Okurken çalışmak üzerine Hürriyet İK’nın soruları

ipek-aral-kisiogluHürriyet İK için Zeynep Mengi’nin sorularına verilmiş cevaplardır. Mengi’nin makalesi 27 Eylül Pazar günü yayınlanmıştır.

Soru: Üniversite eğitimde iş hayatına hazırlık konusunda nasıl eksiklikler var?
Cevap: Birincisi öğretim görevlilerinin öğrencileri çalışma hayatına yönlendirme konusunda ciddi eksiklikleri bulunuyor. Bana şöyle söylemler geliyor : Okulda hocası okurken çalışmak üzerine demiş ki : “git gez, eğlen, nasıl olsa bir ömür çalışacaksın?”. Bu çok yanlış bir yönlendirme. Adeta çalışma hayatından soğutma, onu bir külfetmiş gibi gösterme çabası. İkincisi ders programları daha derli toplu hazırlanabilir. Ben okuldayken en büyük sıkıntım bu olmuştu. Sabah saatine bir ders koyup, akşama üç, dört tanesini yerleştirince insan ne yapacağını şaşırıyor boş saatler boyunca. Bir diğer eksiklik ise mühendislik ve diğer bazı teknik bölümler dışında staj zorunluluğunun olmaması. Bence bütün bölümlerde staj zorunluluğu getirilmeli. O zaman şirketler de stajyer kullanımı konusunda sistemlerini ciddi olarak revize ederler. Bu şirketler için de büyük işgücü tasarrufu ve maliyetlerde azalma sağlayabilecek bir uygulama olur.

Soru: Okunan bölüm çalışmayı nasıl etkiler? Yani sözel bölümlerde okuyanlar ve mühendislik bölümünde okuyanlar kendi alanlarında çalışmak istese (mezun olunmadığı ve öğrenilmesi gereken şeyler olduğu için) yetkinlik problem olur mu? Tabii bu soru okuduğu alanda çalışanlar için.
Cevap: Gençler okuldan mezun olduktan sonra bile okuduğu konu ile ilgili kolay kolay iş bulamadıkları bir ülkede yaşıyoruz. Bakıyoruz bir ziraat mühendisi araba satıyor veya biyolog market yöneticisi olmuş. Dolayısıyla üniversite öğrencisi bir gencin eğitimini aldığı konu üzerine bir işte çalışıyor olması gerçekten lüks kategorisine konulabilir. İşe girebildikten sonra yetkinlik bir problem olur mu? Yetkinlikten ziyade “nitelik” eksikliği kısa bir süre için problem olabilir. Ama işveren de zaten bu riski göze alarak genci işe almıştır. Eğer bir genç işe girmişse gerisini dert etmeyip, kendisine gösterilenleri bir an önce öğrenmeye ve uygulamaya çalışmalı. Eğer bunu yapamıyorsa işte o zaman bir yetkinlik eksikliğinden bahsedilebilir. Takım çalışmasına mı uymadı, analitik düşünemiyor mu?, zamanını mı düzgün kullanamıyor ? Bunlar ciddi olarak geliştirilmesi gereken yetkinlikler iş hayatında.

Soru: Okullar, öğretmenler öğrencilerin okurken çalışmasına nasıl bakıyor?
Cevap: Bu çok öznel bir soru. Kimisi destekler, kimisi notrdür, kimisi köstekler. Biraz önce bahsini ettiğim “Git, gez, eğlen, zaten bir ömür çalışacaksın” söylemine ben çok sık rastlıyorum. Bu aslında öğretmenlerin kendi hayatlarından duydukları memnuniyetsizliğin gençlere yansıması ve çok yanlış. Okulların da gençlerin çalışmasını destekleyici sistematik bir destekleri yok. Çok da kötümser olmamak lazım. Arada örnekler de çıkmıyor değil. Mesela bazı büyük üniversitelerin mühendislik bölümleri büyük şirketlerle ar-ge projeleri yürütüyor. Hem gençler tecrübeleniyor, hem para kazanıyorlar. Ama bu durum sözel bölümler için geçerli değil. Sözel bölümler bu açıdan çok başıboş bırakılmış. Umursamazlık da desteklememek kadar olumsuz bana göre.

