“İnternet sansürü”: Asıl kaybeden kim?

“İnternet sansürü”, aslında “devlet sansürü” dediğimiz, düşünce, ifade, iletişim, basın, haber alma ve bilgi edinme hak ve özgürlüklerini ihlal eden baskıcı devlet müdahalesinin internetteki uzantısından ibarettir. Elbette sansürü sadece devletler uygulamaz, bunu şirketler, yayın organları, üniversiteler, içerik üzerinde denetim kurma yeteneğine sahip her hangi bir kurum yapabilir. Ama devlet sansürü, istisnasız tüm vatandaşları etkilediği için sansürün en ciddi boyutunu oluşturur.

İnternet sansürü her nekadar gazete, dergi, televizyon, radyo, kitap, kamuya açık söylemler, tartışmalar gibi iletişim ortamlarında uygulanan sansürle aynı kaynağa sahip olsa da, önemli bir nitelik farkıyla diğer sansür tiplerinden ayrılır. İnternet, tanımı gereği “küresel”, “gayri-merkezi”, “açık”, “sınırsız”, “etkileşimli”, “kullanıcı-denetimli” ve “altyapıdan-bağımsız”dır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, özellikle de internetin yaygınlaşması, ana akım medya başta olmak üzere iletişim endüstrisinin iş modellerini, haberleştirme pratiklerini, bunların dağıtım kanallarını dönüştürdü. Gayrimerkezileşme, yatay koordinasyon ve etkileşim, kullanıcıların aynı zamanda birer yayıncı haline geldiği yayın modellerini, yurttaş gazeteciliği gibi deneyimleri yarattı. Ana akım medyanın iktidarlarla ilişkisinde yaşanan sansür mekanizmaları, bu kez de devletlerin internete gözünü dikmesi ve internet yasaklarıyla farklı bir boyutta yaşanıyor.

İnternet merkezi olarak yönetilemez, ülke sınırları içine hapsedilemez. İnternetin bu nitelikleriyle hemen hemen tüm kullanıcıları birer “yayıncı” haline getirmesi, özellikle Web2.0’ın açtığı imkanlarla internet yayıncılığının demokratikleşmesi ve sosyal medyanın, blog alanının gelişmesiyle daha da güçlü bir eğilime dönüştü. İnternetteki yayıncılığın bir diğer önemli farkı da, anlık etkileşime izin vermesi dolayısıyla, yayınların birer sosyal forum, tartışma ortamı niteliği kazanarak söylemin etki alanını genişletmesi oldu. Twitter, Facebook, Friendfed gibi sosyal topluluk ağları, Youtube, Flickr gibi sosyal paylaşım alanları, aynı zamanda ciddi birer alternatif haber kanalı gibi çalışıyor. İran seçimleri, Gazze filosu gibi uluslararası olaylar önce bu kanallardan dünyaya yayılıyor; hatta ana akım medya bile bu kanallardan alıyor bilgiyi. Eh, durum böyle olunca, kamusal içerik üreten tüm yayıncılar gibi internet yayıncıları da devletlerin ilgi alanına giriyor. Bu odağın dolaysız sonuçlarından biri, hukuk ve teknoloji arasındaki hız ve zihinsel model farklarından kaynaklanan sorunları birebir yansıtan “internetle ilgili hukuksal düzenlemeler” olurken, sözü edilen hak ve özgürlüklere zaten baskıcı bir biçimde yaklaşan devletlerin ilk aklına gelen de olumsuz düzenlemeler yaparak interneti sansürlemeye yeltenmek oldu.

Maalesef bizim devletimiz de bu ikinci sınıfa giriyor. Ülkemizin adı, internet sansürcüler liginde, Çin, İran, Kuzey Kore, Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte anılıyor. Uluslararsı toplumda giderek yükselen tepkiler, yabancı basında konuyla ilgili sürekli olarak çıkan yazılar, son Avrupa Birliği İlerleme Raporu (http://www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2009.pdf) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Raporu’ndaki (http://www.osce.org/documents/rfm/2010/01/42294_en.pdf) açık eleştiriler ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son “İnternet Düşmanları Raporu”ndaki “gözetim altındaki ülkeler” kategorisine girmemiz (http://en.rsf.org/surveillance-turkey,36675.html), durumu açık seçik bir biçimde gösteriyor.

Türkiye’de internetin belli bir kullanıcı grubunun ötesinde yaygınlaşmasıyla birlikte, devletin olumsuz düzenlemeleri de gündeme geldi. Türkiye’de internetin sansürü 2001‘deki RTÜK Kanunu ve Basın Kanunu ile başlar, bugünkü 5651 kod adlı internet sansürü yasasına kadar gelir. Bu tavrın partisi, ideolojisi, görüşü yoktur. Söz konusu düzenlemeler, DSP-MHP koalisyonu ile başlar, AKP hükümetleriyle devam eder; üstelik TBMM’de iktidarıyla muhalefetiyle oybirliği sağlanan ender konulardan biridir. Ben bu durumu bir “devlet refleksi” olarak görüyorum; ele avuca sığmayan, sınırlar içerisine kapatalımayacak, hızlı akan ve aynı hızla etki eden bir iletişim ortamının verdiği korkuya karşı geliştirilmiş bir refleks. Türkiye’de internet sansürünün kısa tarihini ve yaşanan gelişmeleri ayrıntılarıyla şu yazımda ele aldım: “Türkiye’de internet sansürünün kısa tarihi… ve mümkün geleceği!” (http://sansuresansur.blogspot.com/2009/09/turkiyede-internet-sansurunun-ksa.html); meraklısı başvurabilir.

