İK Strateji Haritası



Bu çalışma bana ait değil ama benim en çok yapmayı sevdiğim iş; ‘Dengeli Performans Karnesi uygulamasının İnsan Kaynakları bölümü için hazırlanmış bir strateji haritası örneği. İnternette dolaşırken karşıma çıktı, sadece bende kalmasın dedim, ilgilenebilecekler için üşenmedim bir de Türkçe’ye çevirdim.

Eğer Dengeli Performans Karnesi – Balanced Scorecard hakkında herhangi bir bilginiz yoksa strateji haritasını anlamayabilirsiniz ama eğer biraz altyapınız varsa konu hakkında, eminim sizi de benim kadar heyecanlandıracaktır okuyacaklarınız, değerlendirecekleriniz.

Yeni Asır CV Tasarım Yarışması

Friendfeed’de sevdiğim arkadaşlarımdan Kadir A. geçen gün bana bir mesaj attı. Kendisi sık sık İnsan Kaynakları ile ilgili ilan, bilgi gönderir ama bu sefer ki sadece benim değil, gerçekten birçok kişinin ilgisini çekecek nitelikte.

Ege’nin bölgesel gazetesi Yeni Asır çok güzel bir organizasyona imza atıyor Eylül-Ekim aylarında: CV Tasarım Yarışması

Yeni Asır CV Tasarım Yarışması’nın amacını kısaca şöyle açıklamamış:

İnsanların sıradanlaşma döngüsünü kırarak onları daha farklı ve özgün olmaya teşvik etmek.

Buradaki sıradanlaşma kelimesinin vurgusu çok önemli. Hele ki günümüzde kariyer portallarının 10 yıldır değişmeyen şablonlarına mahkum olan adayların içindeki kısırdöngüyü ve tekyüzlülüğü düşünürsek, Yeni Asır gazetesinin bu girişimi bana yeldeğirmenleriyle şavaşan Don Kişot’u hatırlattı ve ‘mutlaka destek vermeliyim’ kararını aldım.

Gazete herkesin yaratıcılığını maalesef kabul etmiyor, katılım için çeşitli kısıtlamalar getirilmiş. Yarışmanın kapıları halen üniversitelerin veya yüksekokulların son sınıflarında okuyan veya yeni mezun olmuş veya mezuniyetinin üzerinden en fazla 5 yıl geçmiş kişilere açık. Başvurular ise 20 Eylül-6Ekim tarihleri arasında cvtasarimyarisması@yeniasir.com.tr e-posta adresi üzerinden yapılabiliyor.

Yarışmanın detaylı katılım koşulları, süreci ve ödülleri öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

Katılım koşullarını ben devireli çok oldu ama eğer siz kritere uyuyorsanız “durmayın, yaratıcılığınızı konuşturun” derim. Şu aşamadaysa bana düşen yarışmayı duyurmak ve bütün katılımcılara başarılar dilemek.

En orijinal iş kazansın 😀

ve teşekkürler Kadir A. 😉


İstikrarı Aramak: Çözüm Sensin

İnsanın gençken kanı daha hızlı akıyor, daha çabuk sıkılıyor, daha fazlasını, hemen istiyor. Ya hayat? Hayat bu sınırsız ve sabırsız beklentileri karşılıksız karşılayabiliyor mu? Çoğunlukla hayır. Örneğin işyerinde mutsuz olan genç diğerine geçiyor, sonra bir diğerine. Sonuçta istikrarı yakalamak adına yaşanılan istikrarsızlık özgeçmişlerde birikiyor ve karşımıza otuz yaşına gelmeden en az dört beş işyeri değiştirmiş profiller çıkartıyor.

Biz İnsan Kaynakları profesyonelleri özgeçmiş incelerken adaylarda istikrar ararız. Bugünlerde özellikle bilişim ve raklamcılık sektörlerinde sık iş değiştirmek çok da yadırganan bir durum olmasa da, her işveren karşısında güvenebileceği, eğitim yatırımı yaparsa geridönüşünü alabileceği potansiyel adayları görmek ister.

O zaman kanı deli gibi akan genç ne yapmalı? İstikrarı yakalamak adına nelere özen göstermeli?

1. Üniversite süresince mutlaka staj yapmalı, üniversite kulüplerde çalışmalı, nelerden hoşlandığını, yeteneği olduğunu analiz etmeli.

