Simto Alev

Okuyacağınız bu yazı, benim en ilginç yazı deneyimlerimden biri olacak belki de. Kendimi anlatırken pek hoş hissetmemem bir yana, İpek (Aral Kişioğlu) “profesyoneller” bölümünde yazmamı teklif ettiğinde hemen yazmayı kabul etsem de ortada bir sorun vardı. Ben profesyonel değilim. Benim bir mesleğim dahi yok. Özer Dölekoğlu’nun yazısını okurken “internet işçisi” deyimini gördüm. Sanırım kendime yakıştıracağım başlık da bu.

Şöyle bir baktığım zaman anlıyorum ki bu yazıda size mesleki kariyerimi anlatıp, üstü kapalı bazı nasihatler vermem gerekiyor. Ancak dedim ya; profesyonel değilim. Bir kariyerim de yok ve gerçek anlamda bir kariyere hiç sahip olmayacağım! Bu yüzden ben sadece iş gelişim süreçlerimi, bu süreçte dönem dönem düşündüklerimi, değişen hedeflerimi, değişen işlerimi anlatacağım.

Bilgisayarımla ilk yılımı CD-ROM’suz, sessiz ve internetsiz geçirdim. “Abi”lerin bilmem kaç disketle yüklediği birkaç oyun ve paint harici hiçbir uğraşım da yoktu. Öyle ki; ilk internetimi bir yıl sonra, ben 14. yaşımdayken yine bir “Abi” kurmuş, “buna bastın mı bağlanırsın” deyip gitmişti. Ben adresini televizyondan duyduğum bir web sitesini nasıl açacağımı dahi bilmiyordum.

Böyle bilgisiz bir başlangıçtan sonra, internette herkesin bir sitesi olduğunu farkettim. “Ahmet Online”, “Mehmet Online”, “Sertaç Online” gibi onlarca site vardı. Bir de o dönemler çeşitli saçmalıklarla internetten para kazanma sevdası çok ön plandaydı.

Kararımı verdim. Ben de site açacağım ve aynı kaynaklardan ben de para kazacağım. Google yok. Bana bu işi öğretecek kadar abi olmuş bir abi yok. Sadece o sitelerin bazılarında “HTML Dersleri” başlıkları var. Biraz onları okuyarak, biraz o sitelerin kodlarını inceleyerek ve çok zaman sonra bugünkü Adobe Dreamweaver’ın büyük babası Allaire Home Site ile kod yazarak bir site oluşturabilir hale geldim. İlk Notepad’de yazıp, Home Site ile geliştirerek açtım: http://simto.8k.com/

Siteyi açmayı binbir güçlükle başardım. Kolay yoldan para kazanmayı ise asla. Fakat bir yandan büyüdüğümü düşünüp, para kazanma ihtiyacı hissediyordum. Artık bildiğim bir şeyler de vardı. Yeni bir karar verdim. Ben bu işi yapıp para kazanacağım! Nitekim de öyle oldu.

Aradan geçen 10 yıl kadar zamana rağmen, bugün hala tasarım yapmayı bilmem. O zaman da bilmezdim ama yapardım. Çeşitli forumlarda ilan kovalar, küçük esnafa, evinde kendi işini yapan adama 50 ya da 100 liraya site yapardım. Tasarımı, HTML’i, teknik işleri, hepsi bende.

Neredeyse hiçbir şey bilmediğim halde işe bir ucundan başlayarak herhangi bir ajansın bir işle kazanabildiği parayı bir yılda kazanır oldum. Öğreni ve tecrübemi ne kadar arttırdığımsa tartışılmayacak kadar çok. Bu artışın tek sebebi ise çalışıyor olmak aslında. Başka bir şey değil.