Soru: Öğrencilerin bu konudaki düşünceleri neler?
Cevap: Öğrencilerin birçoğu sözde çalışmak istiyor. Ben okurken çalışmak konusunda öğrencileri üçe ayırıyorum : Birincisi gerçekten çalışmak isteyip ‘çalışanlar’, ikincisi çalışmak istediğini söyleyip kendisine bahane üretenler, üçüncüsü çalışmak isteyip ‘arkadaşlarım beni küçük görür’ kaygısı taşıyanlar. Birinciler her ne koşulda olursa olsun kendisine yapacak iş bulur, tecrübelenir, para kazanır. İkinci grup çalışmaya özenir ama tam motivasyona sahip değildir, bahaneler üreterek etrafından bir çeşit ilgi çeker, bundan da hoşlanır. Üçüncüsü ise bana göre en problemlisi, “arkadaşlarım benim kasiyer/tezgahtar/garson/vs. olduğumu görürse ne düşünür, rezil olurum?” şeklinde düşüncelere sahip olanlar. Bu grubun özgüven, emeğe saygı, iş hayatı, ünvan sahibi olmak konularında şiddetle desteğe, komplekslerinden arınmaya ihtiyaçları vardır.

Soru: Öğrenciler ne tip işlerde çalışmalı?
Cevap: Ben bu konuda ayırım yapmıyorum. Bazı gençler çok erken yaşlarda hayatlarına yön verecek mesleklerini seçmiş, bazıları ise okudukları spesifik konuya rağmen arayış içinde olabiliyor. Bazısı şanslı oluyor okuduğu dalda yarı zamanlı iş bulabiliyor, bazısı ise tecrübe edinmek amaçlı çok da seçici olmuyor. Burada önemli olan çalışma edimi. İster bir kasiyer olsun, ister bilgisayar programcısı önemli olan iş disiplini, sorumluluğu altına girmek. Bir kurum içinde yer almak, ast üst ve denklerle iş ilişkileri kurmak ve elbet para kazanmak. Açıkçası “ben çalışmak istiyorum ama okuduğum konu üzerine olmadıkça ne işe yarar” diye düşünen gençlere bu düşüncelerini değiştirmelerini tavsiye ediyorum.

Soru: Okulu aksatmadan çalışmanın yolları neler?
Cevap: Bunun açıkçası okulların ders programlarının hazırlanış yöntemi, öğretim görevlilerinin çalışan öğrencilere olan yaklaşımı ile büyük bağlantısı var. Ama en önemli olan gencin çalışma motivasyonudur. Bir işte çalışmanın kendisine olan faydasının bilincinde olan bir genç her ne koşulda olursa olsun zoru başarır. Okul ve iş hayatı için hedefler koyarak hareket etmek bir başlangıç. Örneğin “derslerimin ortalaması bu olmalı, çalışırken şunlara, bunlara dikkat etmeliyim, araştırmalıyım, öğrenmeliyim” gibi. Neyi, neden yaptığını bilmek çok önemli birey olmak yolunda.

Soru: Okul – iş dengesi nasıl kurulabilir?
Cevap: Nerede durup, nerede devam edilmesini bilerek. Bu aynen profesyonel hayat & aile dengesi kurmak gibidir. Çok işle ilgilenirseniz aileniz mutsuz olur, çok ailenizle ilgilenirseniz işinizden bile olabilirsiniz. Eğer bir genç okurken çalışmayı seçti ise bunu nerede yavaşlatıp, nerede ivmelendireceğini de derslerinin gidişatına göre tayin edebilmeli. Örneğin ben okul yıllarımı biraz uzatmayı tercih ettim. Doğru muydu? Bana göre evet. O yıllarda üniversite okumanın çok da gerekli olmadığı düşünüyordum. Ama iş hayatına girince zamanla üniversitenin önemini anladım. Bilinçlendim diyelim. Bu farkındalığa ulaşmak adına arada birkaç yılımı da feda ettim. Ama şimdi baktığımda kişisel gelişimim çerçevesinde bana en uygun olan işi yaptığımı görüyorum.

