekleri yok.

Asla “Belki, bilemiyorum” demeyin. Eğer bilemiyorsanız, bunun anlamı İşe Almayındır. Bu gerçekten düşündüğünüzden daha kolaydır. Bilemiyor musunuz? Sadece hayır deyin. Benzer olarak, eğer ikilemde kaldıysanız, bunun anlamı İşe Almayındır. Asla “Uygun, işe alabiliriz, sanırım, ama …. konularında bazı kaygılarım var.” demeyin. Bu da İşe Almayın demektir.

Mülakat ile ilgili akılda tutulması gereken önemli şey şudur: İyi bir adayı reddetmek, kötü bir adayı kabul etmekten çok daha iyidir. Kötü aday, çok para ve emeğe malolour ve diğer insanların zamanlarını hatalarını düzeltmek için harcar. Her neyse, herhangi bir şüpheniz varsa eğer, İşe Almayın.

Mülakatı yönetirken çok kişiyi reddediyorsanız, Fog Creek işe alacak kimseyi bulamayacak diye endişelenmeyin. Bu sizin probleminiz değil. Bu işe alım ajansının sorunudur, insan kaynaklarının sorunudur, Joel’in sorunudur ama sizin sorununuz değildir. Kendinize hangisi daha kötüdür diye sormaya devam edin – kokoşlarla dolu berbat bir yazılım şirketi olmamız mı, yoksa küçük ama yüksek kalitede kalmamız mı? Elbette, iyi adayları bulup çıkarmak önemlidir ve herkes bunu misyonunun bir parçası olarak görmeli ve iş bitirici, zeki insanları işe almalıdır. Ama gerçekten biriyle mülakat yaparken, Fog Creek’in yeteri kadar yetenekli adayı varmış gibi yapın. Yetenekli aday bulmak ne kadar zor olursa olsun asla standartlarınızı düşürmeyin.

Fakat bu zor kararı nasıl vereceksiniz? Mülakat boyunca kendinize sormaya devam edin sadece: Bu kişi zeki mi? Bu kişi iş bitirici mi? Bunu bilmeniz için, doğru soruları sormak zorundasınız.

Sadece zevk için, işte size dünyanın en kötü mülakat sorusu: “Oracle 8i’de varchar ile varchar2 arasındaki fark nedir?” Bu korkunç bir sorudur. İşe yaramaz bir ıvır zıvırın belirli parçasını bilen bir insanla, Fog Creek’in işe almak istediği insan arasında akla gelen hiç bir ilişki yoktur. Farkın ne olduğuna kim aldırır ki? Yaklaşık 15 saniyede anında bulabilirsiniz!

Aslında, daha da kötü sorular vardır. Buna ileride tekrar döneceğim.

Öyleyse şimdi zevkli kısma geldik: Mülakat soruları. Mülakat sorularımın listesi, Microsoft’taki ilk işimden gelmektedir. Aslında meşhur yüzlerce Microsoft mülakat sorusu mevcuttur. Herkesin gerçekten sevdiği bir takım sorular vardır. Siz de İşe Alma/Almama’ya yardım edecek belirli bir takım sorular ve üslup geliştireceksiniz. İşte size kullanmış olduğum, başarıya ulaşmış bazı teknikler.

Mülakattan önce adayın özgeçmişinin üzerinden geçerim ve mülakat planımı bir parça kağıda not alırım. Bu sadece sormak istediğim soruların bir listesidir. İşte bir programcıyla görüşmek için plan:

1. Giriş
2. Adayın en son çalışmış olduğu proje hakkında soru
3. İmkansız soru
4. C fonksiyonu
5. Yazdığı kod sizi memnun etti mi?
6. Tasarım sorusu
7. Meydan Okuma
8. Başka sorunuz var mı?

Mülakattan önce, aday hakkında beni önyargılı düşünmeye itecek herşeyden sakınma konusunda çok çok dikkatliyimdir. Eğer bir kişinin odaya girdiği sırada, sadece MIT’den doktorası var diye zeki olduğunu düşünüyorsanız, bir saat içinde söylediği hiçbir şey baştaki önyargınızı değiştiremez. Eğer ahmak olduğunu düşünüyorsanız, hiçbir şey ilk izleniminizi yıkamaz. Mülakat çok çok narin bir teraziye benzer — bir insanı bir saatlik bir mülakatı baz alarak yargılamak zordur ve kazananı kaybedeni olmayan bir savaşa benzer. Ama önceden aday hakkında azıcık bir bilginiz varsa, terazinin bir kefesinde büyük bir ağırlık varmış gibi olur, ve mülakat işe yaramaz. Bir keresinde, mülakattan biraz önce, personel alma memuru ofisime geldi, ve “Bu genci seveceksin.” dedi. Bu beni çılgına çevirdi. Söylemem gereken, “İyi, eğer onu çok seveceğimden bu kadar eminsen, mülakatla zaman kaybetmektense neden işe almıyorsun?” olmalıydı. Ama genç ve toydum, onunla mülakatı yaptım. Zekice şeyler söylemediğinde bile, kendime “İstisnalar kaideyi bozmaz” dedim. Söylediği herşeyi pembe gözlüklerle baktım. Beş para etmez bir aday olduğu halde İşe Alın sonucuna vardım. Ne oldu biliyor musunuz? Benim dışımda onunla mülakat yapan herkes İşe Almayın dediler. Yani: Personel alma memurlarını dinlemeyin; mülakattan önce kişi hakkında etrafa sorular sormayın; ve asla, diğer mülakatçılarla aday hakkında bağımsız bir karar vermeden konuşmayın. Bu bilimsel bir yöntemdir.