İş yaptığım insanların teşekkürlerini alıp bu yolda ilerledikçe artık bir yerlerde işe başlamam gerektiğini de düşündüm. Bu meselenin hiç üzerine gitmesem de geniş zamanda birkaç ilanvereni telefonla aradım. Kendimi tanıtık görüşmek istediğimde ilk soru hep eğitimim oldu. Her zaman da açıklamaya çalıştım fiziksel engelli olduğumu, bu yüzden bir eğitim alamadığımı. “Zaten bu işin adam gibi bir eğitimi de yok ki” diyemeden görüşmeler sonlandı.

Bu görüşmeler iş aramaktan vazgeçmelerimi arttırsa da çalışmaktan hiç vazgeçmedim. Öyle ya da böyle evimde oturup çalışabiliyor, az da olsa para kazanıyor ve yukarılarda da belirttiğim gibi her defasında daha iyi oluyordum.

Bir süre sonra HTML bana yetmemeye başladı. 100’lerce ürünü tek tek sayfalara eklemek oldukça meşakkatliydi. Çözümü ise dönemin gözde web yazılımı ASP’ydi. ASP ile mücadelem sadece 1 ay sürdü. Sonrasında beceremediğim için vaz geçtim.

— Bu sırada bir ara konu olarak belirtmem gerekiyor ki ASP benim için ilk ya da tek farklılaşma deneyimi değildi. Hiçbirini asla gerçekten öğrenemesem de, daha web işlerine başlamadan evvel mIRC scripting’den başlayarak süreç boyunca Perl, Java, C++, VisualBasic gibi çok alakasız yazılım dillerinin tadına da baktım. Her şeyden önce amacım yine bir yön sapması yaşayıp, daha çok para var düşüncesiyle masaüstü yazılımlar geliştirmekti. Bunlar arasında en uzun deneyimi bir yıl ile VisualBasic’de yaşadım. Bugün hiçbirini bilmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. —

ASP’deki başarısızlığımın ardından çok oyalanmadan bir başka web programlama (script) dili olan PHP’ye geçtim. Bu kez her şey harikaydı. Hızlı öğreniyordum, eğleniyordum. 2 Koca kitap bitirdim. Onlarca makale okudum. (birkaç yıl sonra da yazdım.) Tüm örnek uygulamaları hatasız kodladım. Muazzam bir şey.

2 Kitabı da bitirdikten sonra artık bir projeye başlamanın, ilk işimi çıkartmanın zamanı gelmişti. Kuzenimle birlikte şiir, hikaye paylaşım sitesi olarak –şu an bizle ilgisi olmayan- DuyguDolu.com’u yaratma sürecine giriştik. Üyeler içerik yollayacak, yorumlayacak vesaire idi. Logosu, tasarımı, yazılımı… Her şeyi ile bende.

Projeye başladığımda ise bir problemim olduğunu farkettim. Ben PHP bilmiyorum! Hiçbir şey yapamıyorum. Projenin her aşamasında birilerine danışmaya, yeniden öğrenmeye çalıştım. Bir virgül yüzünden bazen bir koca gün uğraştım. O günlerden beri de bu gibi hiçbir şeyi önce okuyarak değil, önce tecrübe ederek öğrenirim. Okuyaraksa bildiklerimi tazeler, destekler, arttırırım.

PHP öğrenmem kısa vadede bir şey kazandırmasa da yaptığım birkaç işten sonra bağlı olarak çalışmasam da bir ajansla ortak hareket etmeye başladım. Ajans beni hiç anlamadığım tasarım yükünden kurtardı, HTML gibi bir ek yükü elimden aldı. Artık kendime sağan soldan duyduğum için kullandığım ve bugün hiç haz duymadığım “Webmaster” unvanı yerini “Web yazılımcısı”na bıraktı.

“Webmaster” olduğum o çaylak dönemlerde (bu işten para kazanma hedefinin ardından) ve düzenli bir iş dönüşümüne girdiğim ilk dönemlerde yeni hedefim bir iş kurmaktı. Her şeyi kendi şirketimde, çalışanlarımla yapacaktım. Her ne kadar hesapsız kitapsız da olsa bu konuda çocukça birkaç girişimim oldu. Şirket adı belirlendi, tasarımlar hazırlandı ve daha ileri gidemedi. Birkaç kez, yeniden.