Sonuç ortada: sansürlenen 6000’e yakın web sitesi, sosyal topluluk platformu, blog alanı, paylaşım sitesi, haber kanalı… Burada dikkat edilmesi gereken bir durum var: gerek çok ünlü olması, gerekse Google gibi bir internet deviyle ilişkili olması bakımından, 2008 yılından beri Türkiye’de engelli olan Youtube, neredeyse internet sansürünün diğer adı halıne geldi. Haziran ay başından beri, bu engelleme ile ilgili olarak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın IP bloklamasına dayalı yeni bir engelleme yöntemini devreye sokması sonucu yaşadığımız Google skandalının uyandırdığı kitlesel tepki, bu algıyı güçlendiriyor (“Google skandalı, Türkiye’nin internet sansürü serüveninde “eşik etkisi” yaratır mı? http://sansuresansur.blogspot.com/2010/06/google-skandal-turkiyenin-internet.html ; “Google ve “sansür ekonomisi”!http://www.bthaber.com.tr/?p=5026 ; “Google kesintisi” bize ne öğretmeli?” http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/google-kesintisi-bize-ne-ogretmeli/ ). Öyle ki, internet sansürüne karşı çıkanlara Google avukatı muamelesi yapılmaya başlandı. Ulaştırma Bakanlığı’nın konuyla hiç bir hukuki bağı olmamasına rağmen kullandığı “ama adamlar vergi vermiyor ki” dezenformasyon söylemi de üstüne tuz biber ekti.

Youtube bu ülkede engellenen 6000 siteden yanlızca biri ve en önemlisi de değil. Elbette Google’ı çıkardığınız zaman, internetten geriye pek fazla bir şey kalmıyor; dolayısıyla tepkiler normal! Ancak önemli olan internet sansürünü bir bütün olarak algılamak ve herkesin sansürlenebileceğini aklımızda tutmak.

İnternet sansürünü meşrulaştırmak için bizimki gibi baskıcı otoritelerin en çok kullandığı dezenformasyon yöntemi olması sebebiyle “çocuk pornografisi” hakkında da bir kaç şey söylemek gerek. 5651 sayılı yasa sözde çocuk pornografisini önlemek için çıkarıldı ama sonra içini bir çok müphem suçla torba gibi doldurdular. Bu amaçla yoğun bir medya kampanyası yürütüldü. Bir sürü insan tutuklandı, sonra bunların sadece biri suçlanıp hüküm giydi, diğerleri tamamen yasal içerik bulundurdukları için beraat etti; Ulaştırma Bakanlığı da bilinçli olarak yaratılan tepkiyi manipüle ederek, kaşla göz arasında 5651’i Meclis’e sevkediverdi. Zamanında şöyle yazmıştım: “Türkiye çocuk emeğini sömürme bakımından dünya dördüncüsü. Çocuk tutukluların sayısında büyük artış var. Çocukların yüzde 72’si ana baba, yüzde 22’si öğretmen dayağı yiyor. Her üç çocuktan biri istismara uğruyor. Kızlar çocuk yaşta evlendiriliyor. Pedofili atasözlerimize sızmış. Bunların hepsinin sorumlusu da internet, öyle mi? Bu ne ikiyüzlülük!  Çocuk pornosu internetle birlikte ortaya çıkmış bir sorun değil. Bu sorun toplumsal ve çocuğun korunması için cezai tedbirlerden çok daha fazlası gerek. Türkiye on yıl önce Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza koydu ve bu konuda hiç bir şey yapılmadı. İnternetin yaygınlaşması ülkenin kalkınması için stratejik bir önem taşıyor. Hükümet ve pederşahi iktidar bağımlısı medya çocuğu bir kez daha istismar ediyor; interneti sansürleyerek disiplin altına alma, onu “medyatize” ederek magazin ve reklama indirgeme hayalleri kuruyor. Olan çocuklarımıza ve hukuka oluyor.” (“Çocuk istismarından internet istismarına Türkiye…” http://www.ozguruckan.com/?p=574)