Soru: İş yerleri kendi bünyelerinde çalışmak isteyen öğrencilere nasıl bakıyor? İmkan sağlıyorlar mı?
Cevap: İşyerlerinden ziyade sektörler olarak yaklaştığımızda perakende ve hizmet sektörleri öğrencilerin bünyelerinde part time çalışmalarına yatkın. Hatta öğrencileri yetiştirmek ve yeteneklileri erkenden tespit edip yönetici kadrolara taşıyabilmek adına tercih bile ediyorlar. Bu sektörler çalışan sirkülasyonunun diğer sektörlere kıyasla yüksek olduğu sektörler ve bununla yaşamayı biliyorlar. Ama sanayi sektörünün öğrencilerin çalışmasına çok da yatkın olmadığını söyleyebiliriz. Bu sektör öğrencilerin işten ayrılma riskleri almak istemez. Çalışan sirkülasyonun artması sanayi de ciddi verimlilik düşmelerine neden olabilir.

Soru: İş yerleri bu öğrenciler için özel bir uygulama yapıyor mu? (Sigorta, maaş gibi)
Cevap: Kanunen hayır. 4857 sayılı İş Kanunu üniversiteli gençlerin tercih ettiği yarı zamanlı çalışmanın koşullarını 5. ve 13. maddelerde ele alıyor. Özetle bu maddeler işverenin tam zamanlı çalışan ile yarı zamanlı çalışan arasında farklı işlem yapamayacağını söyler. Yarı zamanlı çalışan öğrenci çalıştığı toplam saatin karşılığı olan ücreti alır. Sigortası ise işe başladığı gün itibariyle yapılması gerekir. Prim oranları aldığı saat ücret, toplam çalıştığı gün ve saatle orantılı olarak yatırılır. Burada dikkat edilmesi gereken konu yarı zamanlı çalışma sözleşmesinin mutlaka saat ücreti karşılığı çalışmaya uygun hazırlanmasıdır.

Soru: Kaçıncı sınıftan itibaren çalışmaya başlamaları uygundur?
Cevap: Birinci sınıf üniversiteyi, yeni sistemi, ortamı, insanları tanıma yılıdır. İkinci sınıfta branş dersleri alınmaya başlanır, yani ısınmaya devam. Bu arada staj yapılabilir. İkinci sınıf sonu itibariyle çalışmaya başlanabilir. Mühendislik bölümlerinin zorunlu staj mekanizması eğer staj yapılan şirket ile anlaşılabilirse sene içinde yarı zamanlı çalışmaya dönüştürülebilir. Bunlar idealleri. Ama her genc ne zaman çalışabileceğini en iyi kendisi bilir. 18 yaşını geçmiş bir birey artık çocuk değildir.

Soru: Okurken kazanmak öğrencilere neler kazandırıyor?
Cevap: Elbette insanın kendi emeği karşılığı olarak verilen parayı ilk eline aldığı zaman muhteşemdir. İnsana gurur verir. Büyük özgürlüktür. İnsanın kendine güveninin pekişmesidir. Birey olmaya atılan önemli adımdır. Sonrasında ise o para ile ne yapılacağı başka bir aşamadır. Kimisi harcar, kimisi biriktirir. Ben örneğin bütün ilk maaşımla aileme hediyeler almıştım. Enteresan seçimlerdir bunlar, kendinizi, hayattaki önceliklerinizi farketmenizi sağlar.

Soru: Dezavantajları oluyor mu?
Cevap: İnsanın kendisinin kazandığı paranın tadı çok tatlıdır. Paranın tadı ve getirdiği özgürlük kimi zaman okulun önüne geçebilir. Örneğin yarı zamanlı, primle çalışılan bir satış işi yapıyorsunuzdur. Hele ki satışa da yeteneğiniz varsa bir anda büyük paralar kazanabilirsiniz. Bu şekilde sigorta satarak büyük paralar kazanan arkadaşlarım olmuştur. Bu kazanç bir dönem okuldan soğumalarına, ‘okumaya ne gerek var?’ gibi bir düşünceye kapılmalarına neden olmuştur. Ama maaşlı bir işin böyle bir gevşemeye neden olabileceğini düşünmüyorum. Artık bütün gençler okumanın herşeyin önünde olduğunun bilincinde.

