Kaynağım İnsan 4 Yaşında !

4

 9 Ekim 2009 Cuma günü büyük bir heyecan ile açtığım Kaynağım İnsan, bugün 4. yaşını doldurdu.

Bir iş görüşmesi esnasında adaydan meslek hayatını 1-2 cümle ile tanımlamasını isterseniz, aday masaya kariyer yolundaki değerlerini ve önceliklerini koyacaktır. Eğer bana aynı soruyu soracak olursanız size kuracağım iki cümleden biri Kaynağım İnsan ve blogumun iş hayatımdaki her geçen gün sağlamlaşan yeri üzerine olurdu.

Kaynağım İnsan, benim bireysel üretim, gelişim ve kitlesel iletişim aracım, ar-ge platformum, kariyer haritamdaki en önemli stratejik amaçlardan biri ve hobim. Hayatımdaki varlığından çok memnunum, daha nice yaşgünlerini eşimin teknik desteği ile kutlamayı planlıyorum, hedefliyorum.

Kaynağım İnsan’ı takip eden, yorumlarını ve beğenilerini eksik etmeyen herkese teşekkür ederim.

😀

 

Neden Başarısız Oluruz?

İster iş, ister özel hayatımızda hemen hemen her gün irili ufaklı yeni girişimlerimiz, projelerimiz oluyor. Bu girişim veya projelerin kimisi hüsranla sonuçlanıyor. Acaba hiç düşündünüz mü kesinlikle başarılı olacağını öngörüdüğünüz bir girişim veya projenizin neden başarısız olduğunu? Yeterince çalışmadığınız için mi?, Yoksa kaynaklar mı yetersizdi? Belki de yolun yarısında isteğinizi kaybettiniz …

O zaman size söyleyeyim: Siz girişiminizin veya projenizin başında sormanız gereken soruyu sonunda sorduğunuz için başarısız olduğunuz:  Neden? …. (neden olmadı?)

Genelde insanlar yeni bir fikrin verdiği yoğun heyecanla hemen kolları sıvamak, zaman kaybetmemek ister. Bir sinerji yakalanmıştır, fikri hayata geçirebilecek prosesler hızla oluşturulur. Herkes işini biliyordur. Prosese dahil olan insanlar koşarak sorumluluklarını yerine getirirler, herşey mükemmel gitmektedir. Ancak proses bitip, sonuç nktasına gelindiğinde hemen hemen hiçbirşey öngörüldüğü, hayal edildiği gibi gerçekleşmez.

Aktardığım bu akışta “NE? – fikir/proje” kişi/ekip için çıkış noktasıdır. Sonra nasıl sorusunun cevabı oluştırulur ve sonunda “neden olmadı?” diye sorulur.

Oysa ki, bir girişim veya bir proje fikri aklınızda belirdiğinde kendinize veya şirketinize “neden bu girişimi/projeyi yapalım?” diye sorsak ve konuyu etraflıca sorgulasak, büyük ihtimalle ilk anda yaşadığınız büyük heyecanı azaltacak pek çok engeli farkedecek veya heyecanı besleyecek pek çok farklı unsuru daha bulacağız.

Sevgili yönetim danışmanı Oktay Bora Yağız bana “Önce düşün, sonra koş, en son coş” derdi.

Düşün (neden) + Koş (nasıl) = Coş (ne- başarı)

Örneğin son iki yıldır insan kaynakları kitabı yazmaya yönelik içimde büyük bir istek var. Kısmen de olsa hayata geçirebildiğim (Sosyal Medya 101, İETT Performans Gelişim ve Kariyer Yönetimi Kitabı) bu isteğim peşini bırakmayı düşünmüyorum. İki yıldır düşünüyorum, kurguluyorum, içeriğini geliştirmek için araştırma yapıyorum.

Yukarıdaki formülü benim kitap yazma isteğim için hayata geçirecek olursam ilk başta size neden kitap yazmak istediğimi sıralamam gerekir çünkü nedenleri yazmak benim isteğimi güçlendirebilir de, zayıflatıp vazgeçmeme de neden olabilir :

1. Bilgimi ve tecrübemi paylaşmak ve ilgilisine fayda sağlamak.

2. Kitap yazabilmek için çok fazla kaynak okuyacağım ve bu beni daha çok geliştirecek.

3. Mesleğim adına İK dünyasına kalıcı bir ürün bırakabilmek.

4. Kişisel tatmin.

5. Gençlere örnek olmak.

6. Başladığım bir işi bitirdiğimi tekrar onamak.

7. Eğlenmek. (çalışmak benim en büyük eğlencem.)

8. Bir pratisyenin klavyesinden İK teorisinin nasıl uygulamaya döküldüğü, neler yaşandığı, nerelerde zorlandığı, nelere dikkat edilmesi gerektiğini sistematik bir şekilde toparlamak .