İnternetle ilgili sansür mekanizmalarının şu anda yaşadıklarımızla sınırlı kalmayacağını, hatta sansürün ötesine geçip, özel hayatımızın gizliliğinin ihlal edileceğini, internet erişimimizin, yani iletişim hakkımızın kısıtlanacağını; hatta ve hatta yeni suçlar yaratılıp hapis ve para cezalaryla tehdit edileceğimizi öngörmek için ne yazık ki çok fazla işaret var. Ekim ayında yeni bir Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çıkarılıyor ve bu yasanın, Fransa’da Anayasa Mahkemesi tarafından yargının dışında keyfi bir otorite tesis ettiği ve vatandaşların iletişim hakkına kastettiği için reddedilen HADOPI yasasının ilk versiyonunun bir çevirisi olduğunu duyuyoruz. Bu yasa kimin internetten ne indirdiğini anlamak için tüm iletişimimizin anayasaya aykırı bir biçimde izlenmesi ve kayıt altına alınmasından, internet erişiminin kesilmesi ve para, hapis cezalarına kadar çok sayıda olumsuzluk içeriyor. Aynı şekilde, hali hazırda düzenlenmiş olmasına rağmen bilişim suçlarıyla ilgili ölçüsüz cezalar getirecek bir ceza kanunu da söylentiler arasında. RTÜK, geleneksel medyanın yanı sıra internet medyasını, IPTV başta olmak üzere görsel-işitsel internet yayınlarını denetlemek için hazırlık yapıyor. Kurum Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanıyor ve BKT / TİB ile birlikte yeni bir online “muzir kurulu”na sahip oluyoruz. Bu kurumların mevcut faaliyetlerine bakarak daha ne kadar ileriye gidebileceklerini kestirmek mümkün. Kısacası karanlık günler bizi bekliyor.

Neyse ki hayırlı gelişmeler de olmuyor değil. Mesela ilk kez bir iş grubu, dijital reklam ajansları internet sansürüne karşı bir deklarasyon yayınlıyor (“İnternet Geleceğimizdir”, http://www.internetgelecegimizdir.com/). Aralarında Cyber-rights, İNETD, Sansüresansür, Netdaş, LKD, EMO, TMMOB, TİHV, TİEV, TZV, Türk Kütüphaneciler Derneği, ÜNAK, BİTDER, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Bilişim Muhabirleri Derneği, Ekşi Sözlük,  Neonebu, Kaos GL, Genç Siviller, Bianet gibi çok farklı oluşumların bulunduğu 50’ye yakın sivi toplum kuruluşu, sivil inisiyatif, haber ağı, web sitesi, ilk kez, internette sansüre karşı güçlerini birleştirmek üzere bir Ortak Platform kurdu (http://www.sansursuzinternet.org.tr/). Platform’un yayınladığı deklarasyon TBMM’de Ulaştırma Bakanı’nın karşısına soru formatında çıktı. Bu girişimler ulusal ve uluslararası medyada da geniş yankı buluyor. İnternet kullanıcıları, iş örgütleri, bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgili kuruluşlar tepkilerini giderek daha örgütlü bir biçimde yükseltiyor. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım başta olmak üzere, otoritelerin söylemlerindeki rahatsız ton bu tepkilerin adresine ulaştığını gösteriyor.

Kimi internetin suça, ahlaki çöküşe, köktenciliğe, terörizme, dilin yozlaşmasına, bilgi çöplüğüne, fikir hırsızlığına, insanların birbirlerinden yalıtılmasına yol açtığını iddia eder; kimi de demokrasi, özgürlük, refah, işbirliği, yeni işler, ekonomik büyüme, katılım, daha iyi eğitim gibi değerleri getirdiğini… Ama internet “karşıt eğilimlerin bir alanı”dır ve mevcut risklerle birlikte mümkün fırsatlar sunar. Hukuk devletleri bu alanı yasaklar ve engellemelerle değil hak ve özgürlükler ve toplum faydası temelinde düzenlemeye çalışıyor.

Bizde ise devlet internete yönelik ciddi bir tehdit algısı geliştirdi. Bunun nedeni internet değil, devletin küresel yönetim paradigmalarıyla yaşadığı uyumsuzluk. Özellikle de yönetişim, yani şeffaflık, sorumluluk ve hesap verebilirlik konusunda ciddi sorunlar var. Ülkeyi yönetilemez hale getiren merkeziyetçi yönetim saplantısının ve bir türlü tedavi edilememiş bölünme paranoyasının bu uyumsuzlukta payı büyük. Dolayısıyla internet düzenlemeleriyle ile ilgili en önemli sorun, aslında diğer hayati konulardaki sorunumuzla aynı: yönetişim fobisi. Devlet internete yasakçı bir zihniyetle yaklaşıyor; tehdit olarak gördüğü bilgi akışını tamamen denetimi altına almaya çalışıyor; başarısız olmaya mahkum bu yaklaşımla ne riskleri yönetebiliyor ne de fırsatları değerlendirebiliyor.  Bu denklemde toplum geçici olarak kaybedendir, ama asıl kaybeden bizi geçen yüzyılın paradigmalarıyla yönetmeye çalışanlar olacaktır.

Özgür Uçkan

İnsanlık Adına Haiti’ye Yardım Eli


Geçen Salı günü Haiti’de gerçekleşen 7.0 büyüklüğündeki depremin ardından akan fotoğraflar dehşet verici, yaşanan büyük bir insanlık dramı.

Böyle korkunç fotoraflara uzun süre bakabilmek için mazoşist olmak lazım diyorum içimden. Fakat gerçekliğin kendisi ile karşı karşıyayız. Depremden 3,5 milyon insanın etkilendiği, bunun ise toplam Haiti nüfusunun 1/3’ü olduğu söyleniyor. 1,5 milyon kişi evini kaybetti. 200 bine varabileceği belirtilen ölü sayısı, açlık, hastalık tehlikesi, hapisanelerden kaçan 400 bin tutuklu, ülkedeki suç oranlarındaki artış … aklımdan istemsizce geçen bir soruya varıyor bütün bu olumsuzluklar: Depremde hayatını kaybetmiş olmak çok daha mı iyi?