Şirket olma çabasında niyetim hiç iktidar sahibi olmak gibi görünmese de hedefimde –belki bir altmetinde, derinlerde- bir kariyer ve o kariyerde kısayoldan zirvede olma arzusu vardı. Bugünse kariyerin altında çalışan insan sayısı, adının başına konan İngilizce bir unvan ya da ün olmadığını düşünüyorum. Bunların peşinden koşmayı da çok zaman önce “ben kariyer sahibi olmayacağım” diyerek bıraktım. Bu hikayeyi kariyer konusunda düşündüklerimi detaylı yazmadan sürdüreceğim. Ancak belki bir kariyer parçacığı bu yazının devamında var olacak.

Artık “web yazılımcısı” gibi işimi belirtir bir unvana kavuş ve bu yolda ilerler olsam da başta para, ardından yeni bir şeyler öğrenme çabası ile önüme düşen farklı işleri reddetmedim. O yıllarda durmadan küfrederek yaptığım deküpasyon işleri, bugün tercihim olmasa da nadir zamanlarda hala para kazandırır. Tek bir işe bağlı kalmamayı, tadımlık da olsa farklı işlerden ufak bir lokma almayı bu yüzden seviyorum.

PHP ile profesyonel deneyimlerimi ağır aksak sürdürüp, “freelance” ek işler, kişisel ya da çevre projelerde de aktif rolümü sürdürürken, bir teklifle kendimi Türkiye’deki 3-4 bilgisayar dergisinin birinin web sitesi başında buldum. Site durmadan gelişti, büyüdü, zenginleşti. Beraberinde aynı grubun birbaşka sitesine de destek verir olmuştum. Hava atmaya değer bulduğum bu işten aldığım maaşda ikinci ay indirime gidilmişti ve asgari ücretin de altında bir maaşla çalışmayı kabul etmiştim.

O an bu ücretle çalışmayı reddetmek çok zor verilecek bir karar değildi. Belki bir yerde yeni bir iş bulur belki de “freelance” olarak para kazanmayı sürdürebilirdim. Ancak her ne kadar kendimi kanıtlamışlıktan ziyade bana destek olunması için dergiden iş teklifi almış olsam da bu benim kariyerimdeki ilk adımdı.

Gelen diğer derginin işi muhakkak bu işi kotarabildiğimdendi. Dergiyle birlikte gelen freelance işler de giderek yerini oturaklı iş tekliflerine bırakıyordu. Dergide geçirdiğim ilk bir buçuk yılımda PHP tecrübemi arttırırken, boş kaldığım zamanlarda da sadece meraktan, ilgiden XHTML/CSS bilgimi arttırdım. Bu noktada aldığım bir teklifle kariyerimde bir adım daha attım ve derginin yanında ikinci bir işim daha oldu. Bu defa ara yüz kodlayıp WordPress giydiriyordum.

Bu iş ise XHTML/CSS bilgim üzerine bir milyon bilgi daha kattı. Artık çekinmeden “benim işim bu hacı. Bak burada dergi, burada projelerim, burada arayüz kodlamalarım” diyebiliyordum. Dergide beni ikinci yıla taşıyan sabrım ve bu süreçteki gelişimim, bana yine bir kariyer adımı olarak geri döndü. İki işte kazandığımın biraz üzerinde bir ücret karşılığı yeni bir iş sahibi oldum. Hâlâ aynı şirkette arayüz kodluyorum. Elbette diğer iki işi de bırakmam gerekti. Unvanım ise “Senior Web Developer” olarak daha havalı ve daha saçma bir hale büründü.

Yukarılarda her yeni profesyonel işimdem, kariyer diye sözettim. Her işim öncekinden biraz daha üstün, çerçevesi biraz daha belirli, biraz daha yüksek ücretli oldu. Ancak hiçbiri daha yüksek, daha prestijli bir mevkide değildi. Sektörün dışına pek taşmamış olsam da, hiçbiri aynı iş, aynı meslek de değildi tam olarak. Hepsinden güzel bulduğum ise hiçbiri için iş başvurusu yapmamış olmam. Benim için kariyer isim yapmak, ünlü olmak değil ama birilerinin “Bu işin altından Simto kalkabilir” güvenini vermek ve gerçekten o işin altından kalkabilmek. Aynı çizgide ilerlemeden hem de.