Mülakatın Giriş kısmı adayı rahatlatmak içindir. Yaklaşık 30 saniyemi kişiye kim olduğumu ve mülakatın nasıl olacağını anlatmak için harcarım. Herzaman, gerçek sonuçtan çok problemi nasıl çözdüğüyle ilgilendiğimizi söyleyerek adaya güven veririm. Bu arada, mülakat yaparken, masada adayın karşısında oturmadığınıza emin olun. Bu resmi bir engel yaratarak, adayın rahatlamasını engeller. Masayı duvara karşı taşımak ya da masanın diğer ucuna gidip adayla beraber oturmak daha iyidir; bu adayın gevşemesini sağlar. Gerginlikten daha az etkilenileceği için, daha iyi bir mülakatla sonuçlanır.

Bölüm 2 adayın son çalıştığı proje ile ilgili bir sorudur. Üniversiteli gençlerle mülakatta, eğer varsa, bitirme projeleriyle ilgili ya da aldıkları dersin içinde geçen zevk alarak yaptıkları uzun bir proje hakkında soru sorun. Mesela bazen, “Son dönem aldığınız derslerden en sevdiğiniz hangisiydi? Bilgisayarla ilişkili olması şart değil.” diye sorarım. Aslında, bilgisayar dışı bir ders seçtiklerinde genellikle bir hayli mutlu olurum. Bazen ders programlarına baktığınızda, alınması gereken asgari sayıdaki Bilgisayar Bilimleri dersini aldıklarını, ama tüm seçmeli derslerinin müzikle ilgili olduğunu görürsünüz. Sonra, en favori derslerinin Nesneye Dayalı Veritabanları olduğunu söylerler. Evet, doğru. Yağ çekeceklerine, müziği bilgisayardan daha fazla sevdiklerini itiraf etseler daha mutlu olurdum.

Tecrübeli adaylarla görüşürken, geçmiş işi ile ilgili konuşabilirsiniz.

Bu konuda, sadece bir şeye bakarım: tutku. Kişinin son çalıştığı bir proje bulduğunuzda, şunlar iyiye işarettir:

• Bunun hakkında konuşurken çok heyecanlanırlar; daha hızlı konuşma ve canlanma eğilimindedirler. Bu bir şeye ilgi duyduklarında, ona tutkuyla bağlandıklarını gösterir. Bir şey üzerine çalışan ama bu veya şu şekilde bununla ilgilenmeyen bir çok insan vardır. Eğer nefret ediyorlarsa bile, bu iyiye bir işarettir. “Önceki işverenim için, Foo Bar Mark II kurulumu yapıyordum, ama o öylesine salaktı ki.” Bunlar işe almak istediğimiz iyi adaylardır. Kötü adaylar aldırmazlar ve tüm mülakat boyunca herhangi bir heyecan göstermezler. Bir şey hakkında konuşurken, bir an için mülakatta olduklarını unutuyorlarsa, bu adayın bir şey için tutkulu olabileceğini gösteren gerçekten iyi bir işarettir. Bazen aday mülakatta bulunurken sinirleri gerilir — bu olağandır, bu yüzden bunu görmezden gelirim. Fakat daha sonra Hesapsal Tekrenkli Sanat konusunda konuşmaya yönlendirdiğinizde, son derece heyecanlanırlar ve sinire ilişkin hiç bir belirti kalmaz. Güzel. Gerçekten umursayan tutkulu insanları severim. (Hesapsal Tekrenkli Sanatın bir örneğini görmek için monitörünüzü çıkartmayı deneyin.)

• Bir şeyleri açıklama konusunda dikkatlidirler. Bir önceki projelerini anlatırken, normal insanın anlayamayacağı şekilde anlattıkları için adayları reddettim. Mühendislik büyükleri, genellikle Bates Teorisi ya da Peano Aksiyomu’nun herkes tarafından bilindiğini varsayarlar. Eğer bunu yapmaya başlarlarsa, onları bir dakika için durdurun ve “bana bir iyilik yapıp da, egzersiz olsun diye, büyük ninemin anlayabileceği bir şekilde açıklayabilir misin lütfen.” deyin. Bu noktada, bir çok insan hala teknik dili kullanmaya devam eder ve anlaşılabilir olma konusunda tamamen yetersiz kalırlar. GONG!

• Eğer proje bir ekip projesiyse, lider bir rol alıp almadığının belirtilerine bakın. Aday “Biz X üzerine çalışıyorduk, fakat patron Y, müşteri ise Z dedi.” diyebilir. “Peki sen ne yaptın?” diye sorarım. Buna iyi bir cevap “Ekibin diğer üyelerini topladım ve bir teklif yazdım…” olabilir. Kötü bir cevap ise “Yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Dayanılmaz bir durumdu.” olabilir. Hatırlayın, Zeki ve İş Bitirici. Bir kişinin İş Bitirici olduğunu söylemenin yolu, geçmişte iş bitirme eğiliminde olup olmadığını bakmaktan geçer. Aslında, geçmişte lider bir rol alıp, iş bitirdiği bir örnek vermesini doğrudan doğruya sorabilirsiniz — kurumsal uyuşukluğun üstesinden gelmek, mesela.