İstanbul deprem kuşağında. Her an biz de sallanabiliriz. Yetkililer yıllardır uyarıyor. Eğer Haiti’dekine benzer bir deprem İstanbul’da olursa farklı manzaralar mı yaşayacağız? … hayır, 15 milyonu aşan nüfusu düşünürsek, hatta çok daha kötüsü kanımca.

haiti9Haiti’de ne gibi problemler yaşanıyor diye haberleri araştırdım;

1. Altyapının büyük zarar görmesi nedeniyle yardım çalışmaları aksıyor, yardımlar yerine ulaşamıyor.

3. Yardım çalışmalarındaki koordinasyon problemleri

3. Cesetler toplanamıyor, gömülemiyor, depremzedeler sokaklarda ölülerle yanyana yaşamaya çalışıyor.

4. Yoğun ilaç ve doktor sıkıntısı yaşanıyor.

5. Depremin beşinci gününde kurtarma operasyonunda canlı depremzedeye ulaşma ihtimalleri sıfırlanıyor.

6. Açlık, susuzluk, tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle yağmaların yaşanması. Nitekim bu haber hızlı ulaştı internete.

7. Binlerce tutuklunun hapisanelerden kaçması nedeniyle suç oranlarında hızla tırmanma

8. Sıcak hava hayatı ve kurtarma operasyonlarını zorlaştırıyor.

Peki, dünya neler yapıyor?

* Dünyanın her yerinden Haiti’ye maddi, erzak ve insangücü yardımı yağıyor. BM dünya çapında 270 milyon dolar toplayabildiğini bildirdi. Sadece Google tek başına 1 milyon dolar bağış, kurtama ekiplerine teknolojik destek verdi.

* T.C. ilk atapta 1 milyon dolarlık nakit para yardımı ile Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı koordinasyonuyla, Sağlık Bakanlığından temin edilen bir mobil hastane, 2 adet sağlık tarama aracı, 20 kişilik sağlık ekibi ve 10 ton ilaç ile tıbbi malzeme ile Kızılaydan sağlanan 20 ton ağırlığında çadır, battaniye, gıda ve mutfak setinin bu ülkeye gönderildi. Genelkurmaya ait iki uçak ile AKUT (Pazartesi öğlen saatlerinde Haiti’ye varmaları bekleniyor)ve Türk Silahlı Kuvvetleri Özel Kuvvetler Depremde Arama-Kurtarma (DAK) Tabur Komutanlığında görevli 30 kişilik bir TİM ve teknik malzeme de gönderilecek.

* Fransa acilen Haiti’ye yardım konferansı toplanmasını istedi.

* Obama, Clinton ve George Bush Haiti’ye yardım kampanyası düzenlemek üzere bir araya geldi.

* Sosyal medya en hızlı haberleşme aracı olarak milyonlarca dolar yardım toplanmasına ön ayak oldu. Twitter yine öncü.

* Diğer taraftan A.B.D ‘de FBI Amerikan vatandaşlarını doğal felaket mağdurlarına yardım kampanyalarındaki olası sahtekarlıklar nedeniyle uyarıyor. Global platformdaki kampanyaları aşağıda verdim. İnternette Türkiye’deki yardım kampanyaları için arama yaptım, kayda değer bir sonuca ulaşamadım. Kanımca biz de bu konuda çok dikkatli olmalıyız. Deniz Feneri yardım toplamaya kalkarsa “Aman dikkat !!!! ” diyorum, toplanan paralar ortadan kaybolursa “Beklenen İstanbul depremi için sakladık” diyebilirler  ?! …

Haiti’de yaşanan insanlık dramından büyük dersler çıkarmamız lazım. Olası bir İstanbul depreminde üst yapı ile paralel çökecek sistem şehrin alt yapısı olacak tahmin edilebileceği gibi. Ardından suç oranlarında patlama bekliyorum. Ne yalan söyleyeyim nihayetinde ne yerel yönetimler, ne de hükümet, ben yine ordudan medet umuyorum kurtarılabilmek için.

UNICEF Amerika üzerinden yardım kampanyasına katılabilmek için tıklayınız.

Sınır Tanımayan Doktorlar Teşkilatı üzerinden yardım kampanyasına katılmak için tıklayınız.

Google Üzerinden Yardım Kampanya linkleri için tıklayınız.

haiti8100115120901_haiti7100115120818_haiti5100115121048_haiti13100115121012_haiti11

Fotoğraflar: BBC

Dünyanın Gelmiş Geçmiş En Başarılı 100 CEO’su

The 100 Best-Performing CEOs in the World_1261416477776

Harvard Business Review‘ın dünyanın gelmiş geçmiş en iyi performans gösteren 100 CEO sıralaması aşağıdadır.