9. Kaynağım İnsan’nın Soru/Cevap bölümüne sıklıkla gelen güzel soruları ve cevaplarını kitaba taşımak.

10. Özellikle üst yönetimin  stratejik yönetim ve insan yönetimi konusundaki vasatlığını İK uygulamaları çerçevesinde adım adım anlatabilmek.

11. Ailemin benimle gurur duyması.

12. Teknolojinin İK uygulamalarındaki vazgeçilmez önemini vurgulamak.

13. İK profesyonellerine yönelik eleştirilerimi paylaşmak.

14. Kariyerimi, kariyerim boyunca yaşadığım iniş, çıkışları paylaşmak.

15. Sosyal medyanın İK üzerine güncel ve gelecekteki etkileri hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak.

16. İş yaşamındaki farklı kuşaklara yaklaşımımı anlatmak.

17. İK’nın geleceği hakkındaki düşüncelerimi aktarmak.

18. İK’nın neden dünyanın en zor işi olduğunu anlatmak.

19. İK’cıların hangi yetkinliklere sahip olması gerektiği üzerine olan görüşlerimi paylaşmak.

20. Büyük ile küçük şirketlerde İK uygulamalarının yapılandırılmasındaki farklılıkları, birbiri ile kıyaslandığındaki avantaj ve dezavantajları belirtmek.

21. Bir İKY sistemi nasıl kurulur anlatmak.

21. Sektörel farklılıkların İK uygulamalarına yansımalarını incelemek.

22. Kitabımın İngilizceye çevrilerek dünyada da yayınlanmasını sağlamak.

23. Mutlu olmak.

Sanırım bu nedenler benim birden çok kitap yazmam gerektiğini gösterecek kadar fazla. Ne mutlu bana. Yola devam.

Neden sorusuna verilen cevapların niteliği, ikinci aşamadaki “nasıl” sorusununa verilecek cevapların sağlıklı yapılandırılmasını sağlar.

“Nasıl” sorusunu hedef yönetimi yaklaşımı olan S.M.A.R.T. ile ele alırsam, yani ne yazacağımı netleştirir ve yazacaklarımı ölçümlenebilir, gerçekçi, zorlaycı, zaman sınırlı hale getirirsem sonuca varma yolunda kaybolmam.

.

İlk kitabım önümüzdeki iki yıl içinde kitapçıların raflarında yer aldığı ilk gün bu yazımı tekrar yayına alacağım ve yazının bitimine de kocaman “BAŞARDIM” yazacağım. 🙂

 

 

İnsanlarla İlişkilerim

Bu yazı genel Kaynağım İnsan yazılarından farklı olacak. İnsan Kaynakları Yönetimi üzerine başınız ağrıtmayacağım.

İnsan, kendi okyanusunda ilerleyen bir kaptan. İlk nefesinden sonuncusuna kadar büyük okyanus macerasında ne olaylar yaşıyor, ne badireler atlatıyor, kimbilir kaç türlü insanla karşılaşıyor? Tahmin ediyorum ki, herkesin hayatı kendisi için söylenilenleri, söylenemeyenleri ve unutulanları ile bir roman.

Benim romanımın üzerine kurulu olduğu ana konu “insanlar”. İnsanlarla ilişkilerim günümün her anında bir araştırma konusu olarak zihnimin içinde. Karşılaştığım, tanıştığım her insan benim üzerimde bir dalga etkisine sahip. Kimisi hafif kıpırtı, kimisi sallayan, kimisi alabora eden.

Biraz önce oturdum, yukarıdaki basit görseli insanlarla olan ilişkilerimin benim üzerimdeki etkisini anlatabilmek için hazırladım. Görselin içeriği çok kolay. Şöyle ki;

Hayatıma bir şekilde giren insanların %60’ında ben tutumları, duyguları, düşünceleri ile “Genel İpek”i yaşıyorum. Alışılmış İpek.