Listedeki üçüncü madde İmkansız Sorudur. Burası zevklidir. Buradaki düşünce, cevaplaması mümkün olmayan bir soru sorup, sadece onu nasıl çözmeye çalıştığını görmektir. “Seattle’da kaç tane göz uzmanı vardır?” “Washington anıtı kaç ton çeker?” “Los Angeles’ta kaç tane benzin istasyonu vardır?” “New York’ta kaç tane piyano tamircisi vardır?”

• Zeki adaylar sizin, onun bilgisini yoklamadığınızı farkederler ve kabataslak bir cevap bulmak için hevesle atlarlar. “Evet, LA’in nüfusunun 7 milyon olduğunu varsayalım; LA’deki her kişinin 2,5 tane arabası olsa…” Elbette, temelden yanlış bile olsa sorun yok. Önemli olan soruna hevesle atlamış olmaları. Benzin istasyonunun kapasitesini hesaplarlar. “Hmm, bir depoyu doldurmak 4 dakika alsa, benzin istasyonunun 10 tane pompası olsa ve günde 18 saat açık kalsa…” Alanı hesaplarlar. Bazen yaratıcılıklarıyla sizi şaşırtırlar, ve Los Angeles’a ait sarı sayfaları isterler. Hepsi iyiye işaret.

• Çok zeki olmayan adaylar telaşlanır ve tedirgin olurlar. Sanki Mars’tan gelmişsiniz gibi size öylece bakarlar. Onlara yol göstermeniz gerekir. “Peki, Los Angeles büyüklüğünde bir şehir inşa edecek olsaydın, içine kaç tane benzin istasyonu koyardın?” Küçük ipuçları verebilirsiniz. “Benzin deposunu doldurmak kaç dakika sürer?” Orda aptalca oturan ve sizden onları kurtarmanızı bekleyen zeki olmayan adaylara dahi yol göstermeniz gerekir. Bu insanlar problem çözücü değildirler ve bizim için çalışmalarını istemeyiz.

Program sorusu olarak, adaylara C ile küçük bir program yazmalarını isterim. İşte, sorabileceğim bazı tipik sorular:

1. Bir dizgiyi yerinde ters çevirmek
2. Bağlı listeyi ters çevirmek
3. Bir bayt içindeki tüm açık bitleri sayma
4. İkili arama
5. Dizgi içindeki aynı elemandan oluşan en uzun diziyi bulma
6. atoi
7. itoa (Harika, çünkü yığın ya da strrev kullanmak zorundalar)

5 satır koddan daha fazla tutan bir problem vermek istemezsiniz; bunun için zamanınız yok.

Bunların bir kaç tanesini ayrıntılı olarak inceleyelim. #1: Bir dizgiyi yerinde ters çevirmek. Hayatım boyunca mülakat yaptığım her aday, ilk seferinde bu soruya yanlış cevap vermiştir. İstisnasız hepsi, başka bir tampon bellek ayırıp dizgiyi bu bellekte ters çevirmeye çalıştılar. Sorun, tampon belleği ayıran kim? Tampon belleği boşaltan kim? Bu soruyu onlarca kişiye sorarak, ilginç bir gerçeği keşfettim. C’yi bildiğini sanan çoğu insan, gerçekte bellek ve işaretçilerden anlamıyorlar. Aslında kafa yormuyorlar. Şaşırtıcı olan, bu insanlar programcı olarak çalışıyorlar ve gerçekten de öyleler. Bu soruyla, işte size adayı değerlendirmenin bazı yolları:

• Fonksiyonları hızlı mı? strlen’i kaç kere çağırdıklarına bakın. strrev için O(n) çalışması gerekirken, O(n^2) çalışan algoritmalar gördüm, çünkü strlen’i döngü içinde tekrar tekrar çağırmışlar.

• İşaretçi aritmetiği kullanmışlar mı? Bu iyiye işarettir. Bir çok “C programcısı” işaretçi aritmetiğinin nasıl çalıştığını bilmez. Şimdi, normalde, belli bir beceriye sahip olmadığı için bu adayı reddetmemeliyim. Bununla birlikte, C’de işaretçi mantığını anlamanın bir beceri değil, doğal bir yetenek olduğunu keşfetmiş bulunmaktayım. Bilgisayar Bilimi bölümünün ilk yılında, dönem başında 4 yaşındayken BASIC’le Atari800 leri için karmaşık macera oyunları yazmış yaklaşık 200 öğrenci her zaman vardır. Pascal öğrenirler, başarılıdırlar; ta ki bir gün profesör imleçleri anlatana kadar, birden kavrayamaz olurlar. Artık daha fazla bir şey anlamazlar. Sınıfın %90’ı kaçar ve Uluslararası İlişkiler okur, ve sonra da arkadaşlarına bölüm değiştirmelerinin sebebi olarak da Bilgisayar Bilimleri sınıfında karşı cinsten çekici birinin olmamasını söylerler. Kimi sebeplerden dolayı, bazi insanlar beyinlerinin imleçleri anlayan kısmından yoksun olarak doğarlar. Bu bir beceri değil, doğal bir yetenektir – bazı insanların yapamadığı dolaylı düşünmenin karmaşık bir biçimini gerektirir.