Listeyi incelediğimizde Türkiye ve Suudi Arabistan hariç bütün G-20 ülkelerinden CEO’ların sıralamaya girdiğini görüyoruz. Günün birinde bizim ülkemizden de bir kişinin, bir şirketin bu listede yer alabilmesi dileğimle … bu arada listeye girmeyi başaran tek kadın Ebay’ın eski CEO’su Margaret C. Whitman’a da takdirlerimi iletmeden geçmemeliyim.

1. Steve Jobs (1997-bugün) Apple / A.B.D. / Bilgi Teknolojileri
2. Yun Jong-Yong (1996-2008) Samsung Electronics / Güney Kore / Bilgi Teknolojileri
3. Alexey B. Miller (2001 -bugün) Gazprom / Rusya / Enerji
4. John T. Chambers (1995- bugün) Cisco Sistemleri / A.B.D. / Bilgi Teknolojileri
5. Mukesh D. Ambani (2002 – bugün) Reliance Industries / Hindistan / Enerji
6. John C. Martin (1996-bugün) Gilead Sciences / A.B.D. / Sağlık
7. Jeffrey P. Bezos (1996-bugün) Amazon.com / A.B.D / Perakende
8. Margaret C. Whitman (1998-2008) Ebay / A.B.D / Bilgi Teknolojileri
9. Eric E. Schmidt (2001 – bugün) Google / A.B.D. / Bilgi Teknolojileri
10. Hugh Grant (2003-bugün) Monsanto / A.B.D. / Materiyaller
11. Robert L. Tillman (1996-2005) Lowe’s / A.B.D. / Perakende
12. William E. Greehey (1997-2005) Valero Enerji / A.B.D / Enerji
13. Gareth Davis (1996-bugün) Imperial Tütün Grubu / İngiltere / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
14. William J. Doyle (1999-bugün) PotashCorp / Kanada / Materiyaller
15. Benjamin Steinbruch (2002-devam) Companhia Siderúrgica Nacional / Brezilya / Materiyaller
16. Bart Becht (1999-devam) Reckitt Benckiser Group / İngiltere / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
17. Masahiro Sakane (2003-2007) Komatsu / Japonya / Endüstriyeller
18. Terry Leahy (1997-devam) Tesco / İngiltere / Perakende
19. John W. Thompson (1999-2009) Symantec / A.B.D. / Bilgi Teknolojileri
20. Graham Mackay (1997-devam) SABMiller / İngiltere / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
21. Mikael Lilius (2000-2009) Fortum / Finlandiya / Hizmet
22. Mikhail Prokhorov (2001-2007) Norilsk Nickel / Rusya / Materiyaller
23. Mark G. Papa (1998-devam) EOG Resources / A.B.D. / Enerji
24. C. John Wilder (2004-2007) TXU / A.B.D / Hizmet
25. Frank Chapman (2000-devam) BG Group / İngiltere / Enerji
26. Paul Chisholm (1996-2001) Colt Telecom Group / İngiltere / Telekomunikasyon
27. David B. Snow, Jr. (2003-devam) Medco Health Solutions / A.B.D. / Sağlık
28. Tomeo Kanbayashi (1995-1999) NTT Data / Japonya / Bilgi Teknolojileri
29. Chung Mong-Koo (1998-devam) Hyundai Motor / Güney Kore / Otomotiv
30. John C. S. Lau (2000-devam) Husky Energy / Kanada / Enerji
31. Stanley Fink (2000-2007) Man Group / İngiltere / Finansal Hizmetler
32. Antoine Zacharias (1997-2006) Vinci / Fransa / Endüstriyeller
33. Juan Villalonga Navarro (1996-2000) Telefónica / İspanya / Telekomunikasyon
34. Harry Roels (2003-2007) RWE / Almanya / Hizmet
35. Charles Goodyear (2003-2007) BHP Billiton / İngiltere / Materiyaller
36. Matteo Arpe (2003-2007) Capitalia / İtalya / Finansal Hizmetler
37. Florentino Pérez Rodríguez (1997-devam) Grupo ACS / İspanya / Endüstriyeller
38. Fujio Mitarai (1995-devam) Canon / Japonya / Bilgi Teknolojileri
39. Roy Gardner (1997-2006) Centrica / İngiltere / Hizmet
40. Thierry Desmarest (1995-2007) Total / Fransa / Enerji
41. Wang Jianzhou (1994-devam) China Mobile / Çin / Telekomunikasyon
42. Fu Chengyu (1993-devam) CNOOC Ltd. / Çin / Enerji
43. Mark C. Pigott (1997-devam) Paccar / A.B.D. / Endüstriyeller
44. William A. Osborn (1995-2008) Northern Trust / A.B.D / Finansal Hizmetler
45. Craig S. Donohue (2004-devam) CME Group / A.B.D. / Finansal Hizmetler
46. David Simon (1995-devam) Simon Property Group / A.B.D. / Finans
47. Larry C. Glasscock (1999-2007) WellPoint / A.B.D. / Sağlık
48. A.J. Scheepbouwer (2001-devam) Royal KPN / Hollanda / Telekomunikasyon
49. Fred Kindle (2005-2008) ABB / İsviçre / Endüstriyeller
50. David E.I. Pyott (1998-devam) Allergan / A.B.D. / Sağlık
51. Roger G. Ackerman (1996-2001) Corning / A.B.D / Bilgi Teknolojileri
52. Michael A. Grandin (2003-2008) Fording Canadian Coal Trust / Kanada / Materiyaller