2. Üniversite yılları boyunca yurtdışına çıkma imkanı sağlayan Erasmus, Work & Travel gibi oluşumlara katılmalı.

3. Bireysel SWOT analizini dürüstçe yapmalı.

4. İş hayatının kişi artı değer ürettiği sürece eninde sonunda karşılığını vereceğini bilmeli.

5. Monotonluk kelimesini iş hayatı ile asla bir araya getirmemeli. İş hayatı asla monoton değildir, monotonluğu insanlar seçer.

6. Para için değil, öğrenmek, daha iyisini yapmak, başarmak için çalışmalı.

7. Bir şirketin, bir pozisyonun, bir yöneticinin artısını, eksisini algılayabilmek en fazla altı ay sürer. Eğer kısa süreli çalışılarak üç-dört defa iş değiştirildiyse problemin çalışılan şirketlerde değil, ağırlıklı olarak kendisinde olduğunu bilmeli.

8. Serbest zamanlarını kaliteli geçirmeli, zaman ve para harcanan bir, birkaç hobi edinmeli.

9. Seçilen uzmanlık konusu üzerine sürekli kaynakça takibi yapmalı, kütüphane kurmalı.

10. Severek yapılmayan işin mutsuzluktan başka birşey getirmeyeceğini bilmeli.

11. Çalışma koşulları, görev tanımını iyice öğrenmeden, yöneticisi ile tanışmadan hiçbir işyerinde çalışmaya başlamamalı.

12. İş hayatındaki en kritik dört kelimenin sevgi, saygı, sabır ve sebat olduğu bilmeli ve bu kelimelerin içlerini özenle, düşünerek doldurmalı.

13. Sorun her ne olursa olsun, çözümün sadece kendisinde olduğu asla unutmamalı.

Özgeçmişim

Bir vesile ile yıllardır elimin değmediği özgeçmişimi oturdum elden geçirdim bugün. İki versiyonu var. Kısa versiyonunu Kaynağım İnsan ‘Hakkımda‘ sayfasına ekledim.

Sıklıkla benden özgeçmiş örneği isteyen arkadaşlara belki esin kaynağı olurum. Şablon ve içine yazdıklarım aslında benim bir özgeçmişte görmek istediklerimi yansıtıyor. Özgeçmişimin Kaynağım İnsan’a yüklediğim bu versiyonu bazı detayları içermiyor. Özellikle proje çalışmalarımın detayları.

Peki, benim özgeçmişimin geliştirmem gereken konular var mı? … elbette ki var. Örneğin İtalyanca dil bilgimin ve kullanımım “iyi” seviyesinde olabilirdi. … Adı üstünde ‘öz-geçmiş’. Geçmiş geçeli çok oldu, biz önümüze bakalım ve gördüğümüz eksiklikleri kapatmak için daha fazla çaba sarfedelim.

Yarın kimbilir ne müthiş bir gün olacak … 😀

Altın Örümcek Ödülleri

Dün gece 8. Altın Örümcek Ödülleri için Turkcell Arena’daydık.

Kaynağım İnsan Seri İlan/Kariyer/İK kategorisinde Halkın Seçimi olarak duyurulduğunda içimde büyük mutluluk hissettim. Bizim kategorisinin birincisi geçen yılki gibi Kariyer.net oldu. Secretcv ikinciliği alırken, üçüncülüğü KariyerGenç elde etti. Altyapı olarak bu kadar kuvvetli siteler arasından Kaynağım İnsan’a  bu kategoride “Halkın Seçimi” derecesini SMS’leri ile kazandıran herkese gönülden teşekkürlerimi tekrar iletmek istiyorum.

Kaynağım İnsan’nın bu sonbaharda ana ve alt sayfa temalarını değiştirmek gibi bir planımız var. Hedefimiz ana sayfa üzerinden blogun içeriğini daha fazla gösterebilmek. Çalışmalara Ekim ayında başlanacak ve Kaynağım İnsan 1. yaşgününden sonra yepyeni bir yüzle okuyucuları ile birlikte olacak.

Kaynağım İnsan’ı takibe devam … 😉

CHP Ve Halka Ulaşmak

Kaynağım İnsan politik içerikli yazıların bulunduğu bir blog değil. Şimdi yazacaklarım siyasetle bağlantılı görünse bile aslen insan ve ona gösterilen ilgi ile ilgili. Yani İnsan Kaynakları ile.