3’te, C’de bit operatörlerini ne kadar iyi öğrendiklerini görebilirsiniz… fakat, bu bir beceridir, doğal bir yetenek değildir, bu yüzden bu konuda onlara yardımcı olabilirsiniz. İlginç olan, adayı bir bayt içindeki tüm açık bitleri sayan bir metod yazarken izlemek, ve daha sonra bunu daha hızlı daha hızlı hale getirmelerini istemektir. Gerçekten zeki olan adaylar, sadece bir kez oluşturmaları gereken bir lookup tablosu(nihayetinde, 256 tane giriş vardır) yaratırlar. İyi adaylarla, farklı bellek/zaman kombinasyonları hakkında gerçekten ilginç muhabbetler edebilirsiniz. Daha da üzerlerine gidin: Başlangıçta lookup tablosu yaratmak için hiç zaman harcamak istemediğinizi söyleyin. Zeki adaylar, bitlerin ilk kullanımda sayıldığı ve lookup tablosuna atılıp, bundan sonraki kullanımlarda sayılmadığı bir önbellek tasarımında bulunabilirler. Gerçekten çok zeki olan adaylar ise bit desenlerinin avantajından yararlanıp, bunların tablonun yaratılmasında kısayol olarak kullanılmasını planlayabilirler.

Kod yazan birini gözlemliyorsaniz, işte size yararlı olabilecek bazı teknikler:

• Adaya, editör olmadan kod yazmanın zor olduğunu bildiğinizi söyleyerek güvence verin, ve kağıdının düzensiz olması halinde bunu önemsemeyeceğinizi belirtin. Aynı zamanda derleyici olmadan hatasız kod yazmanın zor olduğunu gözönüne alın.

• İyi programcının bazı belirtileri: İyi programcıların {‘i yazdıktan sonra sayfanın sonuna gidip } yazıp, daha sonra aradaki boşluğu doldurmak gibi iyi alışkanlıkları vardır. İlkel bile olsa, değişken adlandırmada bazı alışkanlıklara sahiptir… İyi programcıların döngü indekslerinde kısa değişken isimleri kullanmak gibi bir meyilleri vardır. Eğer indekse GecerliSayfaPozisyonuDonguSayaci diye isimlendirmişlerse, hayatlarında çok fazla kod yazmadıklarına emin olabilirsiniz. Ara sıra, C programcılarının if (0==strlen(x)) seklinde yazdıklarını, sabiti ==’in soluna koyduklarını görürsünüz. Bu gerçekten iyiye işarettir. Bu = ile == ‘i bir çok defa karıştırmaktan dolayı canlarının yandığını ve kendilerini bu tuzaktan kurtarmak için böyle bir alışkanlık edindiklerini gösterir.

• İyi programcılar yazmadan önce bir plan yaparlar, özellikle işin içine işaretçiler girdiğinde. Örneğin, bir bağlı listeyi ters çevirmelerini istediğinizde, iyi adaylar her zaman kenarda küçük bir çizim yaparlar, tüm işaretçileri ve gösterdikleri yeri çizerler. Bunu yapmak zorundadırlar. Bağlı listeyi ters çeviren kodu, küçük kutular ve oklar çizmeden yazmak imkansızdır. Kötü programcılarsa hemen kod yazmaya başlarlar.

Kaçınılmaz olarak, kodda hata bulursunuz. Öyleyse geldik 5. soruya: Bu kod sizi tatmin etti mi? “Tamam, hata nerde o zaman?” diye sormak isteyebilirsiniz. Önemli bir Cehennemden Gelen Açık Uçlu Soru. Tüm programcılar hata yapar, bunda bir yanlışlık yok, sadece bu hataları bulabilmeleri gerekir. Dizgi fonksiyonlarıyla çalışırken, yeni dizginin null ile bittiğini çoğu zaman unuturlar. Hemen her fonksiyonda, Off-By-One hatası yapabilirler. Bazen noktalı virgül koymayı unuturlar. Fonksiyonları 0 uzunluklu dizgiler için yanlış çalışabilir, veya malloc başarısız olursa Genel Koruma Hatası verebilir… Çok nadiren, ilk seferde hatası olmayan bir adaya denk gelebilirsiniz. Böyle durumda, problem daha eğlenceli hale gelir. “Kodda bir hata var.” dediğinizde, kodlarını çok dikkatlice incelemelerini, ve kodlarının kusursuz olduğunu nazik bir yolla belirtip belirtmediklerini gözleyebilirsiniz… Genelde, devam etmeden önce adaya yanıtından memnun olup olmadığını sormak iyi bir fikirdir.