53. Peter S. Lowy (1997-devam) Westfield Group / Avustralya / Finansal Hizmetler
54. Steven M. Lowy (1997-devam) Westfield Group / Avustralya / Finansal Hizmetler
55. Alessandro Profumo (1997-devam) Unicredit / İtalya / Finansal Hizmetler
56. Ronald Alvin Brenneman (2000-2009) Petro-Canada / Kanada / Enerji
57. Lew Frankfort (1995-devam) Coach / A.B.D. / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
58. Mark Donegan (2002-devam) Precision Castparts / A.B.D. / Endüstriyeller
59. Robert H. Benmosche (1998-2006) MetLife / A.B.D / Finansal Hizmetler
60. Timothy Hearn (2002-2008) Imperial Oil / Kanada / Enerji
61. Tim Koogle (1995-2001) Yahoo / A.B.D. / Bilgi Teknolojileri
62. Thierry Breton (2002-2005) France Télécom / Fransa / Telekomünikasyon
63. Manfred Wennemer (2001-2008) Continental / Almanya / Otomobil ve Parçaları
64. Peter Brabeck-Letmathe (1997-2008) Nestle / İsviçre / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
65. John McAdam (2003-2008) Imperial Chemical Industries / İngiltere / Materiyaller
66. Mauricio Novis Botelho (1995-2007) Embraer / Brezilya / Endüstriyeller
67. Kenneth W. Freeman (1996-2004) Quest Diagnostics / A.B.D. / Sağlık
68. Michael Pragnell (2000-2007) Syngenta / İsviçre / Materiyaller
69. Thomas P. Mac Mahon (1007-2006) Laboratory Corporation of America / A.B.D. / Sağlık
7o. Frank O’Halloran (1998-devam) QBE / Avustralya / Fniansal Hizmetler
71. Daniel Hajj Aboumrad (2000-devam) America Móvil / Maksika / Telekomünikasyon
72. Philippe Varin (2003-2009) Corus Group / İngiltere / Materiyaller
73. Qingping Kong (2001-2007) China Overseas Land and Investment / Çin / Finansal Hizmetler
74. Roger Corbett (1999-2006) Woolworths / Avustralya / Perakende
75. George Paz (2005-devam) Express Scripts / A.B.D. / Sağlık
76. Arthur F. Ryan (2000-2007) Prudential Financial / A.B.D. / Finansal Hizmetler
77. Matthew K. Rose (2000-devam) Burlington Northern Santa Fe / A.B.D. / Endüstriyeller
78. David C. Novak (2000-devam) Yum Brands / A.B.D / Tüketim Ürümleri ve Hizmetler
79. Daniel R. DiMicco (2000-devam) Nucor / A.B.D. / Materiyaller
80. Nicholas D. Chabraja (1997-2009) General Dynamics / A.B.D. / Endüstriyeller
81. Jaime Chico Pardo (1995-2006) Telefonos De Mexico / A.B.D. / Telekomünikasyon
82. Donald Rudolph Voelte, Jr. (2004-devam) Woodside Petroleum / Avustralya / Enerji
83. Jeffrey L. Bleustein (1997-2005) Harley-Davidson / A.B.D / Otomobiller ve Parçaları
84. Nobuo Katsumata (2003-2008) Marubeni / Japonya / Endüstiyeller
85. Richard D. Kinder (1999-devam) Kinder Morgan / A.B.D / Enerji
86. Dennis H. Reilley (2000-2006) Praxair / A.B.D / Materiyaller
87. Grant Alfred King (2000-devam) Origin Energy / Avustralya / Enerji
88. Terry L. Shepherd (1999-2004) St. Jude Medical / A.B.D. / Sağlık
89. Gordon M. Nixon (2001-devam) Royal Bank of Canada / Kanada / Finansal Hizmetler
90. Charles R. Schwab (2004-2008) Charles Schwab / A.B.D. / Finansal Hiizmetler
91. Ditlev Engel (2005-devam) Vestas / Danimarka / Endüstiyeller
92. Nigel Northridge (2000-2007) Gallaher Group / İngiltere / Tüketici Ürünler ve Hizmetler
93. John A. Allison IV (1995-2008) BB&T / A.B.D / Finansal Hizmetler
94. Sean Boyd (1998-devam) Agnico-Eagle Mines / Kanada / Materiyaller
95. Thomas J. Engibous (1996-2004) Texas Instruments / A.B.D / Bilgi Teknolojileri
96. James D. Taiclet, Jr. (2003-devam) American Tower / A.B.D / Telekomünikasyon
97. John McFarlane (1997-2007) Australia and New Zealand Banking Group / Avustralya / Finansal Hizmetler
98. Robert L. Long (2002-devam) Transocean / A.B.D. / Enerji
99. Franck Riboud (1996-devam) Groupe Danone / Fransa / Tüketim Ürünleri ve Hizmetler
100. Gerald W. Grandey (2003-devam) Cameco / Kanada / Enerji

Misyon Yazmak Zamanı Gelince

mission

Şirketlerin kurumsal yapılarının en önemli iki temel taşı misyon ve vizyon sıkça karıştırılan, aralarındaki fark fazla anlaşılamayan iki dinamik söylemdir. Vizyon oluşturulması üzerine geçen günlerdeki yazımın üstüne misyon üzerine de bir açılım getirme ihtiyacı duydum.