Bu yıl, Kılıçdaroğlu CHP’ye parti başkanı olarak seçildikten hemen sonra CHP ve Kılıçdaroğlu’na partinin resmi sitesinin verdiği e-posta adresi – şablon üzerinden bir mesaj attım. Bu, parti içinde uzmanlık alanımı kullanabileceğim konuları sıraladığım ve önerilerde bulunduğum bir destek mesajı idi. Ne oldu?

KOCAMAN BİR HİÇ.

Şimdi soruyorum:

1. Seçimler öncesi veya sonrasında kapı kapı dolaşarak halka ulaşmaya çalışan partili, neden e-posta aracılığıyla ayağına gelen destekcisine “mesajını aldım, teşekkür ederim” cevabını bile göndermez? Bu destekcisine verdiği kıymet düzeyini göstermez mi?

2. Bu parti içinde bir halkla ilişkiler birimi yok mudur? varsa ne iş yapmaktadır?

3. Geçen gün gazetelerin birinde Obama’ya sarhoşken “aşağılık herif” diye mesaj atan bir İngiliz’in A.B.D’ye alınmadığı yazıyordu. Kendisiyle iletişime geçmek isteyen insanlarla “bu derece” ilgilenilen iktidarlar, devletler varken, biz ne yapıyoruz?

4. Şu an en büyük zaafı halka ulaşmak olan CHP’nin birçok konuda ciddi toplu eğitimden geçmesi gerekmez mi? Hatta teknik ve mesleki eğitim konularını sıralayayım :

– Ticari amaç gütmeyen kurumların halka ulaşma yöntemleri
– 21. yüzyıl dünyada siyasi parti dinamikleri
– Siyasi partiler ve etkin teknoloji, internet kullanımı
– Sosyal medya ve siyasi partiler
– Etkin kampanya yönetimi
– Siyasi partiler ve İnsan Kaynakları Yönetimi
– Siyasi partilerde kurumsal performansın ölçümlenmesi
– Siyasi partiler ve halkla ilişkiler
….

5. Bugüne kadar hangi partili örneğin Obama’nın başkan seçilme sürecinde yürüttüğü kampanyanın kapsamını, stratejisini, hedeflerini, artılarını, eksilerini inceledi, değerlendirdi? (bakınız 1 ve 2 ve 3 )

Sorular daha devam eder ama ben yazdıkça hem üzülüyorum, hem sinirleniyorum. Bu ülkenin sosyal demokrat insanları çok iyisini hak ediyor. Bunu biliyorum.

Yetenek Yönetimi – Yard. Doç. Dr. Mehmet Altınöz

Kitapçı rafında Yrd. Doç. Dr. Mehmet Altınöz’ün Yetenek Yönetimi adlı kitabını görünce çok sevindim. İçimden “sonunda birisi konuyu almış” dedim ve elimdeki satın alınacaklar tepesinin üstüne ekledim. (Nobel Yayın)

Yetenek Yönetimi 21. yüzyıl itibariyle özellikle gelişmiş ülkelerin İnsan Kaynakları bölümlerini en çok mesgul eden konu. Hatta IBM gibi kimi dünya devlerinde İK’dan ayrı Yetenek Yönetimi pozsiyonları dahi açılıyor. Bana göre Yetenek Yönetimi, Personel Yönetimi ile başlayan, İnsan Kaynakları Yönetimi ile derinleşen “insana odaklanma” sürecinin baş tacı, en rafine hali. Çok önemli.

Altınöz ise kitabında konuya yeteneği tanımlayarak başlıyor. Ardından örgütler için yenenekli insanların bulunması, elde tutulması, geliştirilmesi, ücretlendirilmesi, kurum ile olan ilişkileri ile şekillenen ‘Yetenek Yönetimi’ uygulamalarını, yerinde alıntılarla okuyucuya çok sade bir dille anlatıyor. Kitabın sonuna doğru Kariyer Yönetimi hakkındaki bir yazımdan da alıntı yapılması ayrı bir sürpriz ve sevinç kaynağı oldu benim için.

Yabancı kaynaklarla kıyaslandığında Yetenek Yönetimi süreçlerinin çok da derinine inmeyen bu kitabı neyin ne demek olduğunu, neden yapıldığını anlamak, konu hakkında bir taban oluşturmak için kesinlikle okumak gerek.

İçerik

I. Yetenek Yönetimi Yaklaşımı

II. Yetenekli Çalışanların Yönetimi

III. Yetenek Yönetiminin Kurumsal Boyutu

İsmail Hakkı Polat

12 Eylül döneminin öncesinde, o terör yıllarında yaşayan hemen herkesin derdi gelecekten ziyade günü kurtarabilmekti. Belki de bu yüzden çocukluğumda “Büyüyünce ne olacağım?” diye bir sorum hiç olmadı. Çocukluğum Eskişehir’in sokaklarında kah kavga-dövüşle, kah futbol-basketbolla geçti. Hava kararıp eve döndüğüm zaman da, önce sıkıcı ödevleri yapar sonra da transistörlü el radyosundan gelen tınılar eşliğinde kitap okur ya da ışığı kapatıp pencereden şehrin ışıklarına bakarak düşler kurardım.  İlginçtir, bu düşlerde “potaya yaptığım ‘smaçları’ tribünden izleyen kızların coşkulu tezahüratları” vardı ama iş-güç ya da gelecekle ilgili hiçbir şey yoktu.

12 Eylül darbesinin hemen sonrasına düşen lise yıllarımda ise, durum tersine dönmeye başladı. Hiç bir zaman iyi bir öğrenci olamadığımdan ailemin benden bir başarı beklentisi yoktu ama Üniversite sınavı ve dersane kavramları arkadaş cemaatinin baskısıyla kaçınılmaz biçimde girdi hayatıma. Eee, ne de olsa işin ucunda “bir baltaya sap olmak” vardı.  O dönemde kuzenimin proje bürosuna gidip gelmelerin de etkisiyle, mimarlığa ilgi duymaya başladım.  Büroda kuzenimle geçirilen uykusuz gecelerin sonunda ortaya çıkan bina proje ve maketlerini hayranlıkla incelerdim. O binaların içindeki hayatları ve düzeni, en ince ayrıntısına kadar kafamda kurgular  ve kuzen bunları gerçeğe dönüştürünce de kendim yapmış gibi gururlanırdım.  Hele hele kuzenimin mezun olduğu ODTÜ’ye gidip Mimarlık Bölümü’nü de gezdikten sonra artık kesin kararımı vermiştim; Mimar olacaktım!

Ancak lise son sınıfa başlarken yaşadığım bir olay, bu gidişi değiştirdi. Okuldaki bir sohbet sırasında grubumuzun ‘çalışkan’ çocuklarından birisi,  tembelliğimden dem vurarak dersaneye gitmeme çok da gerek olmadığını ve ‘babamın parasını ziyan etmememi’ esprili bir dille söyledi. Yüzümün kızardığını hissettim. Daha da ağırıma giden şey ise, orada bulunan herkesin bu sözlere gülmesiydi.  Utançla karışık öfkemi gizlemek için yüzüme oturttuğum  sahte tebessüm sayesinde o an durumu kurtarabildim ama sonraki günlerde o anı hatırladıkça ona karşı duyduğum öfke daha da büyüdü. Artık mimarlık falan umrumda değildi. Tek hedefim ne yapıp edip bu arkadaşı üniversite sınavında geçmekti.  Bir yıl boyunca ‘eşşek gibi’ çalıştım.  Rekabetin verdiği hırçınlıkla sınav tercihlerimde en yüksek puanlı bölümleri başa yazıp ODTÜ Mimarlığı da onlardan sonraya yazdım.  Sınav sonuçları açıklandığında oldukça yüksek bir puan alarak ODTÜ’nün Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü kazanmıştım.  Ancak bu yüksek puanım bile o arkadaşımı geçmeye yetmemişti.  Dahası istediğim meslek üzerine okuma fırsatını kaçırmış ve pek de hevesli olmadığım zorlu bir bölüme girmiştim.