Bölüm 6: tasarım sorusu. Adaydan bir şeyler tasarlamasını isteyin. Jabe Blumenthal, Excel’in orijinal tasarımcısı, bir ev tasarlamalarını isterdi. Jabe’e göre, hemen beyaz tahtaya gidip ve bir kare cizen adaylara rastlamış. Bir kare! Bunlar acilen İşe Almayınlardandır. Tasarım sorularında, ne ararsınız?

• İyi adaylar, sizden problem konusunda daha fazla bilgi almaya çalışırlar. Ev kimin için? ilke olarak, evin kim için olduğunu sormadan tasarıma atlayan birini işe almam. Çoğu zaman o kadar kızarım ki, yarıda keserek “Aslında, sormayı unuttunuz ama bu ev 14 metre uzunluğunda kör zürafa ailesi içindi.” derim.

• Çok zeki olmayan adaylar tasarımı yağlıboya resim yapmak zannederler: Boş bir tahta alırsın ve üzerine istediğini yaparsın. Zeki adaylar, tasarımın bir dizi değiş-tokuşlardan oluştuğunu bilirler. Müthiş bir tasarım sorusu: Cadde köşeleri için bir çöp tenekesi tasarlayın. Tüm ihtimalleri düşünün! Boşaltması kolay, ama çalınması imkansız olmalı; içine bir şeyler rahatça konabilmeli ama rüzgarlı havalarda içindekiler kolayca dışarı çıkamamalı; sağlam olmalı ama pahalı olmamalı; bazı şehirlerde, teröristlerin içine bomba yerleştirememesi için özel olarak tasarlanmalı.

• Yaratıcı adaylar ilginç, bulunması öyle kolay olmayan cevaplarla sizi şaşırtırlar. En çok beğendiğim sorulardan biri de Kör İnsanlar İçin Baharat Rafı Tasarımıdır. Kaçınılmaz olarak, adaylar baharat şişelerinin üstünde bir yere Braille yazısı koyarlar ve 100 soru sorduktan sonra anlayacağınız üzere bu yazı genellikle kapağın üstünde olur. Adaylardan biri, baharatları çekmeceye koymanın daha iyi olacağını, çünkü parmak ucuyla yatay olarak Braille okumanın, dikey olarak okumaktan daha rahat olduğunu söyledi. (Deneyin!) Bu öylesine yaratıcıydı ki beni şaşırttı — yapılan onlarca mülakatta, bu cevabı daha önce hiç duymamıştım. Bu, problemin sınırlarını aşan bir sıçrama oldu. Bu cevabın tek başına verdiği güçle, adayı işe aldım ve o Excel takımının en iyi program yöneticilerinden biri oldu.

• İşin sonuna bakın. Bu İş Bitiricilikle ilgilidir. Bazen adaylar, bir ileri bir geri giderler, kesin bir karar veremezler, veya zor bir soru sormaktan kaçınırlar. Bazen de güç bir kararı cevapsız bırakırlar ve devam ederler. Bu iyi bir şey değildir. İyi adaylar, siz onları geri çekmeye çalışsanız bile, ileri gitmeye yönelik doğal bir eğilim gösterirler. Muhabbet dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsa, aday genellikle “Tamam, bunun hakkında bütün gün konuşabiliriz, ama yapmamız gereken bir şeyler var, öyleyse X kararıyla devam edelim.” derler. Bu gerçekten iyi bir işarettir.

Gelelim #7’ye, Meydan Okuma. Bu eğlencelidir. Mülakat boyunca, adayın mutlak doğru ve tartışılmaz bir şey bulması için uğraşırsınız. Sonra “bir dakika, bir dakika” deyip, iki dakika boyunca şeytanın avukatını oynarsınız. Haklı olduklarına emin olana kadar tartışın.

• Zayıf adaylar pes ederler. İşe Almayın

• Güçlü adaylar sizi ikna etmek için çözüm ararlar. Sizi mat etmek için tüm Dale Carnegie yöntemlerini kullanırlar. “Sizi yanlış anlamış olabilirim,” derler. Ama mevzilerini korurlar. İşe Alın.

Kabul etmek gerekir ki, bir mülakatta, iki taraf da aynı güçte değildir. Siz daha güçlü bir konumda bulunduğunuz için adayın sizle tartışmaktan korkma riski vardır. FAKAT, iyi adaylar tartışmada ateşli olma eğilimindedirler, ve bir an için de olsa mülakatta olduklarını unuturlar, sizi ikna edebilmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu tip insanlar işe almak istediklerinizdendir.

Son olarak, adaya sorusu olup olmadığını sorun. Bazıları, mülakat kitaplarındaki standart yöntemlerde anlatıldığı üzere, zekice bir soru sormalarını beklerler. Kişisel olarak, ne sorduklarına bakmam; o noktada, çoktan kararımı vermiş olurum. Güç olan, adaylar bir günde 5-6 kişiyle görüşmek zorundadırlar, ve 5-6 tane farklı, güzel soru sormak zordur, bu yüzden eğer soruları yoksa, problem değildir.

Her zaman ama her zaman, mülakatın sonundaki 5 dakikayı Fog Creek’i pazarlamak için kullanırım. İşe almayacak olsanız bile bu çok önemlidir. Gerçekten iyi bir aday bulacak kadar şanslıysanız, Fog Creek’e gelmesi için o noktada yapılabilecek herşeyi yapın. Kötü aday olsalar bile, şirketten iyi bir izlenimle ayrılması için, Fog Creek hakkında heyecan uyandırın. Şu şekilde düşünün: bu insanlar sadece potansiyel çalışan değil, aynı zamanda potansiyel müşteridirler. Bizim işe alma çabamız için birer satıcıdırlar; eğer Fog Creek’in çalışmak için iyi bir yer olduğunu düşünürlerse, arkadaşlarını da başvurmak için cesaretlendirirler.

Hıh, size sormaktan kaçınmamız gereken sorular hakkında örnek vereceğim sözümü şimdi hatırladım.

Her şeyden evvel, yasadışı sorulardan kaçının. Irk, din, cinsiyet, ulusal köken, yaş, askerlik yapabilme durumu, deneyim, cinsel tercih, veya fiziksel engel konularına ilişkin herşey yasadışıdır. Özgeçmişleri 1990 yılında orduda olduğunu yazıyorsa, mülakatı yumuşatmak için bile olsa, Körfez Savaşında olup olmadıklarını sormayın. Bu yasaya aykırıdır. Eğer özgeçmişleri Haifa’da Technion’da görev aldığını söylüyorsa, İsrailli olup olmadığını sormayın. Bu yasaya aykırıdır. Burda neyin yasal olmadığına dair oldukça iyi bir tartışma bulabilirsiniz. (Sitedeki diğer mülakat soruları çok saçma.)

Bir sonraki madde, ayrımcılığa dayanan, biz önem veriyormuşuz gibi görünen, ama aslında çok da önem vermediğimiz sorulardan kaçınmak. Sanırım, buna en iyi örnek birisine çocuğu olup olmadığını ya da evli olup olmadığını sormaktır.Bu, çocuklu insanların işlerine yeteri kadar zaman ayıramayacaklarını ya da gebelik izni alıp kaçacaklarını düşündüğümüz izlenimini uyandırır.

Son olarak, 6 eşit kibrit çöpünden birbirinin aynısı 4 tane eşkenar üçgen yapmak gibi muzip sorulardan kaçının. Bu bir “oha!” sorusudur, bu size “zeki/iş bitirici” olduğu konusunda herhangi bir bilgi sağlamaz.

Mülakat yapmak bilimden çok bir sanattır, ama eğer Zeki/İş Bitirici prensibini aklınızda tutarsanız iyi durumda sayılırsınız. Eğer fırsatınız olursa, iş arkadaşlarınıza en beğendikleri soruların ne olduğunu sorun, ve ne tür cevaplar aradıklarını öğrenin. Bu Redmond’da Building 16 kafeteryasında öğle yemeklerinin değişmez sohbet konularından biridir.

Joel Spolsky

Çeviren: Serkan Utku Öztürk

Eledim, Pişman Değilim !

redBirçok firma mülakat öncesi çağırdığı adaya kurumun başvuru formunu doldurtur. Bu benim de başvurduğum bir uygulamadır. Formda özgeçmiş bilgilerinin istenmesi yanında farklı sorular da yöneltilebilir adaya. Forma girilen içeriğin niteliği yanında formun şekilsel olarak düzgün ve temiz doldurulması önemlidir. Hele benim gibi grafoloji ( yazı üzerinden karakter analizi) üzerine bayağı vakit harcamış biriyseniz adayın el yazısına ulaşmak ayrı kıymetli hale gelir.

Kurumun verdiği başvuru formunun düzgün, temiz, eksiksiz doldurulmasının önemini vurgulamaya çalışıyorum okuduğunuz üzere. Ama bazen öyle durumlar yaşarız ki biz İşe Alımcılar, adayın “amannnnn, offff” diye eline aldığı boş form dolduğunda onun elenmesine neden olabilir. Nasıl mı?

Mühendis arıyorum. İki, üç yıl tecrübe bana yetecek. Yani forma kimsenin destan yazmasına gerek yok. Siz deyin 10, ben diyeyim 8 dakikada rahatça doldurulabilecek bir başvuru formum var tasarladığım.

Aday görüşme odasından içeri girdiğinde el sıkıştık. Onu oturması için yönlendirdim. Her zaman ilk birkaç cümlem adayın olası gerginliğini almak içindir. Elimdeki özgeçmişe veya başvuru formuna bakmam.  Zaten bakıyorum aday da gergin değil. “İyi” diyorum içimden. İki yaprak olan başvuru formunun ikinci sayfasına ulaşmak üzere birinci yaprağı çeviriyorum. İkinci sayfada okul ve tecrübelerine dair kayıtlara ulaşmak çabası içindeyim.

Sayfayı çevirmemle gördüklerime üzülüyorum. Sevecen bakışlarım yerini donuk gülen bakışlara bırakıyor. Adaya soruyorum:

– Okul ve tecrübe bilgileri bölümüne “CV’ye bakın” yazmışsınız. Neden?

Aday cevap veriyor;

– Çünkü o bilgiler CV’imde var. Niye aynı bilgileri yazayım? CV’ime bakabilirsiniz.

Gülüyorum. Görüşmemiz beş, on dakika daha sürüyor. Olumlu olursa benden haber alacağını belirterek adayı kibarca uğurluyorum.

