Gülşah Öğretmen’e

Gülşah Öğretmen’e sahip çıkamadık. Bir ahlaksız, değersiz çıktı ve onun canını aldı.

Bir kadın erkeğin fiziksel şiddetine karşı acizdir. En güçlü kadın bile fiziksel şiddet karşısında ilk başta ruhen kırılır. Fiziksel acı sonra gelir. Ben hayatımda bir defa tokat yedim. İlkokul birinci sınıfta tahtaya “hayvanat bahçesi” yazamadığım için öğretmenim bana tokat atmıştı. Hiç unutmadım. Bana okuma yazma öğrettiği için ona zihnimden hep teşekkür etmeye çalıştım ama yüreğim onu hiç affetmedi. Maruz kaldığım şiddetin gerisinde bir hayvan gerçekten vardı ama o ben değildim.

Toplumdaki şiddet sadece kadına yönelik değil. Ebeveynlerin çocuğa, öğretmenlerin öğrenciye, arkadaşların birbirlerine, toplumun engellilere, eşcinsellere …

Bana göre şiddete etkin bir çözüm üretilememesinin ana nedeni, toplumun her katmanında şiddetin bir iktidar aracı olarak halen ortak kabul görmesi, popüler olmasıdır.

Dolayısıyla,

ne zaman ki, erkekler özellikle kadına şiddet kullanmayı bir güç değil, bir acizlik, ahlaksızlık ve toplumdan dışlanma nedeni olarak kabul edecek, birbirlerine baskı uygulayacak, o zaman kadına yönelik şiddet azalacak.

ne zaman ki, bazı kadınlar ‘erkektir, hakkıdır, hakedecek birşey yapmıştır’ şeklindeki değersizlik inanışından kendisini kurtaracak, birey olacak, dayanışacak, o zaman kadına yönelik şiddet azalacak.

ne zaman, Türkiye Cumhuriyetini yönetme erkine sahip veya aday olanlar topluma ve birbirlerine yönelik sözlü şiddet uygulamalarını kesecek, toplumu niteliksiz kelime yığınları ile terörize etmeyecek, o zaman toplumda şiddet azalacak.

.

Şimdi sadece Gülşah Öğretmen’in yukarıdaki gözleri gülen fotoğrafına bakın.

Ve şu alıntıyı okuyun ” …… Milli eğitimden sorumlu vali Zafer Coşkun, bizi görüşmeye aldı. Durumu anlattık hayatımın tehlikede olduğunu söyledik o da bana, ‘en kötü ihtimal öleceğimi, ölümün hak olduğunu kaçış olmadığını, hiç olmadı istifa edebileceğimi yanımda biber gazı ile gezmem gerektiği gibi’ hiç de duyarlı olmayan, bizi daha da demoralize eden tavsiyelerde bulundu…..”

Lütfen, Zafer Coşkun profilindeki insanları devlet yönetiminden uzaklaştırın. Kadına şiddeti önlemek için alınacak binbir akıllı adımdan biri kesinlikle bu olacaktır.

Acaba Zafer Coşkun’un kızının, kardeşinin, yeğeninin, kuzeninin başına aynı şey gelseydi, “eline biber gazı al dolaş, öleceksen de öleceksin” mi derdi sizce?

Milli eğitimden sorumlu vali Zafer Coşkun’a da bir sorum var:

Sizce ateş sadece düştüğü yeri mi yakar?

İK’da Yeni Trend Bu Mu Olmalı?

İK’da yeni trend iş, tecrübe arayanlardan para talep etmek !

İngiltere’de Etsio isimli danışmanlık şirketi stajyerlerden staj yaptıkları gün başına para talep ediyor. Talep ettikleri rakamlarda öyle azımsanacak gibi değil. Bir iş günü staj yapmanın karşılığı 60-120 pound arası değişiyor. Durumu İngiliz iş piyasasında eleştiren çok ama uygulama halen devam ediyor.

Bunun farklı örneklerine ülkemizde de rastlıyoruz. Örneğin bir dönem Pegasus’un başvuru sahiplerinden özgeçmişlerini bırakabilmek için para istiyordu. Sonunda devlet otoritesi konuya müdahil oldu ve uygulamaya firma son verdi.