Üniversiteye başladığımda fark ettim ki, bölümde benden çok daha hırslı, bilgili ve motive yüzlerce öğrenci vardı.  Şu anda önemli bir kısmı uluslararası çapta bilim adamı olan bu insanların arasındaki amansız rekabet, okul hayatım boyunca  beni ODTÜ’den de, Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden de soğuttu. Ne zaman mezun oldum, o zaman herşey yeniden başladı.  Önce Eskişehir’de Silahlı Kuvvetler’e bağlı bir uçak bakım fabrikasında mühendislik pratiğimi biraz olsun geliştirme olanağı buldum.  Ancak asıl mesleki kariyer, İstanbul’a gelip telekomünikasyon sektörüne girdikten sonra  başladı. Siemens, Nortel ve Ericsson gibi çok uluslu firmalarda hem uluslararası çalışma hayatını hem de telekomünikasyon sektörünü yakından tanıma olanağı buldum.  Mesleğe bir şekilde ısınmaya başlamıştım. Gerçi işin daha çok yöneticilik ve ticaret kısmına odaklanmıştım ama ne gam! Teknik taraftan biraz olsun sosyal tarafa kaymak, ruhuma iyi gelmişti.

Ericsson’dan sonra geçtiğim Turkcell ise mesleki kariyerimin doruğu oldu. Sektör lideri bir firmada, yetenekli ve uyumlu bir ekiple çalışmanın verdiği güçle özellikle mobil katma değerli hizmetler konusunda ülkedeki yazılım ve girişimcilik potansiyelini harekete geçirmeyi başardık. Bunun sonucu hem Turkcell hem de Türkiye bu alanda ciddi bir ilerleme kaydetti. 2002 yılında GPRSLand projesiyle Dünya İletişim Ödülleri yarışmasında “Dünyanın en iyi yeni servisi” ödülünü kazandık. http://www.milliyet.com/2002/10/08/ekonomi/eko04.html

Herşey yolunda gidiyordu. Ancak o günlerde şirketin İnsan Kaynakları biriminin yaptırdığı bir 360 ̊ kişilik testinde, testi yapan uzman karşıma şaşırtıcı bir sonuç koydu.  Kişiliğimin ilk kuruluş (set-up) süreçleri için daha uygun olduğunu ancak bu aşamayı geçtikten sonraki operasyonel süreçlerin bende mutsuzluk yaratacağını söyleyen İK uzmanı,  şirketteki işleri bir süre sonra bana monoton gelmeye başlayacağını  ve eninde sonunda şirketle yollarımın ayrılmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti. O gün bana “şaka gibi gelen” bu değerlendirmeye aldırmadım tabii. Ancak devamındaki 6 ay tam anlamıyla berbat geçti ve uzmanın söyledikleri aşağı yukarı çıktı. Geldiğim noktada iki seçeneğim vardı: Ya mevcut statükomu kişiliğimi örselemek pahasına koruyacaktım ya da herşeye yeniden ve farklı bir yerlerde başlayacaktım. Kişiliğim gereği olsa gerek, ben ikincisini seçtim.  Maddi ve manevi bakımdan ciddi vazgeçişler içeren bu seçim, ilk zamanlarda beni oldukça zorladı. Neden böyle bir şeyi yaptığıma çevremi ve kendimi ikna edemedim uzunca bir süre. Yaşanan bir sürü gel-gitin ardından herşey yerli yerine oturmaya başladı ve kendime yeniden bir çalışma alanı inşa edebildim. Bu süreçte aldığım ve uyguladığım en önemli ilke, işimin kurgulanması  konusunda  son kararın daima bana ait olmasıydı. Bu yüzden kaybettiğim epey proje oldu ama yaptıklarımdan aldığım haz ve ortaya çıkan işin kalitesi beni ve karşımdakileri her zaman memnun etti.

Bugün geldiğim noktada, bilgi birikimimi gerek üniversite hocası gerekse danışman olarak bireylerle ve çeşitli kuruluşlarla paylaşıyorum.  Özellikle internet ve mobil iletişim ortamlarının yeni medyalar olarak konumlandırılması ve bunların sosyal, ekonomik ve siyasi etkilerinin yarattığı fırsat ve tehditlere göre yeni projeler geliştirilmesi bana sonsuz bir heyecan veriyor. Sanırım attığım bu adım, bana geçmişte bir talihsiz gelişme sonucu kaybettiğim mimarlık fırsatını bir açıdan geri verdi. Çocukluğumda maket üzerinde kurguladığım yaşamların ve düzenin bir benzerini şimdi sanal dünyaya uygulamak, bana göre profesyonel yöneticiliğin en yüksek hazlarından çok daha yaratıcı ve doyurucu.

İsmail Hakkı Polat

http://trscope.com/
http://ismailhpolat.com/