Misyon en yalın hali ile bir şirketin ‘neden’ varolduğunu, ‘ana amacını” açıklar.

Şimdi düşünelim. Siz bir olayın/durumun neden varolduğunu, amacını öğrenmek istediğinizde ne gibi sorular sorarsınız? Cevapların nasıl olmasını beklersiniz? İşte sizin beklentileriniz başarılı misyon belirleme sürecinde anahtarları oluşturur.

1. Eminim siz bir şirketin misyonunu anlayabilmek için sayfalarca, paragraflarca yazı okumak istemezsiniz. Zaman kıymetli; misyon kısa olmalı.
2. Şirket çalışanları ve müşterileri tarafından kolay hatırlanabilmeli.
3. Okuyanlara geliştirdiği söylem yolu ile coşku, ilham verebilmeli.
4. Kime hizmet veriyoruz, insanlar bizimle neden çalışmalı, bizi neden tüketmeli sorularına cevap verebilir nitelikte ‘pazar odaklı’ olmalı.
5. Firmanızın ‘ne/leri ile hatırlanmasını istiyorsunuz?‘ sorusuna cevap verebilmeli.

Peki, ufak bir araştırma yapalım ve dünya devleri ile yerel bir şirket kendilerine nasıl misyonlar belirlemişler, örneklere bakalım;

İlaç devi Bayerdaha iyi bir yaşam için bilim“,

Alanında rakipsiz olarak sıfatlandırabileceğimiz Googledünyadaki tüm bilgileri organize etmek ve evrensel olarak erişilebilir ve kullanışlı kılmak“,

‘Örnek başarılı profesyonel, lider’ sıfatıyla iş hayatımda bana ilham veren Muhtar Kent yönetimindeki Coca Coladünyayı serinletmek, optimizm ve mutluluk anlarına ilham olmak, değer yaratmak ve fark oluşturmak“,

Türkiye’de en beğendiğim topluluğun şirketi Borusan Telekommüşterilerimize rekabetçi fiyatlarla kaliteli ve özelleştirilmiş telekominikasyon çözümleri sunarak, kendi işlerine odaklanmalarını sağlamak

şeklinde duyuruyorlar misyonlarını.

Yukarıdaki örneklere baktığımızda Bayer, Google, Coca Cola ve Borusan Telekom (gereksiz kullanılmış kelimeler misyonu biraz uzatmış) belirlediğimiz 5 anahtara tıpatıp uyan misyonlar saptadığını görebilirsiniz. Hepsi kısa, hepsi akılda kalıcı, hepsi ilham veriyor, hepsi pazar odaklı ve hepsi nasıl hatırlanmak istediğini net açıklıyor.

Bir şirket misyonunu belirlerken yönetim kademesi ve şirket çalışanları ile ortak çalışma yürütebilir. Onlara “biz neden varız?” sorusunu  sorar ve cevapları toplar. Toplanan cevapları harmanlamak ve en güzel şekilde ifadelendirmek için siz deyin reklam/metin yazarı, ben diyeyim kalemi güçlü bir kişi, işin işine mutlaka alınmalıdır. Şirkete ilham kaynağı olması için benim yaptığım gibi dünya devleri veya yerel kuruluşların misyon tanımlamaları incelenebilir.

Örneğin şirket çalışanları, yönetim kadrosu ve yetkin bir yazarın katıldığı bir misyon belirleme/güncelleme toplantısı yapabilirsiniz. Toplantıda şirketi tanımlamak için en sık kullanılan anahtar kelimeleri saptayarak, bu kelimeleri sizi en iyi ifadelendirecek estetikle bir araya getirmeye çalışabilirsiniz. Alternatifleri arttırmak için birden çok misyon tamını yapıp ardından çoğunluğun kakarı ile en iyisini saptama yoluna da gidebilirsiniz.

  • Misyon ile vizyon arasındaki farka gelince, misyon bir şirketin neden varolduğunu açıklarken, vizyon misyonu ile nereye gideceği sorusuna cevap verir, geleceği anlatır.  Yani misyon vizyonu kavrar, içine alır.

Amaç misyon ve vizyon yazmak olunca, en etkin çözümleri de üretebilmek aslında o şirketin niteliğini bizlere/müşterilerine göstermiyor mu zaten?

😉

Google’da İşe Girmek İçin Mülakat Soruları

11 milyar dolara yakın ciro, 3 milyar doları geçen net kâr… Hiçbir kullanıcısından hiçbir hizmeti için para istemeyen Google internet dünyasının en çok kazanan operasyonu olma özelliğini yıllardır koruyor.

Tepe takımın personel prensipleri ilk günden bu yana değişmiş değil: sadece en iyilerle çalışmak.