Geçen gün de karşıma Dragons’ Den’in yatırımcılarından Baydars Altuntaş’ın ‘Çırağım Ol’ duyurusu çıktı. Baybars Altuntaş kendisine çıraklık yapacak kişiden iş öğretmek karşılığı 10.000 USD + KDV istiyor. Çıraklık boyunca yapılacak yol masrafları da çırağa ait. Baybars Altuntaş acaba dalga mı geçiyor diye düşündüm, değil. Acaba bunu da ‘bir girişimcilik örneği’ olarak mı kurgulamış? Bilemiyorum. Kanımca kötü bir girişim.

İş, tecrübe arayan ağırlıklı genç insanlar üzerinden para kazanmak düşüncesi beni inanılmaz itiyor. Düşünüyorum, bana İK mesleğinin kapılarını açan, benimle bilgi ve tecrübesini bonkörce paylaşan ustam Oktay Bora Yağız veya ikinci bir üniversitedeymişimcesine çalıştığım eski Genel Müdürüm Dr. Samet Samedi benden 1o.ooo’ar bin doları KDV’si ile birlikte isteseydi ben şu an bu blogu yazıyor olamazdım.

Dilerim başkaları da gençlere iş öğretmek, tecrübe paylaşmak sürecini kazanç kapısı olarak algılamaz, kurgulamaz, farklı uygulamalar geliştirmeye kalkmaz. Dilerim Baybars Altuntaş’ın bu ‘girişimcilik’ örneği başarısız olur. Çırak konumuna yerleşebilecek gençler ustalarının ‘çırak olmak’ kavramının dejenere etmelerine izin vermez.

Ustanın ustalığının en önemli ölçütlerinden biri yetiştirmek için seçeceği yetenekli gencin kim olduğudur.  Seçim sonrası yetenekli olan gence bütün becerilerini, bilgisini, tecrübesini karşılık beklemeksizin öğretebilmektir çünkü usta-çırak ilişkisi. Yetenekli olduğu için ustası tarafından acılar içinde kıvrandırılarak yetiştirilen çırak ustasını vefası ile ölümsüz kılar. Çırak ustasına para ödediği anda usta-çırak ilişkisindeki ‘yücelik, kutsallık’ biter. Bunu ilk başta ilgili ‘usta’ profiline soyunanlara öğretmek gerek. Kredi kartı hesabı ile ne usta olunur, ne de çırak.

 

 

Hastalanmak

Çok sık hastalanan biri değilimdir. Hastalandığımda da ilaç kullanmamak için elimden geleni yaparım. Ama bugün o günlerden biri değil. Sanki biri eline sopa almış, kemiklerime vuruyor da vuruyor. Bir kafatasımın olduğunu hiç bu şekilde net hissetmek istemezdim.

Hasta olmanın en kötü tarafı ise akılınızın durgunlaşması sanırım. Anlık hafızanız bile uçup gidiyor. Biraz önce kart şifremi yazmam için uzatılan pos cihazını adama geri verdikten sonra  “Şifremi yazmış mıyım? … hatırlamıyorum” diye sormak ve “hayır, yazmamışsınız” cevabını almak hiç de güzel bir duygu değil. Aklımın bütün pencereleri kapalı adeta.

Peki, bir insan neden böyle şahsi, iç karartıcı konuları yazar ki? İki nedeni var:

1. Kendinize iyi bakın, rüzgarda kalmayın, zihninizi ve bedeninizi çok yorup bağışıklık sisteminizi zayıflatmayın, iyi beslenin,

ve

2. Hastalığım nedeniyle birkaç gündür yazı yazamıyorum, kusuruma bakmayın.

Her şeyin başı sağlık” cümlesini yazabilmem için hasta olmayı beklememeliydim, değil mi?

Diğer taraftan, bu yazıyı yazabildiğime göre iyileşme sürecine girmiş olmalıyım, bu da çok iyi haber. 🙂

Gündem: Çocuk

Deprem Bölgesindeki 300.000 Çocuğun Yaşamı Risk Altında

VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN

HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ.

Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süregiden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda,  edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor.  Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteryner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor.

Kar yağışının başlaması ile barınmaya ilişkin sorunlar had safaya ulaştı. İmkanı bulunanların yanında ve devlet olanakları ile bölgeden hızlı bir göç yaşanıyor. Ancak halen bölgede 600.000’den fazla insanın depremin ve kışın etkilerine maruz kalarak yaşamaya çalıştığı tahmin ediliyor.