Bu aday elendi. Neden mi?

Eğer bir aday olarak siz daha işverenin sizden ilk talebini böyle geri çevirirseniz, bu olası işe girme durumunuzda da kafanıza uymayan, sizi sıkan her türlü işi yapmayacağınıza, kaytaracağınıza, umursamayacağınıza işarettir.

Aday benim için istediğim emeği sarfetmiyorsa, ben neden onun için emeğimi sarfedeyim ki?

😉

En İyi İş Severek Yapılan İştir

nsolmaz

İnsan hayatının en sıkıntılı dönemlerinden biri de okul sonrası iş arama sürecidir. Hayatın, kitaplarda yazdığı gibi toz pembe olmadığını bu yaşlarda anlıyor insan. Kuşkusuz bu sıkıntılı süreci en iyi yönetmenin yolu; İnsan Kaynakları, Kariyer Yönetimi v.b. tarzı şirketlerden danışmanlık hizmeti almaktan geçer. Ama biliyoruz ki gençlerimizin çoğunda profesyonel yardım alma eğilimleri yoktur.

İş Arama Süreci denince aklıma takılan ilk şey, bitmek tükenmek bilmeyen mülakat’lardır. Adeta her biri yeni bir OSS sınavı gibidir. 🙂 “Acaba nasıl hazırlanmalıyım, nasıl giyinmeliyim??” gibi kafamızda bin bir telaşla birçok soru işareti belirir. Aslında bu telaş yersiz de değildir. Birçok araştırma şirketi, aranan nitelikleri taşımanın yanında; davranışsal, iletişimsel, öz bakım, giyim kuşam ve görünüş gibi faktörlerin de işe kabul edilme açısından belirleyici rol oynadıkları yönünde. Sonuçlara ulaşmışlardır.

Bana göre, bu surecin en hassas noktası aslında kendimizle ilgilidir. Bir iş görüşmesine giderken bence kendimize şu soruları sormalıyız:

Bu işi gerçekten istiyor muyum?

Bu iş, kariyer hedeflerimle ve ilgi duyduğum alanlarla örtüşüyor mu?

Bu işi neden istiyorum?

Ben bu pozisyona uygun biri miyim?

Aldığımız cevaplar bizi gerçekten tatmin ediyorsa doğru yoldayız demektir. Çünkü çalışma hayatımızdan biliyoruz ki; yaptığı işten memnun olmayan, mutsuz, binlerce insanla doludur iş ortamları. İşe girmek kadar, mutlu olabileceğimiz bir işte çalışmak da önemli. Dolayısıyla İş görüşmelerine giderken, her şeyden önce ne istediğimizi çok iyi bilmeliyiz.

Vakti zamanında, İnsan Kaynakları Asistanı olarak çalıştığım bir şirkette, sonucu itibariyle benim için ilginç ve bir o kadar da hayal kırıklığı yaratan bir mülakata şahit olmuştum.

Aday, niye bu şirkette çalışmak istediğine ve kendisinin bu pozisyon için adeta biçilmiş bir kaftan olduğuna dair şirketi ve kendini övücü bir sürü kalibreli cümleler kurdun sonra; Ben, “galiba gerçekten aradığımız kişi bu, üstelik çok bakımlı ve çok güzel! Acaba sevgilisi falan var mıdır??” diye düşünürken; görüşmenin sonunda sevgili müdürümün ağzından dökülen cümleler bütün hayallerimi yıkmıştı… “Evet, CV’niz ve hayalleriniz gerçekten etkileyici. Ama burası sizin hedeflerinizin çok altında,  biz, sizin hayallerinizi karşılayamayız. Biz sadece, gece 24.00–08.00 arasında resepsiyon’a bakacak; yeteri kadar Fransızca ya da İngilizce bilen bir eleman arıyoruz. Siz daha iyi yerlerde çalışmayı hak ediyorsunuz.” diye güzel giyimli, bakımlı, alımlı bayanı kapıya kadar uğurladı. Hayallerimi de arkasından süpürerek…

Oysa Robert Half International adlı bir araştırma şirketi, yöneticilerin yüzde %91’i asistanlarının iş görüşmesi için bekleyen adaylar hakkındaki fikirlerine önem veriyor ve bunu seçme sürecinin bir parçası olarak gördüğü sonucuna ulaşmıştı bir araştırmasında. Ne yazık ki bizim müdür uçlarda olmayı seviyordu. Bırakın fikir danışmayı yüzüme bile bakmadı. 🙂

O an sevgili müdürümün tutumuna anlam veremesem de, zamanla haklı olabileceğine kanaat getirdim. O donanımda ki bir eleman, asla Gece Resepsiyonistliği gibi bir pozisyonda mutlu olamazdı.

Yazar: Nihat Solmaz / Mali İşler Müdürü

Sırada ne var ?!

depressed manElimdeki pozisyon zorluydu.

Planlama Müdürlüğü.