Soru: Okuldaki derslerini etkiliyor mu?
Cevap: Mutlaka. Hem olumlu, hem olumsuz anlamda. Olumlu olarak, genç teori olarak gördüğü derslere daha gerçekçi bakıyor, daha sorgulayıcı olabiliyor, daha fazla proje üretebiliyor, dersler ezberden çıkıyor bir anlamda. Olumsuzluğu notların düşmesi ihtimali.

Soru: Okuduğu bölümle ilgili çalışmak mı yaygın yoksa garsonluk, anketörlük gibi işler mi?
Cevap: Bir gencin okuduğu konu üzerine bir iş bulması daha önce belirttiğim gibi büyük lükstür, bu lükse sahip olabilenler kıymetini bilmeli. Ama öğrenciler ağırlık olarak hizmet ve perakende sektörlerinde yarı zamanlı işlerde çalışıyor.

Soru: Şirketler dönemsel eleman çalıştırmak konusunda ne kadar esnek? Bu konuya ne kadar destek oluyorlar?
Cevap: İş kanunu yarı zamanlı veya belirli süreli sözleşme ile çalışmak konusunda işverenin önünü açmış durumda. Hangi sektörler iş süreçlerini bu esnekliğe uygun tasarlamıştır diye baktığımızda öncelikli olarak perakende ve hizmet sektörlerini görüyoruz. Çalışma saatleri neredeyse bütün güne yayılan bu iki sektör özellikle akşam/ gece saatlerini yarı zamanlı çalışan ekipleriyle geçiriyor.

Soru: Okullar iş bulma konusunda öğrenciye yardımcı oluyor mu?
Cevap: Okulların öğrencilere iş bulma konusundaki en büyük desteği bir dönem çok gündemde olan kariyer günleriydi. Ama üniversite yönetimleri kariyer günlerine yönelik heyecanlarını yitirdi. Çünkü öğrenciler aradıkları verimi bulamadılar kariyer günlerinde. Ağızlarına bir kaşık bal çalındı büyük şirketler tarafından, heveslendiler, fakat mezun olunca birçoğu o bahsedilen işlere giremedi. Bu hayal kırıklığı bir zincirleme reaksiyon yarattı alt sınıflarda ve genel bir umutsuzluk havası içine girdi özellikle mezuniyete yakın olanlar. Son dönemdeki ekonomik iniş çıkışlara bakarsak da şirketler de artık yapamayacakları vaadlerde bulunmamak adına ünversitelerdeki kariyer günlerine katılmakta hevesli değiller. Şirketler fuar organizasyonları ile özgeçmiş toplama, adaylarla tanışma yoluna gidiyor. Bunun dışında öğrenci kulüplerinin iş bulma konusunda çalışmaları var desteklenmesi gereken okul yönetimleri tarafından. Web siteleri açıyorlar, şirketleri kendi CV bankalarına çekmeye çalışıyorlar.

Soru: Ailelerin bakış açısı nedir? Çocuklarını ne kadar destekliyorlar?
Cevap: Biz çok korumacı bir aile yapıları içinde büyütülüyoruz. Ebeveynler adeta çocuklarının büyümemesi, kendi kanatları ile uçmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Elbet bunun altında kötü niyet yok, yoğun sevgi var. Dolayısıyla Türkiye’de özellikle maddi durumları müsait aileler çocuklarının neden çalışmak istediğine başlangıçta hiç anlam veremiyor. Buna paralele olarak büyük bölümü derslerin olumsuz etkileneceği kaygısı ile çocuklarının çalışmasına karşı çıkıyor, engellemeye kalkıyor. Bu durumda aileyi ikna etmek gence düşüyor. Çalışmayı neden istediği konusunda geçerli gerekçeleri ebeveynlerine aktarabilmek belki de iş hayatı adına verilen ilk büyük sınav onlar için. Ebeveynlerin bir diğer kaygısı ise yapılan işin niteliği konusunda oluyor. Yapılacak işin gence ne katacağını sorguluyorlar haklı olarak. Bir diğer konu ise işin niteliğinin sorgulanması sonucu ulaşılan nokta ile ilgili, ailenin sostal statüsü. Birçok maddi durumu iyi aile çocuklarının bir pizzacıda garson veya bir market zincirinde kasiyer olarak görmek istemiyor. Oysa ki gelişmiş ülkelere baktığımızda aileler çocuklarına kendilerini taşıma sorumluluğunu üniversite değil, daha lise yılarında vermeye çalışıyor. Hatta eğitim sistemleri bu yönde tasarlanmış oluyor. Bizim ilk başta bütün eğitim sistemimizi, eğitim anlayışımızı revize etmemiz gerekiyor kanımca.

Eklemek istedikleriniz…
Üniversite yılları bir insanın kendisini keşfetme yolundaki en keyifli yıllar. Dünyayı ve insanları tanımak adına bir ara dönem. Bu ara dönemi dolu dolu ve verimli geçirmenin çok iyi yollarından biri okurken çalışmak. Bana “üniversite öğrencisi ne yapar?” diye sorarsanız, “ders çalışır, okulda topluluklara katılır, staj yapar ve yarı zamanlı çalışır” derim. “E, hiç mi eğlence yok?” diye sorabilirsiniz. Eğer bir birey çalışmayı eğlence haline dönüştürebiliyorsa, çalışmaktan büyük mutululuk duyabiliyorsa hayatını kaliteli geçirebilir. Bana bir iş görüşmesinde sormuşlardı : “nasıl çalışırsınız?”, “eğlenerek” diye yanıtlamıştım. “Çalıştığım her andan büyük zevk duyarak”. Çalışmanın bütün gençlerin hayatlarındaki en büyük eğlence olması dileğimle …

Okurken çalışmak

Okuken çalışmak

Üniversite yıllarında çalışmak veya çalışmamak bir tercih meselesidir. Sözün özü ile çalışmayı tercih eden bir genç her ne koşul olursa olsun kendisine yapacak iş bulur. Tercih etmeyen de serbest vaktini gönlünce değerlendirebilir. Bu iki seçim için kimsenin hiçbir şey demeye hakkı yoktur. Ama bir de “ben çalışmak istiyorum ama yapacak iş bulamıyorum” diyen ve sayısı oldukça kabarık bir kitle vardır ki, bu grup ileride iş hayatında da aynı hayat politikasına devam ederler: “Ben yapmak istemiştim ama imkan verilmedi, ben etmek istemiştim ama yol gösteren olmadı”. Bu yazı üniversite yıllarında çalışmak isteyip de “kendisine uygun” işi bir türlü bulamayan gençler için yazıldı. Lütfen çok dikkatli okuyun.

Üniversite yıllarında çalışan gençlere örnek olarak kendimi rahatlıkla verebiliyorum. Ailemin maddi durumunun fazlasıyla iyi olmasına rağmen okul yıllarımı uzatmak pahasına burnumu sokmadığım iş, çalmadığım kapı kalmamıştır neredeyse. Sigorta satmaktan çevirmenliğe, hosteslikten dergi yazarlığına, halkla ilişkiler elemanlığından anketörlüğe, hamburgercilikten garsonluğa bir üniversitelinin yapabilme imkanı olan her işe girdim, çalıştım. Bireysel gelişimimde büyük faydasını gördüğüm bu deneyimlerim sırasında yaşadıklarımı üç gruba ayırarak değerlendirmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu değerlendirmelerimi okurken eminim size de kafanızdan geçen birçok soruya ve sorgulamaya cevap bulacaksınız. Belki kendinizi de bir parça yargılayacak, eleştireceksiniz.

Birinci değerlendirmem çalışma girişimlerim esnasında ailemden, arkadaşlarımdan, çevremden aldığım tepkiler üzerine olacak:

a. Aileden tepkiler: “Maddi durum olarak hiçbir ihtiyacın yokken nereden çıktı bu çalışmak? Derslerin ne olacak?” Eğer ailenizin maddi durumu iyi ise yukarıda yazılı cümleler çalışmak isteyen bir gencin ebeveynlerinden en sık duyabilecekleri tepkilerdir. Bunun ötesinde çalışılmak istenen işin aileyi “utandırabilecek” nitelikte görüldüğü de olur. Mesela garsonluk. “Neee, benim kızım başkalarının tabaklarını mı taşıyacak? Yahu sen evde tabak taşımıyorsun, çok istiyorsan evdekileri taşı, ben sana üstüne para vereyim”. Olay bu noktaya vardığında gencin yapması gereken, gerçek istenilenin “garsonluk” değil, “çalışmak” edimi olduğu konusunda ailesini ikna etmesidir. Dersler ile çalışmanın eş zamanlı yürüyebileceği üzerine aileyi ikna etmek aslında kolaydır. Önce siz çalışmak konusunda kendinizi ikna edebildiniz mi, onu çok iyi sorgulayın.

b. Arkadaşlardan tepkiler: Arkadaşlardan gelen tepkileri üçe ayırabiliriz:

“Aaaa, harika, çok sevindim, keşke ben de çalışabilsem.” Son derece motive edici, destekleyici bir tepkidir ama bu tepkiyi vereni umulanın tersine azdır. En yakın arkadaşlar bile bu çalışma girişiminin gerisinde olumsuzluk ararlar. Bu aslen bizim milletimizin bir hastalığıdır; her şeyde olumsuzluk aramak. Hele ki çalışacağınız iş beğenilmez ise, mesela bir hamburgecide çalışacaksanız, bir perakendecide kasiyerlik yapacaksanız “hiç” olumlu tepki beklemeyin. Olumlu tepki veren arkadaşınız olursa da o kişiyi bir ömür kaybetmeyin.

“Hmm, neden ki? İhtiyacın mı var?” İkinci tepki merhamet içerir. Çalışmayı, üretmeyi insani bir dürtü olarak içlerinde yaşamayan, tüketici niteliğindeki arkadaşlarınız size yoğun bir acıma hissi duyacaklardır. Hiç umursamayın, gülün geçin.

“Iğğ, garsonluk mu?” Bu son tepkiyi veren kişileri hele arkadaş sıfatına hiç layık görmeyin derim. Bu kişiler bir ömür kendilerini taşıyacak ebeveyn, arkadaş, eş, dost, müdür peşinde olan, etiket meraklısı tiplerdir. Emeğe saygısı olmayanın ne kendisine, ne de başka bir şeye saygısı yoktur.

c. Çevreden tepkiler: Çevreden gelen tepkileri de üçe ayırabiliriz:

“Xyz’nin kızı hem okuyup, hem çalışıyormuş, aferin ona.” Örnek ebeveyn sıfatına sahip anne babaların veya büyüklerin vereceği tepkidir. Elbet içlerinde birçok kaygı vardır çalışma süreci adına ama çocuklarının çalışma girişimi ister olumlu, ister olumsuz sonuçlansın, her zaman çocuklarının arkasında duracaklarının  mesajını verirler bu şekilde ve ülkemizde maalesef pek azı bu tepkiyi verir.

“Xyz’nin oğlu garsonluk yapıyormuş, durumları mı kötü acaba?” Arkadaşlarınızdan alabileceğiniz ikinci tepki frekansındaki bu söylem yine bol miktarda merhamet, hatta acıma içerir. Siz önemsemeyin bu tepkileri ama unutmayın sizin için önemli olmasa bile aileniz kendileri için böyle sözlerinden sarfedilebilecek olmasından kaygılanabilirler. Onları ikna etmek yine size, kendinize olan güveninize, çalışma kararlılığınıza bağlıdır.

“Xyz’nin kızı tezgahtarlık yapıyormuş, ayıp valla, böyle bir aile … tıh tıh tıh” Bu tepkiyi veren çevrenizdeki insanlar ile ilişkinizi keserseniz siz bir şey kaybetmiş olmazsınız. Hatta hayat adına iyi de bir temizlik yapmış, yeni ve nitelikli insanlara bünyenizde hem zihinsel, hem de ruhsal yer açmış olursunuz.

İkinci değerlendirmem çalışak isteyip de kendisine “uygun” iş bulamayanların bahanelerini içerecek ve onların aslında gerkeçten çalışmak istemedikleri konusunda onları bir parça düşündürecek;

Bahane 1: “Hiçbir işin saati bana uymuyor!” Artık iş piyasasında, özellikle perakendecilik ve hizmet sektörlerinde üniversiteli gençlere yönelik birçok yarı zamanlı (part-time) iş mevcut. Kısacası bu bahaneniz baştan sona yersiz. Burada sorgulamanız gereken aslında tümüyle kendinizsiniz. Siz neden çalışmak istiyorsunuz? Yaptığınız ilgi çekmek amaçlı bir şımarıklık mı, yoksa gerçekten emek mi harcamak istiyorsunuz bir konuda, bir yolda? Eğer gerçekten emek vermekse neden Migros’da part time kasiyerlik veya tezgahtarlık yapmaktan, bir konfeksiyon mağazasında tezgahtarlık, bir pizzacıda garsonluk, fuarlarda veya promosyon faaliyetlerinde stand başında durmaktan imtina ediyor, bu işleri beğenmiyorsunuz? Yoksa sizin kaygınız başka mı? Lütfen alt bahaneyi okuyun.

Bahane 2: “Arkadaşlarım beni küçümser, rezil olurum.” İşte aslında iş piyasasında pek çok iş imkanı varken, çalışmak isteyip de binbir bahane üreterek çalışmayan gencin ana kaygısı : Arkadaşları karşısında küçük duruma düşmek, rezil olmak. Eğer böyle bir kaygı taşıyorsanız içinizde, sizin ciddi anlamda üstesinden gelmeniz gereken kompleksleriniz var demektir. Sınırsız şekilde Amerikan hayat tarzına özenen bir üniversite gençliğimiz var. Gençlik dizilerinde pizzacıda çalışan genç yakışıklı aktörü ve aktrisi gördüklerinde “keşke biz de böyle olabilsek, çalışabilsek” derler ama ben şimdi “gel o zaman benim pizzacımda garsonluk yap” desem, ölsem getirtemem o gençleri dükkanıma. O gençleri Burger King’de part time çalıştıramam, Pizza Hut’da servise sokamam. Neden, çünkü işi küçümserler, işi küçümsedileri için rezil olacaklarını düşünürler. O zaman bu zincirleme reaksiyondan kendilerine bu dükkanlarda servis yapan insanları genel olarak küçümsemektedirler sonucunu çıkartabiliriz ki, bu da ciddi bir “saygısızlık, kibirlilik” problemidir ve kişi adına hiç de parlak bir durum değildir.

Şimdi çok klişe ama gerçek birkaç cümle yazacağım : Amerika Birleşik Devletleri neden  Amerika Birleşik Devletleri ? Çünkü onlar bu işleri küçümsemiyor, çünkü onlar emeğe bize kıyasla çok daha fazla değer veriyor. Onlar üniversite yıllarında gidip dünyanın en iyi şirketinin en iyi bölümünde çalışamayacaklarını, oralarda çalışabilmek için çok daha farklı şeylerin gerekli olduğunu biliyorlar. Ama boş da oturmak istemiyorlar, üretkenliği tercih edip, bir de cep harçlıklarını çıkartıyorlar. Hayat hep tercihlerden ibaret. Siz peki neyi tercih ediyorsunuz? “Sözde” rezil olmamayı mı?

Bahane 3: “Benim okuduğum konuya hiçbir faydası yok!” Bu iş hayatına yeterince geniş açıdan bakmayan gençlerin ürettikleri en tipik bahanedir. Kasiyer olmanın, tezgahtarlık veya garsonluk  yapmanın bana ne faydası olur ki? Oysa ki bilmiyorsunuz ki, ileride yapacağınız iş de özünde bunlardan farklı olmayacak aslında. Ya birinin para işlerini yürüteceksiniz ya birine birşeyleri satmaya, pazarlamaya çalışacaksınız ya da birileri için bir şeyler üreteceksiniz. Üniversite yıllarındaki çalışmalarınızla, gerçek hayattakilerin iş disiplini bakımından farklı olduğunu hiç sanmayın. Zaten üniversite öğrencisi halinizle gidip çok büyük şirketlerin çok önemli pozisyonlarında çalışmayı hayal ediyorsanız, ayaklarınızı  yere basmanızı şiddetle öneririm.