Görselin solunda yıldız şekli ile ifadelendirdiğim %20’lik insan kitlesi ise niyetleri, yetkinlikleri, tutumları, bilgileri, düşünceleri ile beklentilerimin üstünde beni olumlu etkiliyorlar. Ben bu insanlarla kapasitemi bütünüyle hayata geçirebilip, hatta adeta kendimi aşıyorum. Onlarla çok mutluluyum. Onlarla birlikte isem hiçbir zorluk beni yıldıramaz. Onlara vefalı, bağlı ve inançlıyım.

Görselin sağındaki %20’lik kitle ise beni maalesef çok olumsuz etkileyen, tutumlarımın, düşüncelerimin, duygularımın çirkinleşmesine neden olan niyeti bozuk insanları sembolize ediyor. Bu insanlar yer yer “kötü huylu İpek”in yüzeye çıkmasına neden oluyor. Varlıkları beni tüketiyor, mutsuz ediyor.

Bilemiyorum siz de benim gibi kendinize analizler yapıp, kendisinizi sayısallaştırırarak insanlarla olan ilişkilerinize anlamlar yüklemeye, kendinizi açmaya veya korumaya çalışıyor musunuz? Yapmıyorsanız, tavsiye ederim, bireysel farkındalığı geliştirmek yolunda çok iyi geliyor insana.

Son söz:

Benim yıllardır istisnasız her gün ettiğim tek bir dua var. Ve bu gece de aynı duayı yazarak yazımı bitireceğim.

“Allah’ım beni iyi niyetli insanlarla karşılaştır, iyi niyetli, çalışkan insanlarla çalıştır.” 

Kaynağım İnsan-sız Kalmak

Geçen hafta perşembe günü olan oldu ve Kaynağım İnsan’ın bağlı olduğu serverda problemler yaşamaya başladık. Sonrasında server değiştirmek süreci derken Kaynağım İnsan yaklaşık dört gün boyunca kapalı kaldı.

Bu süre zarfında pek çok arkadaşım, Kaynağım İnsan takipçileri farklı kanallardan “neler oluyor? neden kapalı?” mesajları attılar. İçimdeki rahatsızlık ve paniği bir yana bırakacak olursak, Kaynağım İnsan’a gösterilen ilgi beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim.

Kaynağım İnsan-sız kaldığım dört gün boyunca sanki elim, kanadım kopmuş gibiydi. Farkettim ki, Kaynağım İnsan benim güvenli limanım. Limanıma girdiğim zaman istediğim konuyu, istediğim gibi yazabiliyorum. Özgür olmak hissi bambaşka. İnsanın sadece kendisine ait olan bir platformda, kendi kendini var etmeye çalışması, daha iyisini nasıl yapabilirim diye çabalaması sanırım Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi’ndeki tepe nokta oluyor.

Kaynağım İnsan topyekün geri dönülmez şekilde çökse ne olurdu peki?

Tabii ki, baştan yapardım. Tekrar, tekrar ve tekrar daha iyisini, daha gelişmişini yapardım. Etrafımı saran insanlar, elimin altındaki klavye, dünya kadar bilgi, çalışmamızı sağlayan iş piyasası ve Kaynağım İnsan’ı okuyan meraklısı olduğu sürece herşeyi sil baştan, daha büyük bir coşkuyla yapardım.

Herkese tekrar MERHABA 🙂

Kaynağım İnsan 3. Yaşını Doldurdu

3

Dün çok önemli bir gündü; 9 Ekim.

Dün, Kaynağım İnsan üçüncü yaşını doldurdu.

Ve ben, biricik blogumun üçüncü yaşgününü unuttum. 🙁

Ama neden, bir sorun lütfen?

İçeriği zengin ve derlemesi oldukça zahmetli olan PERYÖN’ün 20. İnsan Yönetimi Kongresi yazımı bitireceğim çabası nedeniyle.

Böyle bir bahaneyi ben geçerli saydım ve kendi kendimi affettim. 🙂

İYİ Kİ ÜÇÜNCÜ YILINI DOLDURDUN KAYNAĞIM İNSAN,

İYİ Kİ ZİHNİMDE, HAYATIMDA, ÖZENLE İNŞA ETTİĞİM İNSAN KAYNAKLARI EKOSİSTEMİMDE VARSIN. 

😀

Aşağıda paylaştığım görselleri sevgili Özgür Pehlivan Kaynağım İnsan’ın 3. yaşgünü için hazırlayarak gönderdi. Çok teşekkür ederim Özgür. Pek güzeller 🙂

3
.

3

Düşün, Koş Ve Coş

İnsan Kaynakları kariyerime başladığım OBEY Yönetim Danışmanlık kurucusu ve Genel Müdürü Oktay Bora Yağız’dan beraber çalıştığımız süre boyunca kariyerime yön veren pek çok özlü cümle duydum. Aradan yıllar geçse de farklı zaman, durum ve kişiler karşısında yaşadığım bambaşka olaylarda bu özlü cümleler stratejilerime, tutumlarıma yön vermiştir.

Hayatınızda birileri size özlü cümleler sarfederek ile bazı mesajlar iletmeye çalışıyor ise şanslısınız. O mesajları almaya, anlamaya ve aynaya bakarak kendinize çeki düzen vermeye çalışın. Bilin ki, karşınızdaki kişi aslında sizi yaptığınız veya yapmaya hazır olduğunuz ‘hatadan‘ dolayı çok rahat azarlayabilecekken farklı bir method izlemektedir. O sizi düşündürmeyi seçmiştir çünkü insan olmanın temeli düşünebilmektir.

İşte size bu özlü sözlerden bir tanesi:

Düşün, koş ve coş.

Bilemiyorum şu üç kelimeden oluşan dev cümle size size ne düşündürdü? Ama ben son 14 yıldır bu cümle’cik’in her gün aklımdan en az bir kere geçtiğini söyleyebilirim.

Şanslıyım 😀

.

Açıklama: Bir işi, o iş hakkında ‘nasıl olur, neler yaşarım, olası sonuçları neler olabilir, ne gibi problemler çıkar karşıma?’ diye önce bol bol planlayın yani düşünün, sonra o işi yapın yani koşun ve en son o işin olası iyi sonucuna sevinin yani coşun.

Eğer bir işe düşünmeden başlarsanız yani ilk başta koşarsanız sonrasında bu iş neden olmadı diye bol bol düşünürsünüz. Veya bir işi daha hayata geçirmeden olmamış iş için coşarsanız, sonrasında o işi yapmak için içinizde ne istek kalır, ne de enerji.

Önce düşünün, sonra koşun ve en son coşun. Bu sırayı asla şaşmayın.

Sürdürülebilir Başarının 10 İlkesi

Son bir aydır kişisel gelişimim için dış kaynak kullanıyorum. Yani çeşitli eğitim programlarına katılarak kendi uzmanlık alanım dışındaki farklı disiplinleri öğrenmeye çalışıyorum. Farklı disiplinler bana ilham veriyor, düşünce açımı genişletiyor.

Son katıldığım eğitim ‘Satış Aşktır’ kitabının yazarı Özkan Kaymak‘ın Satış Yönetimi eğitimi idi. Özkan Kaymak’ın enerjisine, konuya hakimiyeti ve üslubuna hayran kalmamak elde değil. Bir gün boyunca, hiç ilgim dağılmadan, bir nefeste eğitimi geçirdim diyebilirim.

Özkan Kaymak eğitimin sonuna doğru bizimle ‘Başarılı Satıcının 7 İlkesi’ni paylaştı. Dikkatle maddeleri not ettim. Eve döndüğümde her madde üzerine düşündüm. Her biri hepimizin özünde çok iyi bildiği noktalar. Sanırım güzel olan hepsini alt alta dizili görmek. Şiir gibi akıyorlar adeta.

Şimdi bu yedi ilkeyi önüme aldığımda içeriği ‘satıcı’ tanımından çıkartarak genişletme ihtiyacı duyuyorum. Ve sizlerin önüne ‘Sürdürülebilir Başarının 10 İlkesi‘ listemi çıkartıyorum. Kırmızı ile yazılanlar Özkan Kaymak’ın paylaştığı listeye benim katkılarımdır :

1. Dürüstlük

2. Çalışkanlık

3. Planlı olmak

4. Disiplin

5. Kendini yönetmek

6. Özgüven

7. İstikrar

8. Olumlu olmak

9. Sürekli öğrenme / Kişisel gelişim

10. Hedef odaklı olmak

+1. Tutku (Gökhan’a katkısı için teşekkürler 🙂 )

+1. Sabır (Serhat Levent Kahyaoğlu’na katkısı için teşekkürler 🙂 )

+1. Etkin İletişim (gKc’ya katkısı için teşekkürler 🙂 )

+1. Kişisel Farkındalık (Aydan Çağ’a katkısı için teşekkürler 🙂 )

Belki siz de bu liste üstüne düiünerek kendi Başarı İlkeleri listenizi oluşturursunuz. Hatta bana yazarak yukadaki listeye katkıda bulunursunuz. Bekliyorum 🙂

Kaynağım İnsan 2 Yaşında !

2
Kaynağım İnsan’ı yayına açtığımızda çok heyecanlıydım. 2005’den beri blog yazıyordum, blog yazmak bana en keyif veren hobimdi. Kızını iki yaşına eriştirmiş, iki yıldır evde oturan pasif bir İK profesyoneli olarak iki bloga sahiptim. Aya Merdiven Kurduk.biz‘de kültür sanat ağırlıklı yazılar üretirken, Minik Yaprak’ın Günlüğü‘nde kızımı ve onunla değişen hayatımızı anlatıyordum. 9 Ekim 2009 tarihi ise adeta bir milat gibi hayatımdaki iki önemli girdiyi kökten değiştirdi: blog yazmak ve mesleğim İnsan Kaynakları.

Başkalarını blog yazmak konusunda tetikleyen etkenleri bilemem ama ben kendimi bildim bileli oraya buraya sürekli yazan bir insanım. Dolayısıyla ilk günden beri blog teknolojisinin benim gibiler için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüm. Kaynağım İnsan’ın yazı yazma performansıma en önemli katkısı da istikrarlılık yönündedir. İçerik üretiminde kendime koyduğum nitelik ve niceliksel hedefleri tutturmak için ciddi efor sarfettiğimi söyleyebilirim. Blog yazmanın hobisel keyfiyetten çıkarak bir çeşit mesaiye dönüşebildiğini tecrübe etmekteyim artık … Her anından büyük memnuniyet duyabildiğim zaman sınırsız sevgili mesaim.

Mesleğim İnsan Kaynakları’na gelince, 2009’daki görüntüm şu an sergilediğimden çok farklı bir noktadaydı. 2009 yılı boyunca danışmanlık firmaları aramış ve çeşitli İK Müdürü pozisyonları için beni görüşmeye davet etmişti. Bazılarına da meraktan gitmiştim. Ama içimdeki ses, ki o sağduyum oluyor, “hayır” diyordu, “yapmak istediğin bu değil” … peki neydi yapmak istediğim?

Tam bu zamanlarda Ömer Ekinci‘den gelen Geliştrend‘deki İK yazarlığı teklifi aradığım yeni alanı bana açtı. Aktif meslekten uzak kalmış bir İK’cı olarak mesleki yazı yazmak adeta tekrar oksijen solumak gibi gelmişti bana, çıkış yolumu bulmuştum: Yazmak hobim ile aşık olduğum mesleğim İK’yı kendime ait bir blogda birleştirecektim.

URBSZ’ün teknik ve bazılarının yüzünü dahi görmediğim sosyal ağlardaki arkadaşlarımın manevi destekleri ile 9 Ekim 2009’da Kaynağım İnsan’ı açtım. İki koca yıl içine, iki önemli ödülü ve iki uzun soluklu İK dış hizmet danışmanlığı sürecini çok çalışarak ve yine aynı desteklerle yerleştirdim. Yirminin üstünde üniversitede verdiğim eğitim ve seminerlerde binlerce gençle buluştum. Onlarca mesleki sınıf eğitimi verdim, konferansa konuşmacı olarak katıldım. Pek çok röportajım yayınlandı, dergilere yazılar yazdım. İşinde uzman yüzlerce insanla bağlantı kurdum. Türkiye’nin ve dünyanın dört tarafından binlerce arkadaşım, takipçim oldu. Ve bütün bu inanılmaz gelişmeler Kaynağım İnsan sayesinde gerçekleşti.

Etrafımdaki herkese “blogları ciddiye alın” diyorum, “eğer siz blogunuzu ciddiye alırsanız, o dünyanızı baştan aşağı değiştirecek güce sahip”.

İYİ Kİ VARSIN KAYNAĞIM İNSAN, BENİM BİRİCİK YOL DOSTUM 😀

Jung Kişilik Tipi Testi

Bugün Avrupa Birliği dahilindeki kariyer sitelerinde dolaşmaya karar verdim. Duraklarımdan bir tanesi de Euro Brussels‘dı.

