Her Şey Çalışan Annelerin İçin

İnsanlar hukuk karşısında birbirine eşittir. Ancak insanların her alanda, her koşulda %100 eşit olması gerektiğini savunmak yanlış olur.  İş hayatında performansı düşük bir kişi ile performansı yüksek bir diğerine aynı muameleyi yaparsanız, siz aslında performansı düşük olanı mülakaflandırmış, performansı yüksek olanı cezalandırmış olursunuz.

Aynı durum iş hayatındaki anneler için de geçerlidir. Annelik kutsaldır. Anne olan kadının hayata, işe bakışı değişir. Daha üretken ve istikrarlı olur. Çünkü yaptığı işten çok daha önemli bir sorumluluğun farkına varmıştır. Anne olmak özünde çalışmayı kösteklemez, destekler.

Biz çalışma hayatındaki anneler istiyoruz ki, iş dünyası da kadının bu kutsal sorumluluğunu işletmelerinin kanatları altına alsın. “Sağlıklı gelecek nesiller yetiştirmek” amacını organizasyonunun büyük manzarasına eklesin. Anne olan çalışanlarına farklı çalışma koşulları uygulasın, esneklik getirsin, kimi durumda da pozitif ayrımcılığa gitsin. Bu yaklaşım hem işletmecilik, hem de sosyal bakımdan orta ve uzun vadede işletmelerin lehine önemli gelişmelere neden olacaktır.

A.B.D.’deki özellikle belirli ölçeğin üzerindeki firmalar çalışan anneelere sağladıkları imkanlar üzerinden listeleniyor, ödüllendiriliyor. Hatta sırf bu amaçla açılmış bir araştırma/anket sitesi bile bulunuyor. Working Mother Media beş ana başlık üzerinden ülkedeki büyük firmaları değerlendiriyor: Kadınlar için en iyi hukuk firmaları, 2012’nin çalışan anneler için en iyi 100 şirketi, Kadın Yöneticiler Birliği, saat üzerinden çalışan anneler için en iyi şirketler, çok kültürlülük bakımından çalışan anneler için en iyi şirketler.

Yaptıkları her bir araştırmada katılımcılarına yüzlerce soru soruyor site. Çıkan sonuçları ise farklı mecralarda yayınlıyor. En iyiler listelerinde yer almak şirketler için büyük prestij kaynağı sayılıyor. Örneğin A.B.D’nin en büyük hukuk firması olarak kabul edilen Baker & McKenzie bünyesindeki kadın avukatlara esnek çalışma saatleri imkanı sağladığı için yıllardır Kadınlar İçin En iyi Hukuk Firmaları lstesinin ilk üçünde.

Dilerim bizim büyük şirketlerimizde de kadınlara, özellikle de annelere yönelik farklı esnek çalışma modelleri geliştirilir.  Aslında bu modelleri geliştirebilecek bilgi, tecrübe ve ikna gücü İnsan Kaynakları bölümlerinde. İnsan Kaynakları profesyonelerinin de ağırlıklı olarak kadınlardan oluştuğunu düşünürsek  esnek çalışma modellerini tasarlayarak hayata geçirebilmek öncelekli işlerimizden biri olmalı.

En azından iş görüşmelerinde “yakında evleniyorsunuz, ne zaman bebek sahibi olmayı düşünüyorsunuz?” gibi yanlış soruları ısrarla sormayı bırakmak bile iyi bir başlangıç olabilir. 🙂

Yeni Mecliste 78 Kadın Milletvekili

Geçtiğimiz aylarda Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER)‘in, “Eşit temsil, Gerçek demokrasi, Yeni anayasa ve Engelleri aşmak için 275 kadın” sloganı ile bir kampanya yürüttü. Kaynağım İnsan’da da yer verdiğim kampanyanın ilk aşamadaki karşılığı geldi.

12 Haziran 2011’de Genel Seçimler yapıldı ve 24. dönem TBMM’ye 78 kadın milletvekili girdi.  Geçtiğimiz döneme göre meclisteki kadın millet vekili sayısı %62 arttı. Hepsini tebrik ediyorum. İşte partisine göre 24. dönem kadın milletvekillerimiz:

AKP: Fatoş Gürkan, Fatma Salman Kotan, İlknur İnceöz, Tülay Selamoğlu, Ülker Güzel, Nurdan Şanlı, Gökçen Özdoğan, Semiha Öyüş, Tülay Babuşçu, Canan Candemir Çelik, Tülin Erkal Kara, Nurcan Dalbudak, Mine Lök Beyaz, Sermin Balık, Fazilet Dağcı Çığlık, Ülker Can, Fatma Şahin, Derya Bakbak, Mihrimah Belma Satır, Alev Dedegil, Nimet Çubukçu, Ayşe Nur Bahçekapılı, Türkan Dağoğlu, Sevim Savaşer, Halide İncekara, Tülay Kaynarca, Gülay Dalyan, İlknur Denizli, Nesrin Ulema, Sevde Bayazıt Kaçar, Gülşen Orhan, Safiye Seymenoğlu, Dilek Yüksel, Özlem Yemişçi, Zeynep Armağan Uslu, Nursuna Memecan, Tülay Bakır, Ayşenur İslam, Çiğdem Münevver Ökten, Gönül Bekin Şahkulubey, Öznur Çalık, Ayşe Türkmenoğlu, Gülay Samancı, Azize Sibel Gönül, Pelin Gündeş Bakır

CHP: Emine Ülker Tarhan, Aylin Nazlı Aka, Gülsün Bilgehan, Ayşe Akova, Sena Kaleli, Ayşe Eser Danışoğlu, Şafak Pavey, Nur Serter, Bihlun Tamaylıgil, Sedef Küçük, Melda Onur, Binnaz Toprak, Sebahat Akkiraz, Güldal Mumcu, Hülya Güven, Birgül Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Sakine Öz

MHP: Zuhal Topçu, Ruhsar Demirel, Meral Akşener

BDP: Ayla Akat Ata, Leyla Zana, Emine Ayna, Nursel Aydoğan, Pervin Buldan, Sebahat Tuncel, Aysel Tuğluk, Selma Irmak, Gültan Kışanak, Gülseren Yıldırım, Mülkiye Birtane

Kadınlar çalışkan, organize, sorumluluklarını iyi takip eden kimlikleri ile meclis içinde yer alacakları komisyoların performanslarını arttıracaklardır. 78 kadının bugünden itibaren özellikle de aşağıdaki şu 4 konuyu meclis gündemine olumlu sonuçlar doğuracak şekilde geçirmelerini bekliyorum:

1. Aile içi şiddet ve taciz

2. Eğitim imkanları eşitliği

3. Eşit iş fırsatı, çalışma koşulları ve işsizlik

4. Siyasette kadına yönelik pozitif ayrımcılık (25. dönemde 120 milletvekiline ulaşılması rasyonel bir hedef olacaktır. Bir sonraki mecliste ben de bir sandalyeyi doldurmayı hedefliyorum ayrıca duyurulur)

Kaynak: Milletvekili listesi

Kadınlarımızın Durumu: Kocamdır, Döver De, Sever De.