Sanayi üretiminde çalışmış olanlar bu pozisyonun üretimin beyni olduğunu bilir. Neyin, ne zaman, kaç kişi ile, nasıl, nerede üretileceğine planlama bölümü kadar verir. Dolayısıyla bu bölümün başında oturan insanın gerek teknik donanım, gerekse davranışsal yetkinliklerinin yeterliği çok önemlidir. Bu bölümde çalışan kişilerin sakin, soğukkanlı, sabırlı, sözel ve yazılı iletişimi kuvvetli olması gerekir. Planlama bölümü planladığı malı üretebilmek için bir süreç içinde satış, satınalma, üretim, kalite, mali işler kısacası birden çok bölüm ile çalışır. Dolayısıyla planlamacılar kısa sürede şirketin en sevilen ya da en nefret edilen kişileri haline gelebilirler. Bu bölümün başında oturan kişinin de bütün saydığım iş ve bağlantıları yönetebilmesi, iyileştirip, geliştirebilmesi için bayağı bir vasıflı olması şarttır. Genelde planlamacı pozisyonlarına endüstri mühendileri yerleştirilir yani ben de mülakat etabımda tecrübeli bir endüstrü mühendisi peşindeydim.

Pozisyon görüşmeleri beklediğimden de kötü geçiyordu. Planlama süreçleri firmadan, üründen ürüne farklılaşabildiği için gelen adaylar ya bizim fabrikadaki makina parkına, ya da ürün gamına alışamayacağını anladığım kadar yabancıydı.

Derken kapıda Boğaziçi Bilgisayar mühendisliğinden mezun ama tecrübeleri hep planlama bölümlerinde olan 40’larına yaklaşmış bir aday belirdi. Oldukça yapılı, göz dolduran bir imajı vardı. El sıkıştık.

“Hoşgeldiniz, lütfen oturun …. size içecek birşey ekram edebilir miyim?”

“Su lütfen”

Suyu telefonla istedikten sonra hafif hafif görüşmemize başladık. Bilgisayar mühendisliğinden planlamaya kayış aşamalarını dinlerken adayımın suyu geldi. Suyu hemen bir dikişte bitirdi. Bir bardak daha isteyip istemediğini sorduğumda “evet” dedi. İkinci bardak suyu henüz odayı terketmemişi olan çaycımızdan istedim.

İkinci bardak geldiğinde suyun yarısını içti, kalanını masaya koydu ve benden ceketini çıkartmak için izin istedi.

“Keyfinize bakın” dedim.

Ceketini askılığa yerleştirdikten sonra yerine oturdu. Bu arada ben bir taraftan görüşmemize devam etmeye çalışırken diğer taraftan da adayın değişen yüz rengini gözlemliyordum. Nitekim du değişime paralel adaydan yani bir talep geldi: “Kravatımı gevşetebilir miyim?”

Ben hiç istifimi bozmadan elimi “buyurun” dercesine hareket ettirdim. Aday tepedeki gömlek düğmesini açtı ardından kravatını gevşetti.

Artık kendi kendime ‘umarım rahatlamıştır” diyordum ki, bir baktım gömleğinin kollarını da sıyırıyor.

Odada pencere olmaması en büyük dezavantajdı sanırım ama artık ok yaydan çıkmıştı. Aday koltuğunu biraz geriye itti. Bu arada konuşmaya, eski işyerlerinden neden çıktığını anlatmaya devam ediyordu. Odada sürekli bir hareket vardı, gözlerimle adayın hareketlerini takip etmekten yorulmuştum. Onun tecrübelerine konsantre olmaktan ziyade “Sırada ne var?!” diye düşünmeden kendimi de alamıyordum.

Nitekim sonrası da geldi. Adayın rengi iyice kızardı ve kravatını toptan çıkardı, gömleğinin birkaç düğmesini daha açtı. Masadaki bardaktan eline su döktü ve yüzüne boca etti.

Beni o sırada gözlemleyen biri olsa “ne donuk kadın” derdi herhalde ama dışı sizi, içi beni yakar vaziyetteydim. Kriz yönetimi durumuna geçmiş, ben de normalin üstünde bir sabır sergiler hale gelmiş, kendi kendime “Ya kalp krizi geçirecek, ya da kalkıp beni dövecek” diye düşünüp, görüşmeyi sonlandırmanın yollarını ciddi şekilde aramaya başladım.

Aday durmaksızın konuşuyordu. Eski işlerinde yaşadığı büyük memnuniyetsizlikleri, olumsuzlukları anlatıyordu ama ben kendisine “ya sizin bana şu an yaşattığınız memnuniyetsizlik ?!” demedim. Onun için bu yaptıkları çok doğaldı, bana bu depresif hali için herhangi bir açıklama yapmak gereği bile görmüyordu.

İşte böyle zamanlarda kapalı uçlu sorular ile adayın konuşma şevkini kırabilirsiniz. Peşi sıra kapalı sorular sorarak adayın lafını öyle toparladım ve ayağa kalkıp elimi uzattım ki, mülakat kapanış hız rekorunu kırdım diyebilirim.

Aday bana terden ıslanmış elini uzattığında gülerek elini sıkıp “çok memnun oldum” dedim ve “olumlu adaylarımızla iki gün içinde bağlantıya geçeceğiz” sözlerimle onu uğurladım.

Şimdi siz tahmin edin, bu adayı ikinci etap görüşmeye davet etmiş olabilir miyim?