Firma işe alım öncesi yaptığı zorlu görüşmelerle meşhur. İşe alınabilmek içinse mülakatlarda bir kişinin bile hakkınızda olumsuz görüş bildirmemesi gerekiyor. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede araştırmalarda gençlerin ilk çalışmak istediği şirket olarak çıkan Google’ın mülakat öncesi testleri bile yeteri kadar zorlu. İşte sizin için seçtiğimiz birkaç örnek:

Bir otobüse kaç golf topu sığar?

Bozuk para boyutuna ininceye kadar sıkıştırıldınız ve kütleniz orantısal yoğunluğunuzu koruyacağınız kadar ufaldı. Ardından bir kıyıcı (blender) içine atıldınız ve 60 saniye içinde çalışmaya başlayacak. Ne yapardınız?

Veritabanının ne anlama geldiğini sekiz yaşındaki kuzeninizin anlayacağı bir şekilde açıklayın.

Saatin akrep ve yelkovanı günde kaç kere üst üste gelir?

A noktasından B noktasına ulaşman gerek ama başaracağın kesin değil. Ne yaparsın?

Dolabında o kadar çok tişört var ki seçmekte zorlanıyorsun. Daha kolay seçim yapmak için ne yaparsın?

Bir köyde her 100 evli çiftin birinde koca, karıyı aldatıyor. Her kadın kendi kocası dışında hangi erkeğin aldattığını biliyor. Köyde zina yasak ve kadına kocasının aldattığını ispatladığı anda öldürme yetkisi veriyor. Hiçbir kadın bu kurala karşı koyamıyor. Bir gün kraliçe köyü ziyaret ediyor ve en azından bir erkeğin zina yaptığını söylüyor. Ne olur?

Hep erkek çocuk istenen bir köyde aileler erkek çocuk doğuncaya kadar doğurmaya devam ediyor. Erkek doğarsa da artık çocuk yapmıyor. Bu köyde kızların erkeklere oranı ne olabilir?

Bir otoyolda 30 dakika içinde bir araca rastlama oranı yüzde 0,95 ise
10 dakikada rastlama oranı nedir?

Kolundaki saat 03:15. Akrep ve yelkovanın açısı kaçtır? (Sıfır değil!)

Dört kişi gece karanlığında bir ip köprüden geçmek zorunda. Ancak sadece bir el fenerleri var ve içindeki pil 17 dakika yetecek. Köprü aynı anda iki kişiden fazla taşıyacak kadar sağlam değil ve el feneri olmadan geçmek için çok tehlikeli. Her kampçının geçiş hızı da farklı. Bir 1 dakikada, diğeri 2 dakikada, diğeri 5 ve en yavaşı 10 dakikada geçebiliyor. Nasıl olur?

Bir partidesin. Sen ve arkadaşınla birlikte 10 kişi var. Arkadaşın seninle aynı gün doğmuş her kişi için 1 dolar vermek üzere bahse giriyor. Ama bulamadıkların için de 2 dolar alacağını söylüyor. Bu bahse girer miydin?

Dünyada kaç piyano akortçusu var?

Aynı boyda sekiz topun var. Hepsi aynı ağırlıkta ancak bir tanesi biraz daha ağır. Bir terazide sadece iki defa tartarak hangi topun daha ağır olduğunu nasıl bulabilirsin?

5’ten 1’e doğru azalan rütbelerle beş korsanın var. En rütbeli korsan toplam 100 altının nasıl bölüşüleceğine karar verme hakkına sahip. Ancak diğerleri de onun kararına oy veriyor ve yarısından azından oy alırsa öldürülüyor. Kendi payını en fazla tutup hayatta kalması için nasıl bir paylaşım yapmalı? (İpucu: Korsanlardan biri altının yüzde 98’ini alır)

** Bu yazı Test Zevki‘nden alıntıdır.

Benim yukarıdaki sorular hakkındaki yorumuma gelince … ilginç…düşündürücü ve kesinlikle bilimsel. Kimi soru tümüyle yaratıcılığı, hayata bakış açısını, pratik zekayı, kimisi ise sayılarla ne kadar sıcak ilişki içerisinde olduğunu ölçüyor adayın.

Mesela “Dünyada kaç piyano akortçusu var?” sorusunu ben sorsam şöyle cevaplar gelebilirdi ve ben adayın karakter analizinde hepsini ayrı ayrı yorumlardım;

– Bilmiyorum
– Çok
– Az
– 3478
– Toplam piyano sayısının beşte biri.
– Yaklaşık 3000
– Gerektiği kadar
– Ne saçma soru, siz biliyor musunuz? Dünya Piyano Akortçuları Cemiyetine mi sordunuz?
– Lisanslı mı, lisanssız mı ? Yoksa hepsi birlikte mi?

veya fenerle köprüden geçme sorusunda ilk başta 1 ile 2 dakikada geçen iki kişi diğer tarafa ulaşır. (etti 2)Sonra 1 dakikada geçen geri döner(etti 3). Sonra 5 ile 10 dakikalıklar karşıya geçer (etti 13). Karşı tarafa ilk başta geçmiş olan 2 dakikalık feneri alır ve 1 dakikalığı geçirmek üzere geri döner ( etti 15 dakika). 1 ile 2 tekrar diğer tarafa geçerler. (etti 17) 🙂