Keşif amaçlı derhal portala üye olma işlemlerine başladım. Hiç zorlanmadan, iki üç kutucuğu doldurup özgeçmiş dosyamı yükledikten sonra işim bitti. Şaşırdım. ‘Lüzumsuz’ özgeçmiş şablonu ile beni yormadı portal. ‘Herhalde aldıkları özgeçmişlerin içerik kalitesi yüksektir‘ diye düşündüm. ‘Başvuruları alan İK’cılar da farklı tasarımlarda, içeriklerdeki özgün özgeçmişleri okumayı seviyor olsa gerek‘ dedim kendi kendime. Dilerim biz de o günleri göreceğiz ülkemizde !

Kayıt işlemlerim bittikten sonra portalın diğer bölümlerinde dolaşmaya başladım. “Career Guide – Kariyer Klavuzu” bölümünü seçtim. Karşıma dört başlıklı bir sayfa çıktı. İlk başlık “Your Personality Type – Kişilik Tipiniz” başlığına tıkladım. Ulaştığım sayfa Jung Kişilik Tipi Testi’ni uygulayabilmem için beni Human Metrics isimli siteye yönlendirdi. Toplam 72 sorudan oluşan testi daha önce kendime uygulamadığım için büyük bir merakla yanıtladım. Sonuç yukarıda (ENFJ), doğru yoldayım kanımca 🙂

ENFJ (Dışa Dönük / Duyumsal / His Odaklı / Yargılayıcı) Tip: Enerjilerini dış dünyadaki eylem ve sözlerden alan bu kişiler karar verme aşamasında kendi kişisel değerlerini ilk planda tutuyorlar. İnsanlara karşı oldukça sıcak olan bu grup, onlarla beraber vakit geçirmeyi ve arkadaşlarıyla beraber uyumlu ilişkiler sürdürmeyi çok seviyor. Hatta arkadaşları, onların hayatında önemli bir yer tutuyor. İnsanlara karşı kendilerini öylesi sorumlu hissediyorlar ki, toplumsal görev dağılımında üzerlerine düşen görevi özenle yerine getirmeye çalışıyorlar.

Test maalesef İngilizce. Üzülmeyin, biraz internette bakınınca Türkçe çevirisini de buldum. Önceden belirteyim, testin uygulama şekli Türkçe versiyonda İngilizceye göre biraz farklı. Ama her ne olursa olsun, bence çok faydalı bir tecrübe olur Jung Kişilik Tipi Testini uygulamanız.

Ayrıca testin ana kaynağı HR Personality sitesini de incelemeyi unutmayın. Bu sitede ilki bedava olmak üzere toplam 6 ayrı testi alabiliyorsunuz. Bu hizmetleri isterseniz kurumsal olarak da kullanabiliyorsunuz.

 

5 ‘Neden’ Tekniği

Bir probleminiz var.

Örneğin çok önemli bir pozisyona istediğiniz nitelikte bir aday bulamıyorsunuz. O zaman size bu problemin en temeline, köklerine inerek çözümler üretebilmeniz için “5 Neden” problem çözme tekniğini kullanmanızı önerebilirim.

Nasıl mı oluyor?

Elinizdeki probleminize “neden” diye sormaya başlıyorsunuz.

Yukarıdaki örnekte çok tipik bir sorun bulunuyor: İstediğimiz nitelikte insan kaynağı bulamıyoruz. Şimdi yukarıdaki tabloda yer alan Neden 1 sütununu okuyun. İstediğimiz nitelikteki insan kaynağını bulamamamızın bu örnekte iki gerekçesi var. 1. İşveren markamız cazip değil ve 2. aday arama kanallarımızı genişletmememiz. Şimdi bulduğumuz bu gerekçelere 1.sine “neden” diye soralım. Cevaplarımızı da Neden 2 sütunundan takip edelim: Neden işveren markamız cazip değil? Cevap: üstüne yeterince çalışmadık. …

Kısacası her bulduğunuz neden sorusunun cevabı olan gerekçeye 5 defa neden diye soruyorsunuz. Bu yolla eleştirel ve dürüst bir şekilde problemin merkezine ulaşıyorsunuz. Ardından ulaştığınız problemin “kök nedenlerini” nasıl iyileştirebileceğinize dair daha bilinçli ve farkındalığı yüksek şekilde fikir fırtınasına girebiliyorsunuz.

Ben bu yöntemi çok seviyorum. Çünkü insanın kendisine, yöneticilerine ifade edemediği hassas noktaların tartışmaya açılmasını sağlıyor, tıkanmış iletişim kanallarını açıyor, problemlere çok daha verimli, akılcı çözüm yolları bulunmaya çalışılıyor.