Her zaman olduğu gibi bu afette de çocuklar öncelikle ve daha fazla zarar görüyor. Depremin etkilediği bölgede göçün ardından geride kalan 300.000 çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Yoğun kar yağışının başladığı 11 Kasım tarihi ardından -15 dereceleri bulan soğuk hava ile birlikte ilk üç günde 300 çocuğun zature teşhisi ile hastanalerde tedavi altına aldındığı bildiriliyor. Basına yansıyan bu rakamın çok daha ötesinde sayıda çocuğun soğuk kaynaklı hastalıklarla yüzyüze olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar resmi rakamlarla Erciş’in Çelebibağ Beldesinde 1 çocuk donarak, önceki gün ise Vanın Karpuzalan köyünde çadırda çıkan yangında 6 ve 12 yaşlarında iki çocuk yaşamını yitirdi, iki çocuk ağır yaralandı. Tedbir alınmadığı taktirde, çocuk ölümlerinin devam etmesinden endişe ediyoruz.

Türkiye 2011 yılında, 20 Kasım Çocuk hakları Günü’nü bu kara tablo ile karşılıyor. Bölgedeki 300.000 çocuğun yaşamı ciddi risk altında. Koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemler ile deprem bölgesi dışındaki toplum kesimlerini ikna çabası bir yana bırakılıp durumun ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Daha fazla gecikmeden çocukların yaşamını koruyacak etkin önlemler alınmalıdır.

Bu çerçevede:

– Her türlü iç ve dış olanaklar bir ön önce bu amaç doğrultusunda seferber edilmeli, bölge sivil toplumun, ulusal ve uluslararası yardım kurumlarının etkinliklerine açılmalıdır.  

– Yardım dağıtımları düzenli olarak ve çadırkentlerde olmasalar dahi tüm ihtiyaç sahiplerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin yardıma değil yardımın ihtiyaç sahibine ulaştığı bir sisteme geçilmeldiir.

– Devlet bölge halkına tam olarak ulaşamamaktadır. Bölgede sosyal hizmet altyapısı yoktur. Çocukların durumunun tespiti ve yerinde destek verilebilmesi için sosyal hizmet altyapısı hızla kurulmalıdır. Bu hizmetin sağlanması için ulusal ve uluslararası sivil toplumdan gelen destek talepleri hızla değerlendirilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.

– Sivil toplum örgütleri için işletilen “akreditasyon” sistemi bölgede çalışma konusunda izin almayı haftalara yayan bir bürokrasiye dönüşmüştür. Akreditasyon ile ilgili kalıcı muattap belirlenmeli ve süreç tüm sivil toplum kuruluşları için açık, adil ve hızlı bir şekilde işletilmelidir.

– Kızılay çadırları yerine biran önce kış koşullarına uygun konteynerler, pünomatik ve/veya prefabrik yapılar kurulmalıdır. Bu yapıların sayıları sembolik olmaktan çıkarılmalıdır.

– Çadırkentte yaşamak yardım almanın şartı olmaktan çıkarılmalıdır. Evlerinin bahçelerinde ya da civarında barınmak zorunda olan ailelere de koşulsuz, yerinde, geçici barınak, gıda ve sağlık desteği verilmelidir.

1995’ten bu yana BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin tarafı olan Türkiye sözleşmenin 6. Maddesinde belirtildiği üzere öncelikle çocukların yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğün ve bölgedeki durumun gereği tüm kamuoyunu, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları İVEDİLİKLE, bölgedeki çocukların yaşamını korumak için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Gündem: Çocuk!
Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği
Tunalı Hilmi Caddesi No:54/8 Kavaklıdere/ ANKARA * Tel-Faks: 0312 437 76 41
www.gundemcocuk.org * [email protected]

*Gündem: Çocuk!, her çocuğun hak sahibi, eşit, özgür ve onurlu birer birey olarak, barış içerisinde, iyi ve mutlu bir yaşam sürmesi için çocukların yararına bütüncül bir dönüşümü ısrarla savunan bir sivil toplum örgütüdür. Çalışmalarını çocuk hakları alanında yaşanan sorunların temelindeki paradigmanın değişmesi, savunuculuk, ağ çalışmaları ve katılım programları altında, öncelikli çalışma arkadaşları olan çocuklarla birlikte sürdürür.

 

Deprem

Van sallandı, Türkiye deprem gerçeği ile tekrar sallandı.

Deprem yönetmeliği ile inşa edilmiş olması gereken genç binalar çöktü.

İnsanlar öldü, bazıları halen enkaz altında bekliyor. Canları onlara zamanında ulaşabileceklerin elinde.

Düşündükçe aklım, yüreğim acıyor.

Sorumlular pek çok ama artık lütfen ÇÖZÜM üretin.

Hisse senetleri, şirketlerin değil, ilk başta insan hayatının değeri öncelikli olmalı bu ülkede.

İnsana kıymet vermeyi öğrenene kadar daha kaç deprem yaşamalı, kaç can vermeli bu ülke?

*

VAN DEPREMZEDELERE YARDIM İÇİN

Kizilay: http://www.kizilay.org.tr/
Akut: http://www.akut.org.tr/
Sarmaşık: http://www.sarmasik.org/…
Kimse yok mu?: http://www.kimseyokmu.org.tr/…
Sisli Belediyesi: http://www.sislibelediyesi.com/
Sosyal Dayanisma ve Yardimlasma Vakiflari (van): http://www.sydgm.gov.tr/…
Van Golu turizm: http://www.vangoluturizm.com/
Best Van turizm: http://www.bestvanturizm.net/
Yeditepe Üniversitesi Yardim Kampanyasi https://www.facebook.com/…

Van ve Diyarbakır Yardım Noktaları

Van kriz masasi tel: 0-432-214-83-81
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi tel: 0 432 217 76 00
Ercis Sosyal Yardimlasma ve Dayanışma Vakfi tel: 0-432-351-59-06
Enkaz altinda kalanlar ıcin yardim tel: 0505 869 59 59

Diyarbakır Belediyesi Yardım Merkezleri
Bağlar belediyesi: 0412 251 93 00 – 0412 234 66 61
Sur belediyesi: 90 412 223 60 62
Yenişehir: 0 412 228 96 54
Kayapınar: 0(412) 251 24 26 / 0(412) 251 24 25 / 0(412) 521 24 27 / 0(412) 251 24 29
BDP kriz masasi gsm numaralari: 0505 605 93 18 / 0535 319 21 68 / 0532 231 09 23 / 0532 409 70 80

Akut: 2930’a akut yazan bir sms mesaj ile akut’a 5tl katkıda bulunabilirsiniz.
Kızılay: 2868’e boş bir sms atarak kizilay’a 5tl bagista bulunabilirsiniz.

İzmir ve Ankara Yardım Noktaları

İzmir Bornova belediyesi : 0 232 388 29 64
Ankara il afet ve acil yardım müd. 0 312 252 59 79 – 0 312 252 59 80
ankara afet ve acil durum yonetim baskanligi tel: 0-312-287-36-48

Ankara Barosu acil ihtiyac malzemesi topluyor. Baronun Ankara Adliyesi 5. katta bulunan kalemine yardım malzemeleri birakilabilir
Ankara Üniversiteleri yardim irtibat numaralari
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi irtibat: 05385492601
DTCF irtibat no:05464477373
Gazi Üniversitesi irtibat no :05343247562

İstanbul Yardım Noktaları

İstanbul Şişli Belediyesi Mavi Masa: 0212 288 75 76 – 24 ekim pazartesi yeniden tır gönderecekler
Kizilay Anadolu Yakası/ Ataşehir Kızılay Merkezinde (4551515) pazartesi’den itibaren yardim toplanacak

Otobüs ve Kargo Şirketleri

Bitlis taç: 444 1313
Van Gölü: 444 65 65
Best Van: 0 530 400 01 54 / 444 00 65
kalkis noktalari ve saatleri 24 ekim pazartesi icin ıstanbul best van esenler otogar 11:00 bitlis taç esenler 12:00, bursa best van 11:00 ve 13:00

Yurtiçi kargo – 444 99 99
MNG kargo – 444 06 06
Aras Kargo – 444 25 52

ve daha gncel bilgiler için şu adresi takip edebilirsiniz.
http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/

Kaynak: EkşiSözlük

Teknolojinin Kötü Cilvesi

6 Ağustos tarihli “Hack Günü De Nesi?” yazımı yayınladıktan bir saat sonra Kaynağım İnsan’da garip şeyler olmaya başladı. Hangi linke tıklasam beni boş bir sayfaya ve ilgisiz bir domaine atmaya başladı blogum. “Eyvah!” dedim içimden, “işe bak! hacklendim”.

İki gündür pek çok kişiden Kaynağım İnsan’a giremediklerine dair masej alıyorum. İşin ilginç yanı aynı sayfaya beş dakika ara ile bir girebiliyor, bir giremiyor olmanız. Dolayısıyla “yapılan temizleme müdahaleleri işe yaradı” demenize kalmadan halen içerinin temizlenmediğini görüyorsunuz. Sayfalar işlemez oluyor. Yazdığım yazı kaydedilmiyor.

Bugün Kaynağım İnsan’a yapılan saldırının içerini öğrendim. WordPress ve Joomla tabanlı sitelerin şifrelerini çalarak .htaccess dosyalarını modifiye ediyor ve bu modifikasyon sonucu siteye girmek isteyenleri çoğunluğu .ru uzantılı domainlere yönlendiriyorlarmış. WordPress tabanlı Kaynağım İnsan da maalesef ki bu saldırı mağdurlarından biri oldu.

Sağolsun sevgili teknik ekibim bu akşamüstü problemi tümüyle giderdi. Hepsine ve FF‘de konu ile ilgili yazışan herkese teşekkür ederim.Aman siz bloglarınıza dikkat edin.

Neyse bu da geçti … tekrar yayındayız. 😀

Yıllık İzninizi Kaç Gün Kullandınız?

Ben çocukken aileler en az 15 gün kesintisiz yaz tatiline çıkarlardı. Bu sayede düzenli olarak gittiğimiz tatil beldelerinde yıllara yayılan arkadaşlıklar kurduk. Yaz aylarındaki anıların çok değerli olduğunu otuz yıldır tanıdığım yazlık arkadaşlarımla bugünlerde karşılaştıkça tekrar tekrar anlıyorum.

Ancak şimdilerde yaz tatillerinin görüntüsü değişti. Çalışan insanların yıllık izinlerini yaz aylarında kesintisiz kullanabildiklerini nadiren görebiliyorum.

İş Kanunu diyor ki, eğer işvereninizde bir yılınızı tamamlamışsanız beşinci yılınıza kadar (beşinci yıl dahil olmak üzere) 14 işgünü, altıncı yılınızdan on beşinci yılınıza kadar 20 işgünü, on altı yılın üstünde ise 26 işgünü yıllık izninizi kullanabilirsiniz.

Peki, kullanabiliryor musunuz?

Cevap, sıklılıkla “hayır”.

İş Kanunu, ‘taraflar anlaştığı taktirde yıllık izin üçe bölünerek kullanılabilir’ diyor. Burada kilit kelimeler “taraflar anlaştığı taktirde“. Ülkemizde taraflar yok. Pek çok işletmede sadece bir taraf var: Üst Yönetim/patron. Üst Yönetim hiçbir çalışanın yıllık iznini toplu olarak kullanamayacağını deklere ediyor ve çalışanlar da bunu bir Üst Yönetim kararı olarak algılıyor. Ortada bir anlaşma, uzlaşma yok, sadece yaptırım var. Bu hukuk dışı.

Üst Yönetimlere buradan sesleniyorum:

Çalışanlarınızın en önemli motivasyon, rahatlama, dinlenme kaynağı olan yıllık iznini toplu kullanma hakkını ellerinden almayın. Bu hakka sahip değilsiniz. İnsanların aileleri ile birlikte zaman geçirmeye, iş ortamından uzaklaşmaya, zihinlerini sıfırlamaya ihtiyaçları var.

İşverenler kendi üstlerindeki en basit kanuni ve insani sorumlulukları bile yerine doğru düzgün getirmezken nasıl kadrolarından verimlilik, artı değer üretimi, bağlılık beklerler gerçekten anlamak zor.

Yıllık izinlerin yaz aylarında toplu kullanılmamasına gerekçe olarak gösterilen iş yükünün fazlalılığı ve işgücü yetersizliği çalışanın değil, üst yönetimin problemidir. Üst yönetimler kendi çözemedikleri problemin faturasını ne zaman çalışana kesmeyi bırakacak, o zaman ülkemizdeki çalışma standartları yükselecek. Taraflar arasında güven ilişkisi kurulacak. Verimlilik ve bağlılık artacak.

İmzalı Boş Kağıdını Kime Verdin?

Geçtiğimiz günlerde Milliyet gazetesinde “İşverenin Yeni Taktiği” başlıklı bir haber çıktı. Haberin vurgusu fazla eleman değiştiren işverenlerin, tazminat vermemek ve sorumluluk almamak için işe başlayan çalışanlarına işe başlarken istifa belgesi üzerine idi.

Zor hayat koşullarında işsiz insanların mecburiyetlerini önlerini boş kağıt sürerek kullanan işverenleri şiddetle kınamak ve bu işverenlere olabilecek en büyük cezayı vermek gerekir. Ben ‘bu devletin ödevidir’ diye düşünür ve bu yönde söylemler geliştirirken, çok daha korkunç bir başka bilgi daha geldi önüme: Devlet de aynı uygulamayı yıllardır yapıyormuş !!

Nasıl mı?

Durumu paylaştığım, bir devlet üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışan çok sevdiğim arkadaşım aynı uygulamaya onlarında maruz kaldığını söyledi. Hem de yıllar önce.  Kısacası yıllardır devletin elinde arkadaşıma “zorla” imzalatılmış bir boş kağıt bulunuyor. Devlet, memur konumundaki kişi başını ağrıtırsa onun adına kağıt doldurma ve memuru istediği gibi işten çıkarma yetkisini kendisinde bulabiliyor.

Bunu da öğrendikten sonra düşünüyorum: bir ‘tereci’, diğer tereciye nasıl tere satma diyebilir ki?

Radikal Gazetesi Yazarı Akif Beki’ye Mektup

Bu ‘mektubum’ Radikal gazetesi yazarı Akif Beyi’ye İnternetime Dokunma Yürüyüşü‘ne dair yazısına cevaben gönderilmiştir.

.

Sayın Akif Beki,

15 Mayıs 2011 Pazar günü İnternetime Dokunma Yürüyüşü’ne katıldım.

Katılmadan önce ve sonra neler yaptığımı size sıralayayım:

1. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Dr. Tayfun Acarar’in Güvenli İnternet Hizmeti basın toplantısına dair içeriği okudum.http://www.tk.gov.tr/Etkinlikler/Ulusal_Etkinlikler/basin-toplantilari/2011/bt05052011.htm

2. İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslarına dair taslağı okudum. http://www.tk.gov.tr/duzenlemeler/hukuki/kurulkararlari/2011/2011%20dk-10-91sss.pdf

3. İnternetime Dokunma sitesini okudum http://internetimedokunma.com/

4. Sansüre Sansür hareketine ait web sitesini okudum http://www.sansuresansur.org/index.php

5. Serkan Tezcanoğlu’nun sorulmayan 10 sorusunu okudum. http://www.cnnturk.com/2011/bilim.teknoloji/teknoloji/05/13/btk.baskanina.sorulmayan.10.soru/616584.0/

6. Yasaklamak Yasaktır sitesini okudum http://www.yasaklamakyasaktir.com/

7. Sansürsüz İnternet sitesinin İnternet Sansürü Hakkından Bağlantılar bölümünde yer alan dosya ve makaleleri okudum. http://www.sansursuzinternet.org.tr/internet-sansuru-hakkinda-baglantilar/

8. Sonra içinde bulunduğum şu akan seli izledim, http://www.youtube.com/watch?v=3pfB0C7EN6U

9. Ekteki fotoğrafları çektim.

10 İzledim http://video.ntvmsnbc.com/banu-guvenle-arti-29-nisan-2011.html

11. Derhal dahil oldum http://www.facebook.com/event.php?eid=152334771499561&notif_t=event_invite

12.  Makaleyi ve ekranın solundaki bütün makaleleri okudum http://www.cnnturk.com/2011/bilim.teknoloji/teknoloji/05/16/internete.filtre.de.ygs.sifresi.gibi.kazaymis/616878.0/index.html

13. İmzaladım http://imza.la/22agustos/

14. Okudum ve güldüm. Filtre programlarındaki rant !!! …. Allah’ım sen büyüksün, bu tüccar adamların algılarını niye böyle kıt tuttun ki?  http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1030

15. Yabancı kaynakların hepsinde çıkan yazı ve haberleri okudum. Onları ve diğer linkleri sıralarsam madde adedi 100’u aşar.

16. Sonra bir de sizin yazıyı okudum. “Bu adam bilgisi olmadan fikri olanlardan” dedim.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Hiçbir zaman bilgilenmek için geç değil. Şu verdiğim linktekileri üşenmeyin okuyun, izleyin. Bugüne kadar üşendiğinizi anladım yazdıklarınızdan.

Bir konu hakkında yazı yazacaksınız okuma ve izleme yapın, karşılaştırın, inceleyin, değerlendirin, düşünün … bilmiyorum ki, bunları benim mi size söylemem gerek, yoksa sizi gazeteye yazar diye yerleştirenlerin mi?

Saygılarımla,

İpek Aral Kişioğlu
İK ve Yönetim Danışmanı
www.kaynagiminsan.com

Not: Benzer bir mektubu “10 yaşında Ayet Bilmek Yasak Porno Serbest” başlıklı yazıyı yazan Esra Elönü’ye de görderdim. Dilerim açar, okur linklerin içeriklerini.