Bahane 4: “Parası yeterli değil.” Günümüz dünyasında alem-i cihan olsanız “üniversite öğrencisi” sıfatı ile ne kazanmayı hayal edebilirsiniz ki? Dilerim hayalleriniz gerçekleşir ama gerçek hayatta kazanacağınız miktar iki sıfırlı rakamları geçmez. Üniversite yıllarında çalışmanın amacı elbet üç beş kuruş kazanmaktır ama asıl amaç hiçbir zaman maddi olmamalıdır. Keza gerçek hayata atıldığınızda da ana amacınız para olmamalıdır. Yapacağınız iş, öğrenecekleriniz, başarılarınız sizin ana dinamonuzdur, para değil. İyi çalışır, hedefleriniz tutturursanız zaten maddi açılım eninde sonunda gelir.

Üçüncü değerlendirmemde ise üniversite yıllarındaki tecrübelerimin bana kazandırdıklarını birkaç kelime ile toparlamaya çalışacağım;

  1. Üniversite yıllarındaki işlerim kendime olan güvenimi açıkça sınadığım ve başkaları tarafından acımazsızca sınandığım ilk hayat tecrübelerim olmuştur. Kendimin farklı boyutlarını, yeteneklerimi ve eksiklerimi görmemi sağlamıştır.
  2. Sorumluluk altına girmek, belirli bir performansı tutturmak gibi zorlayıcı unsurlarla iş boyutunda ilk karşılaşmamdır.
  3. Uluslararası şirket, aile şirketi kavramları arasındaki büyük farklılıkları, kurum kültürünün ne olduğunu yaşayarak öğrenmemi sağlamıştır.
  4. İş arkadaşlıklarının okul ortamındaki arkadaşlıklardan çok farklı olduğunu yaşayarak erkenden görmemi, anlamamı sağlamıştır.
  5. Hayatta neyi yapmak istediğimi değil de neyi istemediğimi anlamamı çok net görmemi sağlamıştır.
  6. Tümüyle kendime ait parayı kazanmanın keyfini bana yaşatmıştır.
  7. Üniversite eğitiminin ne kadar önemli olduğunu kavramamı sağlamış, üniversite eğitimine yönelik eski yargılayıcı gözlüğümü çıkartıp, bende kalan yıllarımdan maksimum faydayı çıkarma bilincini yaratmıştır.
  8. Farklı insan karakterleri, farklı kültür, sosyal yapı ve yaş gruplarından gelen insanları yakından tanıma fırsatını bana vermiştir. Aklın yaşta değil, başta olduğunu ciddi anlamda anlamamı sağlamıştır.
  9. Bir kurumda çok nitelikli insanların yanında çok vasatların da olabileceğini ve bu gerçekle birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini göstermiştir.
  10. İş hayatında kesinlikle olmaması gereken kaba davranış, taciz, özetle mobbing ile tanışmamı ve yaşadıklarımı sorgulayarak hızlı şekilde benzer durumlara karşı bilinçlenmemi sağlamıştır.
  11. Başarılı profesyonellerin sözlerinden, gözlerinden, bedenlerinden taşan coşkuları, iş disiplinleri, saygınlıkları, iyimserlikleri ve güleryüzlülükleri gibi ortak özelliklerini yakından yaşamamı sağlamıştır.

Cümlelerimin sonuna gelirken yukarıda yazılanları okuyan gençlerin şimdi kendilerine sadece bir soruyu sormalarını ve cevabını hemen değil de, bir iki gün iyice düşünerek vermelerini istiyorum:

Siz gerçekten çalışmak istiyor musunuz?

ChatterBoxTrBu yazım ChatterBoxTr sitesinde yayınlanmıştır.