Human Rights Watch‘un Mayıs 2011’de yayınladığı “Kocandır, Döver De, Sever De – Türkiye’de Aile İçi Şiddet ve Korumaya Erişim” başlıklı raporu okudum. İçimde karmakarışık duygular var; nefret, sinir, kin, hüzün, üzüntü, hırs …

Ülkemizde aile içi şiddettin çok büyük bir problem olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu rapor mevcut durumu istatistikler, trajik örnekler, hukuk, uygulamalar, eleştiriler ve tavsiyeler ile karşımıza bütün çıplaklığı ile çıkartıyor.

Daha biraz önce televizyonda 14 yaşında bir genç kızın aşkına karşılık vermediği için bir genç tarafından 14 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğüne dair haber geçti. İşin kötü tarafı bu genç kız “beni rahatsız ediyor” diye polise başvursaydı, polis “4320 Sayılı Ailenin Korunması kanuna dahil değilsin, çünkü evli değilsin” cevabını verip başından savuşturacaktı onu. Yani genç kızın hiçbir şansı yoktu, devlet onun yanında asla olmayacaktı mevcut kanun ve uygulamada.

Rapor 65 sayfa. Lütfen açıp okuyun. Ben Kaynağım İnsan’ın hafızasına takibimi kolaylaştırabilmek için bazı istatistiksel sonuçları ve tavsiyeler bölümünü kaydediyorum.

NOT: Tavsiyeler bölümünde Türkiye’nin bir diğer kanayan yarasına vurgu yapılıyor: diğer birçok konuda olduğu gibi aile içi şiddet konusunda da yetkili merciler veri toplamıyor. (Kırmızı ile belirtilmiş alanlar) Veri toplamazsanız analiz yapamaz, veriyi anlamlandıramaz, bilgiye dönüştüremezsiniz. Bilgisiz toplumlar geri kalmaya mahkumdur.

.

Türkiye’de Aile İçi Şiddetin Yaygınlığı

Ocak 2009’da Hacettepe Üniversitesi Türkiye’nin ülke çapında ilk kapsamlı kadına yönelik şiddet araştırmasını yayınladı. Ülkenin tüm bölgelerinde 12,000 üzerinde kadınla yapılan görüşmeler sonucunda Türkiye’de 15-60 yaş arası kadınların %42’sinin ve kırsal alandaki kadınların %47’sinin hayatlarının bir döneminde kocalarından ya da partnerlerinden fiziksel ve/veya cinsel şiddet gördükleri ortaya çıkmıştır. Bunun anlamı Türkiye’de en az onbir milyon kadının fiziksel ya da cinsel şiddete uğradığı ya da uğramakta olduğudur. Bu rakamlara diğer şiddet biçimleri ya da diğer aile fertlerinden görülen şiddet dahil değildir.

Çalışmada ayrıca cinsel ya da fiziksel şiddete uğramış kadınların sadece % 8‘nin herhangi bir kurum, sivil toplum örgütü ya da başka bir destek kaynağına başvurduğu ortaya çıkmıştır. 2009 yılında yapılan bir başka akademik çalışmaya göre kadınların sadece %3‘ü yaşadıkları aile içi şiddeti muhtar, polis, jandarma, avukat ya da savcıya anlatmıştır.

.

Eşitsiz Statü

Kadınların yaşadığı şiddetin oranı ve yardım talep etmedeki tereddütleri Türkiye toplumundaki eşitsiz statüleriyle doğrudan ilintilidir.

2007’den bu yana kadınlar mecliste sadece %9 oranında temsil ediliyor ve ülke çapındaki yaklaşık 3,000 belediye başkanının sadece 27 tanesi kadın.

Ücretli iş gücünün %27’si kadınlardan oluşuyor.

Türkiye’de gelir getiren bir işle meşgul olan kadınların oranı %19 ve bu sayı doğuda yaklaşık %10 oranında.

Devletin yayınladığı yeni okur yazarlık oranlarına bakıldığında kadınla erkek arasında büyük bir oransızlık görülüyor: Türkiye’de okuma yazma bilmeyen 4,7 milyon kişinin 3,8 milyonu kadın.

2010 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2010 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Türkiye 83. sırada – “yüksek insani gelişme” grubundaki ülkeler içinde sondan üçüncü ve 2008 endeksine göre altı basamak düşmüş durumda.

.

Yasal reformlar ve Eksiklikler

Bir yanda Meclis ceza kanunu ve medeni kanunda ayrımcı hükümleri kaldıran ve “namus” adına işlendiği iddia edilen cinayetlerde ceza indirimini iptal eden önemli değişiklikler yapıyor;
öte yanda kanunlardaki eksiklikler hala duruyor ve kolluk görevlileri aile içi şiddet mağdurlarını korumak yerine aile birliğinin korunmasına önem veriyorlar.

Bir diğer aykırılık da hükümetin kurduğu ve Türkiye’de kadın haklarıyla ilgili çalışmaları koordine etme görevi verdiği Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün bütçesinin düşüklüğü,
Ankara dışında bir ofisi bulunmaması ve aile içi şiddet yasalarının nasıl uygulandığını izleme yetkisinin bulunmaması.

Hükümetin aile içi şiddete ve kadın haklarına yönelik bu istikrarsız cevabı, kadının değişen rolleri hakkında toplumun çelişik duygularını yansıtıyor. Bir savunucunun dile getirdiği gibi,
Türkiye’de birçok kişi “kadının yükselişinin ailenin düşmesi” anlamına geldiğine inanıyor.

.

Tavsiyeler

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne

• Hala Meclis’te bekleyen ve yasanın kapsamının genişletilmesi ve aile içi şiddetle mücadele çabalarının daha iyi koordine edilmesini de içeren bu tavsiyelerin bir çoğunu içeren 439
sayılı kanun teklifini kabul edin.

• 4320 Sayılı Kanun’un kapsamını evli olmayan, boşanmış ve dini nikahlı kadınları da kapsayacak şekilde genişletin.

• Yıllık ulusal bütçeden aile içi şiddetin her biçimiyle mücadele için anlamlı ve uygun miktarda fon aktarılmasını sağlayın.

İçişleri Bakanlığı’na

• Kolluk görevlilerine 4320 sayılı kanun ve uygulama yönetmeliği ve protokollerinin gerekleri hakkında düzenli ve güncel eğitimler verin. Bu sayede yetkililerin

o aile içi şiddet vakalarında her zaman risk değerlendirme formu doldurmasını,
o aile içi şiddet mağdurlarını sosyal hizmetlere sevk etmesini,
o koruma kararı talebinde bulunan şiddet mağdurlarına koruma kararı sürecini anlatmasını ve yardım etmesini,
o koruma kararı çıkartıldığında kusurlu eşi ya da aile bireyini zaman geçirmeden bilgilendirmesini,
o hakkında koruma kararı çıkartılan kişinin evini haftada bir ziyaret ederek kararın uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmesini,
o koruma tedbirlerine riayet edilmediği takdirde mağdurun soruşturma dilekçesi vermesine gerek kalmadan soruşturma yürüterek sonucunu en kısa zamanda savcıya iletmesini sağlayın.

• Hem iki yıllık polis koleji hem de dört yıllık polis akademisi müfredatına aile içi şiddet ve 4320 sayılı kanun hakkında eğitimi ekleyin.

• Büyük kentler ya da bölgesel merkezlerdeki ve diğer uygun yerlerdeki polis karakollarında aile içi şiddet iddialarıyla ilgilenmek, şikayetleri işleme almak ve koruma tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemek konularında uzmanlaşmış özel birimler kurun.

• Yasalara uygun davranmayan memurların sorumluluğunu arttırmak için, kişilerin haklarını ihlal eden polis memurları hakkında bireysel şikayette bulunabilecekleri bir usul sağlayın.

4329 sayılı kanunun uygulanmasıyla ilgili detaylı bilgi toplayarak bu bilgileri kamuoyuna açıklayın. Bilgilerde en azından aşağıdaki unsurların yer alması gerekmektedir:

o polise veya savcıya başvuru yapan ya da doğrudan aile mahkemelerine başvuran aile içi şiddet mağduru sayısı,
o doldurulan risk değerlendirme formu sayısı,
o koruma tedbiri talebiyle aile mahkemelerine gönderilen başvuru sayısı,
o sosyal hizmetlere gönderilen kişi sayısı,
o savcı tarafından takip edilmesi için polise gönderilen koruma tedbiri sayısı,
o koruma kararı almış kadınların haftalık kontrollerinin yapılıp yapılmadığı bilgisi.

Adalet Bakanlığı’na

• Aile mahkemelerinin akşamları ve hafta sonları açık olmasını sağlayın.

• Katip ya da savcı koruma tedbiri talebini alırken şikayetçinin bilgilerinin gizliliğine özen göstermesini sağlayın.

• Aile mahkemelerinde Türkçe dışında sık kullanılan Kürtçe ve Arapça gibi diller için çeviri hizmeti olmasını ya da dışarıdan alınmasını sağlayın.

• Hakim ve savcılara 4320 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği uyarınca sorumlulukları hakkında düzenli eğitim verin. Eğitimlerde aşağıdaki noktaların anlaşıldığından emin olun:

o koruma kararları yalnızca fiziksel şiddet değil, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözel ve ekonomik şiddet nedeniyle de çıkartılmalıdır;
o koruma kararları acil niteliktedir ve kararın hızla çıkartılması çok önemlidir;
o koruma kararı çıkartmak için tıbbi kanıt gerekmemektedir;
o savcılar re’sen koruma kararı için işlemleri başlatabilir;
o kararda yer alan tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığını izlemekten, polis aracılığıyla savcılar sorumludur;
o savcılar, nafaka ödememek dahil koruma kararı tedbirlerine uymayanlar hakkında sulh ceza mahkemesinde dava açmakla sorumludur;

• Hakim ve savcılar için yüksek eğitim programı standart müfredatına 4320 sayılı Kanun’u ekleyin ve hukuk fakültelerini de bu konuyu müfredatlarına eklemeleri için teşvik edin.

4329 sayılı kanunun uygulanmasına ilişkin aşağıdaki bilgileri içeren, ancak bunlarla sınırlı olmayan bilgileri toplayarak açıklayın:

o koruma kararı talep sayısı,
o koruma kararı çıkartma ve reddetme oranları,
o koruma kararını ihlal sebebiyle başlatılan davalar ve bu davaların sonuçları;

• Koruma kararlarından ayrı olarak savcı ve yargı mensuplarının aile içi şiddet vakalarının kovuşturulması görevlerini yerine getirmelerini sağlayın.

Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na

• Sığınma evinden kendi evine geçmekte olan kadınlara destek hizmeti verin ve bu hizmete kolay erişimlerini sağlayın. Bu destek, barınma ve geçim ihtiyaçlarını çözmeye yönelik
olmalı ve temel bir maddi yardımı içermelidir.

• Uyruk ve ikamet durumunu dikkate almaksızın sığınma evlerine erişime olanak sağlayın.

• Fiziksel ve zihinsel engelli, hamile ya da sığınma evlerine girme konusunda engellerle karşılaşan aile içi şiddet mağduru kadınlara gereken düzeyde güvenli barınma olanağı sağlayın.

• Her belediyede, her aile içi şiddet mağduru kişi koruma talebinde bulunduğunda bilgi verilecek olan bir merkez nokta oluşturarak polis ve aile mahkemeleriyle koordinasyonu geliştirin.

• SHÇEK personeline aile içi şiddetin fiziksel ve psikolojik etkileri ve mağdurun acil fiziki koruma dışındaki ihtiyaçları hakkında eğitim verin.

Nüfusu 50,000 ve Üzerinde Olan Belediyeler ve Büyük Şehir Belediyelerine

• En azından 5393 Sayılı Belediyeler Kanunu’nun gereklerine uygun olarak kadınlar ve kız çocukları için gerekli sayıda sığınma evleri açın.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne

• 5251 sayılı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Kanunu’yla uyumlu olarak yukarıda listelenen kurumlardan ilgili istatistikleri düzenli olarak toplayın.

• 4320 sayılı Kanun ve kadınların nasıl koruma tedbiri çıkarttırabilecekleriyle ilgili bilgilendirme kampanyaları yapmaya devam edin.

Avrupa Komisyonu’na

• Türkiye hakkındaki 2011 ve sonraki ilerleme raporlarında, aile içi şiddetle ilgili detaylı analizlere ve hükümetin mücadeledeki eksikliklerine yer verin.

• Türkiye’deki aile içi şiddet hakkında çalışan kadın örgütlerine düzenli fon olanakları sağlamaya devam edin.

275 Milletvekili Kadın


Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER), “Eşit temsil, Gerçek demokrasi, Yeni anayasa ve Engelleri aşmak için 275 kadın” sloganı ile 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak Genel Seçimlere yönelik kampanya başlattı.

Kampanyanın net hedefi 24. dönem Milletvekili Genel Seçiminde T.B.M.M.’ne 275 milletvekili kadın sokabilmek.

Hangi partiden, hangi ideolojiden olursa olsun, Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların ülkenin yasama  gücüne sahip T.B.M.M.’de hakkı olan temsil sayısına ulaşmalı.

Bu nedenle biz kadınlar ne yapmalıyız?

1. Seçim sürecinde milletvekili kesin aday listelerine daha fazla kadın adayın yer alabilmesi için siyasi partilere baskı yapmalıyız.

2. Oy kullanırken iki, hatta üç kere düşünmeliyiz. Seçim bölgelerinde kadın milletvekili adaylarını seçilemeyecekleri kadar geri sıralara iten partilere tepkimizi vereceğimizin mesajını farklı yöntemlerle iletmeliyiz.

3. 275 Milletvekili Kadın Kampanyasını bloglarımızda, Facebook, Twitter, Linkedin, vs. gibi sosyal ağlarda duyurmalıyız. 1,5 ayımız var önümüzde !!

4. Bu seçimde olmasa da gelecek seçimlerde milletvekili adayı olmayı düşünmeye başlamalıyız.

5. Bölgemizde bağımsız kadın milletvekili adayları varsa, onlara oy vermeliyiz.

8 Mart Kadınlar Gününü 1 Geçe Ayrımcılık

İşte 8 Mart Kadınlar Günü, hala şu aşağıdaki gibi sözleri söyleyenler, makaleleri kaleme alanlar için var.  Lütfen okuyun. Aslında bu sözleri/makaleyi İngilizceye çevirip “bizdeki durum bu” diye dünyadaki bütün önde gelen gazetelere göndermek lazım !

Türk sanayisinin %99’unun KOBİ olduğunu ve toplam istihdamın %80’ini sağladıklarını düşünürsek, KOBİ’lerin kurduğu bir derneğin genel başkanının kadınlar hakkında sarfettiği bu ilkel nitelikteki sözler çok ürkütücü ve aşırı ayrımcıdır. Acaba ‘Bu sözler, ülkemizdeki erkeklerin genel düşünce yapısına bir aynadır’ diyebilir miyiz?

(başlığa tıklayarak orijinal makeleye ulaşabilirsiniz)

KOBİDER: Kadın Erkek Eşitliği Safsatadan İbarettir

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Genel Başkanı Nurettin Özgenç; son yıllarda  gündemi oldukça meşgul eden “kadın- erkek eşitliği” adı altında ileri sürülen görüşleri, temennileri veya önerileri dikkate aldığımız zaman, bu konuda birbirleriyle çelişen birçok görüşün olduğunu ve kavram karmaşasının yaşandığını söyleyebiliriz. Kadın erkek eşitliği realiteye bakılarak yapılması mümkündür.Çünkü eşitliğin adil bir düzlemde tanımlanması demek, eşitliğe getirilecek olan tanımın teori ve pratikte adil olması, tatbik edildiği zaman tarafları haksızlığa değil, hak ve adalete götürmesidir.  Kadın erkeğe eşit değildir, denilince niçin bundan, erkeğin değil de kadının küçük görüldüğü anlamı çıkarılıyor. İki şeyin birbirine eşit olmadığını söylemek, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez.

Eşit olan şeylere adil davranmak hak ve adalet iken, aynı olmayan şeylere eşit davranmak hak ve adalet değildir. Dolayısıyla eşitliğin adil bir düzlemde tanımlanması demek, farklı olan şeyler arasında değil, aynı olan şeyler arasındaki dengesizliğin önlenmesi, aynı olan şeylere aynı değerin ve hakların verilmesidir.

Özgenç; aynı hammadden yapılmış olan cam bir ürün olan bardak ve tabağın nasıl ki farklı işler gördükleri gibi kişilerde insan olarak iki ayrı cinsiyette doğar ve farklı işler yaparlar. Eşitlik, erkeklik ve kadınlık gibi durumlarda ve değişik cinsiyette… Akıl ve anlayış gibi hususlarda ve farklı kabiliyette… Bilgi ve beceri konularındaki değişik seviye ve yetenekte olan insanları aynı kalıba koymak ve eşit saymak, hem yanlıştır hem de böyle mutlak bir eşitliği sağlamak zaten imkânsız olduğu kanaatindeyim.

Aslında “Eşitlik” safsatasını savunanlar realitede, bunun böyle olduğunu kendileri de bilmekteler. Lakin bu gerçeği inkar etmenin amacının ne olduğunu anlamış değiliz. Bu konuda bariz örnek vermek gerekirse;kadın erkek aynı lokantada,aynı çatal bıçakla yemek yerken neden ayrı tuvaletleri kullanırlar.Bu durum, kadın ve erkek arasında bir eşitsizlik değil midir? Ebetteki eşitsizliktir! Kadın erkeğe eşit değildir, denilince niçin bundan, erkeğin değil de kadının küçük görüldüğü anlamı çıkarılıyor.İki şeyin birbirine eşit olmadığını söylemek, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez.

Fiş priz ile aynı işi göremez

Özgenç; fiş prize eşit değildir. Ama hangisi daha üstündür? Bir hüküm verilebilir mi? Ya da ikisinin görevi de aynı mıdır? Kadının, hayatın zorluklarına tahammül edecek, ağır işleri görecek, makineleri ve yükleri indirip bindirecek gücü var mıdır? Bu işler kadına yaptırılırsa, fıtrata, yani tabii ve doğal olana karşı çıkılmış olunmaz mı? Zerafette, duygusallıkta, nezakette, şefkat ve merhamette erkek kadına yetişemez. Aklî muhakemede, soğukkanlılıkta, fikri tahlil, yani çözümlemede de kadın erkeğe yetişemez. Bazı kadınların erkeklere ait bazı işleri başarıp birçok erkeği geride bırakması, tamamen istisnaî durumlardır. Ayrıca öne geçmekle öne geçirilmeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Erkeklerin bir kadına ileri bir görev verip te, bakın işte, kadınlar da bu makamlara yükselebiliyor demeleri, kandırmacadır.

Kadının erkeğe eşit olduğunu savunan feministler iddialarını ispatlama gücüne bir türlü kavuşamıyorlar İhtiyaç giderme yerleri neden farklıdır.Niçin hastabakıcılar, hemşireler, çocuk yuvaları gibi şefkat ve merhamet isteyen kurumlarda çalışanların çoğu kadındır? Demek ki kadın ile erkek görev ve misyon açısından da birbirinden farklıdırlar. Tıpkı fiziksel ve psikolojik bünye açısından farklı oldukları gibi. kadınla erkek arasında mutlak bir eşitlikten söz etmek imkânsızdır. Bunu savunmanın amacı farklı olduğunu düşünüyoruz.
Özgenç; feminist düşünceye sahip olanlar eşit yapacağız diye sokaklara döktükleri bazı kadınları erkek yapamadılar fakat, kadınlığından da çıkarmışlar ve maskaraya çevirmişlerdir. Bazı kadınlar, bu gayretlerle kartala özenen papağan durumuna düşmüşlerdir.

.

Kobider yetkililerine şu mesajı maalesef sitelerinin iletişim formu çalışmadığı için gönderemedim, ama belki bir şekilde okuyabilirler:

Sayın Kobider Yetkilileri,

Genel Başkanınızın sözleri ve bu makaleniz; “Kadın Erkek Eşitliği Safsatadan İbarettir”, derneğiniz adına bir utançtır. Biraz daha düşünerek, dünyayı, insan olmak kavramını ve kadını tanıyarak sözler sarfetmenizi, makalelerinizi yayınlamanızı öneririm. Şiddetli ayrımcılık içeren bu ilkel sözleri/makalenizi Kaynağım İnsan blogumda kınıyarak yayınlıyorum.

Saygılarımla,

İpek Aral Kişioğlu

Makalenin varlığı hakkında bilgilendiren Sevgili Müge Çerman’a teşekkür ederim.

Almanya Başarabilir Mi?

(“İşyerindeki kültürel çeşitliliği bayağı keyifli buluyorum. Otuz dilde ‘HAYIR’ demeyi öğrendim.” )

Geçtiğimiz gün Hürriyet gazetesinde çıkan bir haber çok ilgimi çekti. Konu özünde şirketler bünyesindeki insan ve kültür çeşitliliği ile ilgiliydi. İnsan ve kültür çeşitliliği bir kurumsal zenginlik olarak algılanması gerekirken, kimi zaman “ayrımcılık” dediğimiz büyük probleminde çıkış noktasını oluşturmaktadır.

Habere göre Almanya’da bulunan bazı uluslararası büyük kuruluşlar özgeçmiş uygulamalarında farklılaşmaya gidiyorlar. Bizde de geçerli olan fotoğraf, medeni durum, milliyet, doğum tarihi gibi özgeçmiş bilgileri artık adaylardan istenmeyecek. Hatta adaylar isimlerini bile beyan etmeyecekler. Özgeçmişler tümüyle tecrübe ve yetkinlikler üzerine kurulu olacak. Bu sayede de ayrımcılık nedeniyle iş bulamayan insanlar işe alımda eşit fırsata sahip olacak. Kısacası Almanya’da yaşayan üç milyon Türk için bu gerçekten önemli bir gelişme.

Haberde aktarılan pozitif tablo işler ise ne güzel. Gerçekten şirketlerin yetenek yönetimi açısından büyük bir adım.

Şimdi birçok kişi “Bu tip ayrımcılık durumları bizim ülkemizde yaşanmıyor” diyebilir. Yaşanıyor. Örneğin başı kapalı kadınlar, Kürtler, engelliler bu ayrımcılıkla başı çeken mağdurlar.

Biz İnsan Kaynakları profesyonellerinin kurumsal olarak en büyük ödevlerinden biri insan ve kültür çeşitliliğini yapıya en sağlıklı şekilde yansıtmak ve içinde yaşatmaktır. İnsan Kaynakları profesyonelleri olarak kendi önyargılarımızdan kurtulmadıkça üstümüzde taşıdığımız ‘insan haklarına saygılı, eşitlik prensiplerine bağlı kurumsal yapıyı inşa etme‘ misyonumuzu gerçekleştiremeyiz.

Toplum hayatında özlemle beklediğimiz, istediğimiz eşitliği önce şirketlerimizde bizler inşa edebilmeliyiz.

Bi’ Bakar Mısınız? – Taksim Etkinliği

Bİ’ BAKAR MISINIZ?

Ülkemizde yaşayan 8.5 milyon Özürlü vatandaşın yaşadığı zorluklara senede sadece birkaç gün dikkat çekilmesi sizce ne kadar doğru?

Bi’ Bakar mısınız? ekibi olarak bu soruyu herkese sormak için 15 Mayıs Cumartesi günü saat 14:00’de Taksim Galatasaray Lisesi Önünde buluşacağız ve Bİ’ BAKAR MISINIZ ? diyerek farkında olan olmayan herkese aynı soruyu soracağız…

Yaklaşık 100 kişilik bir grup ile beraber Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi önünde toplandıktan sonra AKUT ekibinin yapacağı tırmanış sonrasında açılacak dev pankart ile Bİ BAKAR MISINIZ? diyerek sadece 3 Aralık Dünya Özürlüler Gününde ve 10 – 16 Mayıs Sakatlar haftasında hatırlanan Özürlü vatandaşlarımızın başta erişimde takıldıkları engellere protest bir duruşla karşı olduğumuzu göstereceğiz…

Özürlü vatandaşlarımızla yapacağımız bu etkinlikte sizleri de aramızda görmekten büyük onur duyarız..

Bİ BAKAR MISINIZ? Ekibi.

Program

Tarih             :  15 Mayıs – Cumartesi

Etkinlik Yeri     :  Taksim – Galatasaray Lisesi Önü Buluşma noktası – Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisine  yürüyüş.  AKUT pankart asımı.

Buluşma Saati   : 14:00 (Galatasaray Lisesi önünde buluşma )

Etkinlik Saati   : 14:30  – 15:30 ( Yürüyüş ve AKUT pankart asımı )

İletişim: Özürlüler Vakfı / +90 212 240 65 31

Yiğit Kalafatoğlu: 0542 258 47 35

Otizmliyim, Ben De Varım, Ben De Vatandaşım!

2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü. Türkiye’de sayısı 0-14 yaş grubu çocuklarda sayısı 125.000 bini bulduğu düşünülen otizmli bireyleri tanımak, anlamak için çok önemli bir gün.

Otizm Platformu, Türkiye’deki otizmli bireylerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayata tam katılımlarının sağlanması amacıyla ülkemizde bu alanda çalışan önde gelen 17 sivil toplum örgütünün bir araya gelmesi ile oluşturulmuş bir sivil toplum hareketi. Amaçları otizmle ilgili toplumsal bilinçlendirme ve yapılandırma çalışmaları kapsamında lobi faaliyetleri ve iletişim çalışmaları gerçekleştirmek. Bu çalışmaları dahilinde hazırladıkları web sitesi aracılığıyla otizm hakkında kapsamlı bilgiyi kamuya ulaştırıyorlar.

Otizm Nedir?

Otizm, doğuştan gelen, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen nörolojik bir bozukluktur. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyen ve kişinin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak, bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkilemektedir.

Tüm dünyada tanılama bilimselliği kabul edilen DSM- IV/V ölçütlerine göre 2009 itibari ile ABD başta olmak üzere bir çok ülkede otizm teşhisi 100 çocukta bire, kızlara nazaran hastalığın ¾ oranında daha yoğun görüldüğü erkek çocuklarda ise 94 çocukta bire kadar çıkmaktadır. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınmaktadır.

Otizmin Nedenleri Nelerdir?

Otizmin genetik tabanlı olduğu görüşü ile yapılan çalışmalarda bazı ipuçlarına rağmen, otizme neden olan genler henüz belirlenememiştir. Genetik faktörlerin çevresel koşullarla (yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı)tetiklenebileceği düşünülmektedir. Otizmin biyolojik nedenlerini anlayarak tedavisini geliştirmek üzere yürütülen yoğun bilimsel araştırmalardan henüz genellenmiş kesin sonuçlar alınmamıştır.

Ne zaman otizmden şüphelenmelisiniz?

Eğer çocuğunuzda aşağıdaki özellikler varsa;

• Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
• İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
• Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
• Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
• Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
• Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
• Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
• Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
• Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
• Günlük yaşamındaki düzen değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
• Kendilerine ve çevrelerine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,

vakit kaybetmeden doğru teşhis ve tanılama için Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı bulunan üniversite hastanelerine veya çocuk ruh hastalıkları uzmanı veya çocuk nöroloğu bulunan Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerine başvurmanız önerilmektedir.

OTİZMin tedavisi var mıdır?

Otizmin bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş özel eğitim dir. Erken yaşta tanı alarak,doğru yöntemlerle ve yoğun şekilde özel eğitim alan otizmli çocukların yarısına yakını, otizme özgü sorunların çoğundan uzaklaşabilmekte, genel eğitim düzeni içinde okula gidebilmekte ve yaşıtlarının sahip oldukları becerileri edinerek bağımsız bir birey olarak toplumda yerlerini alabilmektedirler.

Erken Teşhis ve Özel Eğitimin Önemi

Otizm tanısı sadece konunun uzmanları tarafından konabilir. Günümüzde 12 aylıktan itibaren tanı konulabilmektedir, erken yaşta tanı konması özel eğitime de erken başlanması açısından önemlidir. Yaşamın ilk 5 yılı, beynin en hızlı gelişim gösterdiği dönemdir. Özellikle 5 yaşından önce alınan yoğun özel eğitim desteği ile otizmin belirtileri ortadan kaldırılıp davranışlar değiştirebilir.

Özel eğitim, ihtiyacı olan bireylerin eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel aracılığı ile uygulanan geliştirilmiş eğitim programları yardımıyla her otizmli çocuğun kendi özgü gereksinimlerine göre yürütülerek, çocuğa yaşına uygun beceriler ve toplumda kabul edilen davranışlar kazandırmayı hedefler.

Özel eğitim alan otizmli çocukların sosyal ilişkilerinin geliştiği, iletişim becerilerinin arttığı ve takıntılı davranışlarının azaldığı bilinmektedir. Özel eğitimin yoğun ve kesintisiz olarak, yılda 12 ay haftada 40 saat uygulanması için, uzman-eğitimci-aile üçgeninde bir ekip oluşturulması, ailelerin de eğitimciler ve uzmanlar tarafından çocuğa öğretilen becerileri evde de öğretmeye devam etmesi gerekmektedir.

Eğitim hakkı her çocuk için anayasal bir hak olmasına ve okulöncesi eğitim zorunlu olmasına rağmen, ülkemizde otizmli çocuklar için erken çocukluk (0-3 yaş)programı yoktur, okulöncesi (3-6yaş) dönemine yönelik eğitim programlarının da geliştirilmesi gerekmektedir.

Çocuğunuz bu yaş dönemlerinde ise, özel eğitimi için hiç vakit kaybetmeden özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine veya özel eğitim okullarından size yakın olan birine başvurmanızı ve çocuğunuza uzman yönlendirmesi ile eğitim aldırmaya başlamanızı tavsiye ederiz.

Özel eğitim maliyetlerinin bir kısmı, devlet tarafından karşılanmaktadır. Çocuğunuzun hiç vakit kaybetmeden eğitim alabilmesi için, teşhisin kesinleşmesini takiben eğitim alabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı size en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne (RAM) başvurmanızı öneririz.

Yalnız değilsiniz!

Çocuğunuzun otizmli olduğundan şüphe ediyorsanız veya yeni teşhis aldıysanız, otizm konusunda doğru bilgilenmeli ve otizmle yaşamın zorluklarını öğrenmelisiniz. Unutmayın ki, otizmin nedeni siz değilsiniz, ayrıca erken tanılama ve özel eğitim desteği ile otizmli çocuğunuz zamanla gelişim göstererek toplumda bağımsız bir birey olarak yerini alabilir.

Otizmle yaşamayı kabullenmek, anne-babalar için uzun, zorlu ve iniş-çıkışlı bir süreçtir. Ailede her birey bu süreci farklı yaşayarak, durumu anlamakta ve kabullenmekte sorunlar yaşayabilir. Siz de otizmli bir çocuk ebeveyni olarak önünüzdeki bu yeni hayat düzenine uyum sağlamakta zorlanırken, bir yandan da yakın çevrenizdekilerin durumu anlamaları ve kabul etmeleri için çaba harcamak zorunda kalabilirsiniz.

Bu süreçte ülkemizde otizmle ilgili çalışmalar yapan ve ağırlıklı olarak otizmden birincil derecede etkilenen aileler tarafından kurulan dernekler veya vakıflara katılarak destek ve bilgi alabilir, çalışmalara siz de katılarak otizm konusundaki bilgilendirmenin artmasını sağlayabilirsiniz.

Kaynak: http://bendevatandasim.com/

Bi’ Bakar mısınız? Bu Bir Şaka Degildir

Bi’ Bakar mısınız? Etkinlikleri Engelleri Kaldır Hareketi / Bu Bir Şaka Değildir‘ e destek veriyor !

.

Şaka Günü” olan 1 Nisan’da şaka gibi gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısın?

Her bireyin toplumda eşit haklara sahip olması gerektiği görüşünü benimseyen ve bu doğrultuda insan haklarına yönelik, toplumdaki engelleri kalıcı çözümlerle kaldırmayı amaçlayan Engelleri Kaldır Hareketi; bugünlere uzanan süreçte bir vakıf veya dernek statüsünde olmadan projelerini hayata geçirmiştir ve çalışmalarını Özürlüler Vakfı çatısı altında özerk bir meclis kurarak, toplumsal bir hareket olma niteliğini kaybetmeden sürdürmeye devam edecektir.

Engelleri Kaldır Hareketi; “Şaka Günü” olan 1 Nisan’da Bu Bir Şaka Değildir kampanyasıyla, herkesi şaka gibi gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyor. Her bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme hakkı tanınarak, kişilerin bağımlılıkları en aza indirgenebilir. Bu amaçla istihdam konusunda farkındalık yaratılarak, kurumların “Engelli Personel” alımına teşvik edilmesi hedeflenmektedir.

Engelli bireylerin topluma ve hayata yeterince karışamama sebepleri olarak telaffuz edilen; eğitim, sağlık, ulaşım gibi problemlerin temeli konumunda olan istihdam sorunundan yola çıkılarak genel bir farkındalık sağlanması amaçlanmaktadır.

Her şeyden önce insanım, farkındalık için buradayım diyorsan… 1 Nisan 2010 tarihinde, saat 18:00’de Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde bir araya geliyoruz. İlgili mercilere sesimizi duyurmak adına Beyoğlu Belediyesi Ek Binası önüne kadar gerçekleşmesi planlanan yürüyüş, Akut ekibinin görsel etkinliği ile son bulacaktır.

Daha fazla geç kalma!

3 gün içinde 10.000’den fazla destekçiye ulaşan  http://www.bubirsakadegildir.com ‘dan kampanya süreç ve detaylarını takip edebilir, destekçilerden biride sen olabilirsin!

Bilgi için: Engelleri Kaldır Hareketi

Tuğba Şafak / [email protected]
t:(0216) 456 88 38 – m:+90 (530) 5190923
http://www.engellerikaldir.com

Merhaba Dilara :)

Dilara Su ile Friendfeed‘den sevgili Mustafa Burak Su aracılığıyla tanıştım. Onun çalışma ve öğrenme azminden bahsediyordu Mustafa Burak Su, çok etkilendim. Düşündüm ki, bütün Kaynağım İnsan okurlarına ilham verebilir Dilara, onun pozitif enerjisi hepimizi kavrayabilir.

Mustafa Burak Su’ya aşağıdaki soruları Dilara ve ailesine yöneltmemde benimle ekip çalışmasına girdiği için çok teşekkür ederim.

Buradan “Merhaba Dilara” diyorum ve sorularıma başlıyorum.

İpek: Kaynağım İnsan okurlarına okulda ve evdeki hayatından, neler yaptığından, sevdiklerin, sevmediklerinden bahseder misin?

Dilara: Ödemiş Maral Oğuz Kolejinde öğrenciyim. Her gün okula gidiyorum. Dersler benim için biraz zor. Özellikle matematik. Ama bilgisayarım iyi. İnterneti seviyorum. Facebook’ta arkadaşlarım var. Video izliyorum. Dizi izliyorum. Kız giydirme oynuyorum.

İpek: Hobin var mı veya önümüzdeki zamanda ilgilenmek istediğin hobiler olabilir mi?

Dilara: Abim halk oyunları öğretmeni. Ben de zeybek oynuyorum. Birazcık org çalıyorum. Fotoğraf makinesi aldı annem. Fotoğraf çekiyorum.

İpek: Son günlerde seni en çok sevindiren olay hangisi? Neden?

Dilara: Okullar tatil olunca İstanbul’a geldim. Burak abimin yanına geldim.

İpek: Spor yapıyor musun? En sevdiğin spor dalları hangileri? veya sporcular?

Dilara: Spor yapmıyorum. Annem ile yürüyoruz bazen.

İpek: Şu anda sana çok büyük miktarda para versek, onunla ne yapardın? Hediye mi alırdın? Kendin için mi harcardın? İnsanlara mı yardım ederdin?

Dilara: Abimin bilgisayarı var kapaklı. Ufacık. Öyle bilgisayar alırdım kendime. (netbook) Bir de pasta alırdım arkadaşlarımla yemek için.

İpek: Hayalindeki meslek hangisi? Neden?

Dilara: Evlenmek istiyorum ben. Manken gibi yürümek.

İpek: Artık genç kız oldun, genç kızlar sık sık anne babalarına kızarlar, sen de kızıyor musun ara ara? Neden?

Dilara: Burak’a kızıyorum. Pek gelmiyor İzmir’e. Annem de üzülüyor. Ben söz dinliyorum. Ekmel’e kızıyorum. Kızdırıyor beni bilgisayarım yok diye.

İpek: Dünya üstünde bir çok problem var. İklimler değişiyor, açlık, savaşlar … senin elinde bir güç olsa ilk başta hangi probleme çözüm bulurdun?

Dilara: Bilmiyorum.

İpek: Dünyada en çok hangi ülkeyi görmek istiyorsun? Neden?

Dilara: Denize gitmek istiyorum. Yüzmek için.

İpek: Kaynağım İnsan okurları için bir mesajın var mı?

Dilara: Sorular için teşekkürler İpek abla. Facebook grubuna abone olun. Ben oldum.

İpek: Ben de sana çok teşekkür ederim Dilara, Kaynağım İnsan’a konuk olduğun ve sorularımı yanıtladığın için. 😀

….

Dilara’nın annesi Ayşegül Su ve babası İsmail Su ile sohbete devam ediyorum …

İpek: Dilara’yı yetiştirirken en çok hangi konulara dikkat ettiniz? Sizi en çok neler zorladı?

Ayşegül & İsmail Su: Dilara doğduğunda Down Sendromu olduğunu öğrendik. İlk anda çok hazırlıksızdık bu konuda. Bolca araştırdık. Neler yapabileceği ve neler yapamayacağı konusunda bir sürü şey okuduk , bir sürü şey dinledik. “Hiç boşuna uğraşmayın, adını bile söyleyemez” diyen doktorlara inat sürekli ve inatla ona zaman ayırdık. Bir suçlu gibi evde herkesten saklamak yerine bizimle olmasını sağladık.

Büyükler genelde çok anlayışlı davranıyorlar Dilara’ya karşı. Ama çocuklar daha benciller. Daha ben merkezcil ve empati yapmıyorlar. Yanlış doğru bilmiyorlar. Dilara’ya ilk kez tanıştığı arkadaşları bilmeden kötü davranabiliyor. Müdahale etmeden beklemek çok zor oluyor bu durumlarda. Çocukların Dilara’yı kabüllenmelerini beklemek , Dilara’nın üzülmesine katlanmak ister istemez zor.

İpek: Dilara’nın özel bir yeteneğe sahip olduğunu düşündüğünüz bir konu keşfettiniz mi?

Ayşegül & İsmail Su: Görsel hafızası çok kuvvetli. Daha önce geldiği hiçbir mekanı unutmuyor. Cevahir , Kanyon, Boğaziçi Köprüsü , Anıtkabir hiç unutmadığı yerler.

Aynı şekilde TV dizilerindeki oyuncuları tanıyor. Daha önce hangi dizilerde oynadı teker teker sayıyor.

İpek: Türkiye’de Dilara gibi topluma karışmaya hazır birçok down sendromlu genç var. Dilara ve diğer gençlere sokaktaki insanın yaklaşımı nasıl olmalı? Onlar bizden ne bekliyorlar?

Ayşegül & İsmail Su: Dilara karma eğitim alıyor ilköğretimde. Özel bir sınıfta ayrı bir eğitim değil , normal çocuklarla eğitim alıyor. Okul bizim için Dilara’nın sosyalleşmesinin bir parçası. Bu sebeple genelde sokaktaki insanların normal bireye davrandığı gibi davranmasını bekliyoruz. Biz yanında olmadığımızda da doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmesi, sağlıklı ilişkiler kurabilmesi için normalmiş gibi davranılmasını bekliyoruz.

Çoğu insan bu durum ile empati kurabilirken bazen acıma duygusu yansıyor insanların suratlarına. Hem bizi hem Dilarayı çok üzüyor bu durum.

İpek: Down sendromlu gençlere meslek kazandırmak üzere yurtdışında çalışmalar yapıyor. Türkiye’de durum nedir?

Ayşegül & İsmail Su: Zihinsel Engelliler için Mesleki Eğitim Merkezleri var sınırlı sayıda. Ne yazık ki bu okullar sınırlı sayıda. Diğer taraftan işyerleri engelli çalışanlara sıcak bakmıyorlar. Zihinsel engel işleri daha da zor hale getiriyor.

İpek: Dilara’nın geleceği için kaygılandığınız zamanlar oluyor mu? Oluyorsa ne gibi çözümler düşünüyorsunuz?

Ayşegül & İsmail Su: Açıkçası ailesi olarak sürekli yanındayız. Dilara, bizim ailemizin en kıymetlisi. Bizden sonrada bu konuda sorumluluğu abileri üstlenecek. Bir birey olması ve kendi ayakları üzerinde kalması için çabalıyoruz.

Dilara’nın küçük başarıları bizim aile için gurur kaynağı. Özellikle abileri Dilara’ya büyük destek. En ufak yaptığı, becerdiği işleri bile onu mutlu edecek, şımartacak şekilde gururla herkes ile paylaşıyorlar. Hep yanlarında Dilara. Her yere götürüp arkadaşları ile tanıştırıyorlar. Bizede hepsi ile gurulanmak karıyor.

İpek: Kaynağım İnsan okurları için bir mesajınız olur mu?

Ayşegül & İsmail Su: Engellilerin çok büyük problemleri var ülkemizde. Biz Dilara için hep çok şanslı olduğumuzu söyledik kendimize. Onun gülümsemesinde , küçük başarılarında hayatı bulduk. Down sendromu açısından daha da kötü durumda olan çocuklar var. İmkansızlıklar içerisinde yaşayan binlerce engelli var. Azim ve inatla bu hayata tutunan  Dilara belki bir kısım okuyucunuza ilham kaynağı olur. Belki birileri engellilerden vazgeçmek, onları yok saymak  yerine onları kazanmanın mümkün olduğunu görür.

İlginiz için sonsuz teşekkürler.

İpek: Ben de sorularıma yanıt vermek inceliğini gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. 🙂

.

Dilara Türkiye’deki çok şanslı Down Sendromlu gençlerden biri. Çünkü kızları ile çok ilgili, onun gelişimi ve eğitimi için imkanlarını seferber eden, takipçi, destekleyici, sevgi dolu bir ailesi var. Aynı imkanlara sahip olmayan sayıları azımsanmayacak kadar çok Down Sendromlu gençler için biz ne yapabiliriz diye düşünmek ve destek vermek zamanı.