Bundan üç ay evvel ise kendime ilk kez, sadece işi resmiyete dökmek için bir CV Hazırladım. Bu defa iş, son 2 yıldır yakın takipte tuttuğum, dönemin de gözde konusu Sosyal Medya. Burada hedefimse “Sosyal Medya Uzmanı” unvanını almadan, dijital pazarlama konusunda bir uzman kadar olmasa da, ona yakın değerlerde bilgi. Yine de yarın hangi işten nasıl para kazanacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Her an, her şey olabilir.

Yazının başında profesyonel olmadığımı, sadece kendi sürecimi anlatıp nasihat vermeyeceğimi söyledim. Şimdi, yazımı bitirirkense fikrimi değiştiriyorum. Bir nasit verme ukalalığında değil, daha çok samimi bir paylaşım olarak. Bu denli uzun yazmış olmama rağmen, yazı sadece önemli dönüşümlerin özeti niteliğinde. 10 yılı aşkın bu süreçte çok fazla acı çektim, azarlandım, aç kaldım, beceriksiz oldum, işimi yaparken sıkıldım. Aynı zamanda tam aksi yönde mutlu oldum, aferinler aldım, işimin her aşamasında çok eğlendim, para kazandım.

Tüm bunları kıyasladığım, iyisinden de kötüsünden de ortaya biraz katıp ideal olanı bulmaya çalıştığımda bulduğum şey yaptığım işten keyif alma hissi oldu. “İşinizden keyif alın” demeyeceğim. Bütünden; çalışma odanızdan, iş arkadaşlarınızdan, elinizdeki projelerden vs. en çok keyif alabileceğinizi seçmeye özen gösterin. Hiçbir detayın sizi bundan çok geliştiremeyeceği fikrindeyim. Bu yüzden,

Keyifli Çalışmalar…

Simto Alev
http://www.simtoalev.com

“Simto Alev” üzerine 12 yorum

  1. İpeğim ve Simtom ikinize de teşekkürler. Simtom müthişsin, her zaman iki kahramanım var biri Simto diğeri Davut derim ya, beni hiç yalancı çıkartmıyorsunuz. Ağız tadıyla, keyfle çalışmaya devam.
    Seviyorum seni

  2. Merhaba Simto, tanıştığımıza memnun oldum. Kariyer dediğin nedir ki? Yaşadıkların, sevdiklerin, paylaştıkların, ürettiklerin, seçtiklerin, yani sen…

    Keyfini çıkartmaya devam…

    Sevgiyle,

  3. Okurken göz kırpmamaktan gözlerim yanıyordu.Ama yinede 1 sonraki cümleyi kovalıyordum 😀 gerçekten harika bir akıcılığı vard.Ve güzelde bir yazı olmuştu.Elinize sağlık… Herhangi bir şekilde hayatımızda bir dönem geçiririz. Bu dönem iştir… okuldur… herhangi birşeydir…Ama işin tadı herzaman süreçtedir 🙂

  4. Çok samimi bir anlatım olmuş Simto. Arkama yaslanıp baştan sona okudum, hem de severek okudum. Yaşadıkların ve azmin zaten güzel bir nasihat niteliğinde. Seni takdir ediyorum arkadaşım, hayatın boyunca hep mutlu olmanı dilerim 🙂

  5. İddiası iddiasızlığında saklı bir yaşam çizgisi… Okurken, anlatımdaki düzgünlük ve akıcılık dikkatimi çekti… Şimdiye kadar yaptığınız gibi, “kariyer” yapmadan, kariyer yapmaya devam… Bu kategoride en keyifle okuduğum yazılardan biri oldu. Teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir