Kaynağım İnsan’da Tatil Havası

Yaklaşık bir aydır Kaynağım İnsan’da yeni yazı görmediniz. Bu durum aslında sadece Kaynağım İnsan’ın yayına başladığı 5 yıllık süreç değil, 2005 yılında başlayan blog yazarlığım boyunca da yaşamadığım bir rölanti hali. Neden diye soracak olursanız, kendimi 7,5 büyük tansiyon ile hastanede serum takılı bulunca ‘hem fiziksel, hem de zihinsel’ tatile ihtiyacım olduğunu anladım, … bir de … doktor söyledi.

Yazı yazmaya ara vermek bana iyi geldi. Dinlendim, hatta biraz da tembelleştim. Eylül ayı itibariyle toparlayacağım inşallah. 🙂

Kaynağım İnsan’dan uzak geçirdiğim bir ay boyunca elbette ki hayat durmadı, pek çok mesaj almaya devam ettim. Gelen mesajların çoğunluğu “iş bulmakta yardım edin” şeklindeydi. Keşke elimde bir sihirli değnek olsa da insanları hiç görmeden, konuşmadan tanıyabilsem, onları istediğim şirkette keyfime göre işe yerleştirebilsem, onlar mutlu, ben daha da mutlu olsam, değil mi?

Değil.

Sanırım beni en çok bu mesajlar yoruyor. Lütfen, beni yormayın. 😉

İnsan kaynakları mesleğine girmek isteyen heveslilere ise tek mesajım var: Bol bol insan kaynakları ve iş kitabı, kaynağı okuyun. Okumak büyülü bir anahtardır, ardında ne var diye merak ettiğiniz bütün kapıları size teker teker açar.

1 Eylül’de görüşürüz 😀

 

 

2014 Ücret Artışları Anketi

Sevgili Emre Kavukçuoğlu, blogu İK Gündemi vasıtasıyla insan kaynakları uygulamaları üzerine yaptığı anketler ile son iki yıldır bizlere çok değerli veriler ulaştırıyor. Buradan tekrar kendisine katkısı için teşekkür ediyorum.

Eğer şimdi İK Gündemi’ne gidecek olursanız 2014 ücret artış oranlarına dair yeni bir anketin yayında olduğunu göreceksiniz. 2014 yılına iki ay kala şirketler zam oranları üzerine çalışmaya başladı, bazıları belirledi bile. Sizler de şirketiniz adına 2014 Ücret Artışları Anketi‘ne katılarak sonuçlara etkide bulunabilir, veri oluşumuna katkı sağlayabilirsiniz.  Ve elbette anketi sosyal medyada yayabilirsiniz.

Ankete ulaşmak için lütfen tıklayın. 

Bu Blog PERYÖN İK Blog Ödülleri’nde Yarışıyor !!

Kaynağım İnsan olarak PERYÖN İK Blog Ödülleri 2013‘e başvurum kabul edildi ve yarışmanın web sitesinde oylama süreci başladı.

Birbirinden değerli İK bloglarının yarıştığı PERYÖN Blog Ödülleri 2013’de oylarınıza talibim. Tek yapmanız gereken yarışma sitesindeki oylama sayfasına giderek 21 blog arasından Kaynağım İnsan’ı bulmanız ve solda yer alan kutuçuğu işaretlemeniz. 

Vereceğiniz destek için şimdiden çok teşekkür ederim.

😀

#ikblogödülleri2013 #peryonkongre

.

Not: Yazı başlığı yarışma kuralları gereği yerleştirilmiştir.

KAGİDER’de Enver Aysever’den Kadınları Dinledim

Geçen hafta HR Venue’nun yönetici ortaklarından sevgili Ümit Pembecioğlu ile KAGİDER’in Biz.’de Kahvaltı Toplantı’sına katıldım. KAGİDER, sabahın erken saatlerinde başlayan kahvaltı organizasyonunu her ay düzenliyor ve toplantının son bölümünü de ayın konuğuna ayırıyor. Eylül ayının konuğu televizyondan hepimizin çok iyi tanıdığı ve benim severek takip ettiğim Enver Aysever’di.

Kendimi Enver Aysever’in yerine koyduğumda, bir salon dolusu girişimci kadının karşısına oturmak ve onlara ‘kadınlardan’ bahsetmek kolay olmasa gerek diye düşünüyorum. Peki, Enver Aysever’in performansı nasıldı? Bence etkileyici. Bir insanın tabanda ‘edebiyatçı’ kimliğine sahip olması sadece yazdıklarına değil, konuşmalarına da çok besleyici şekilde yansıyor. “Bir başka yaşam da varolabilir” diyerek bir salon dolusu kadını konuşması boyunca kendisine odaklamayı başardı Aysever.

Aysever’in konuşmasına başlangıcında savunduğu “tembellik hakkı” aslında esnek çalışma modelinden başka birşey değildi. Bir insan, gün içinde yapması gereken işleri bitirdikten sonra arkadaşları ile boğazda buluşabilmeli, edebiyattan, müzikten, sanattan konuşabilmeliydi. Katı kapitalimizin bütünüyle insanı tüketmek üzerine kurulu sisteminden başka bir hayat mümkündü onun için.

Eğitim ve sağlık konusunda Enver Aysever’in nicelik değil, nitelik vurgusu çok yerindeydi. Öğretmenin itibarsızlaştırıldığı, hekimin alçaltıldığı bir sisteme karşı olduğunu söyledi. Bütün çocukların parasız, eşit derecede kaliteli eğitim almak, temiz tuvaletlere girmek hakkı olmalı, doktorların başarısı günde baktıkları hasta sayısına göre değil, hastalık teşhis ve tedavi edebiliyor olmaları üzerinden tartışılmalıydı. Sosyal güvenlik sisteminin çöktüğü, insanın kazandığını harcamak durumunda kalarak giderek insandan mahlüka dönüştüğü bir ortamda şirketlerin duyurdukları misyon ve vizyon cümlelerini çok saçmaydı. Ülkemizin sergilediği mevcut manzarada kadının görüntüsünün de pek parlak olmadığını söylemek yanlış olmazdı.

Aysever, konuşmasına kadın hakkında ‘ahkam kesmekten’ kaçındığını belirterek devam etti. Ancak bu tatlı açılışından sonra kadınlara çok ciddi bir eleştiri getirdi. Aysever, kadınların kişisel gelişimleri için yaşam koçlarına gitmelerinin anlamsızlığını anlattı ve çözümünü de sarsıcı, hatta yürek burkucu şekilde masaya koydu. Bizler, Aysever’in “hiç tanımadım ama tanısaydım aşık olurdum” diyerek hayatında konumlandırdığı Sevgi Sosyal‘ın ‘Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’ kitabını okuyarak dünyayı ve yaşamı çok daha iyi anlayabilirdik. Biz kadınlar, Türkiye tarihi içindeki aydın, devrimci kadınlar Behice Boran, Ayşe Emel Mesci, Büşra Ersanlı, Zeynep Kuray, Nilgün Marmara, Tomris Uyar, Leyla Erbil’i, Osmanlı’daki ilk kadın hareketini başlatan ve erkekler tarafından tımarhaneye atılan Nezihe Muhittin’i bilerek, okuyarak kendimizi geliştirebilirdik. Bu yolla, korkularımızla yüzleşip, mücadele edip bir başka yaşamın varlığını farkedebilirdik.

Enver Aysever’e göre dünya bilgi çağı’nda değil, sezgi çağını yaşamaktadır. Bilgi sıradandır, iktidarlaşmıştır, bilgiyi elinde bulunduran saldırganlaşmıştır. Oysa sezgi, insanı anlama çabasıdır. Artık ürettiğimiz ürünleri alan insanların, neden ürünümüzü tercih ettiğini bilebildiğimiz zaman yaratıcı, yenilikçi olabildiğimiz bir çağdayız. Ve insanları anlayabilmek için Behice Boran’ı, Cumartesi Anneleri’nin çocuklarının kemiklerini arayışlarını, Rachel Dink’ın eşi arkasından haykırışlarını duyumsayabilmemiz gerekir.

Aysever’in konuşmasındaki en dikkat çekici bölümlerden biri annesine olan hayranlığı betimlediği bölümdü. Annesine olan saygısı, ona karşı hissettiği sığınma duygusunu anlatımı, gücüne ve kendisine yerleştirdiği etik değerlere bağlılığı ve annesini “kıblem” olarak sıfatlandırması salondaki anneleri eminim benim kadar duygulandırdı.

Kadınları eve tıkmaya çalışanlara karşı olduğunu çok net belirtti Aysever:

“Kadın sokakta olmalıdır. Kadınlara övgüler “cennet annelerin ayakları altında” söylemleri ile gelişirilir. Neden kadına gün yüzü sadece cennette görünür? Bu dünya neden cehennem olmak zorundadır?  Kadın bir çiçek, bir ot değildir, kadın bir bireydir. Erkeklerin bir insanla karşı karşıya olduğunu ciddi şekilde anlama sorunu buluyor. Kadın bedeni üzerinden küfür ediliyor, kadın bedeni üzerinden siyaset yapılıyor. Kadın kutsal değildir, kadın bir insandır. Erkek ve kadın insandır. Kadın üretiyor, kadın sevişiyor, kadın üzülüyor, kadının güzellik sorunu var, kadının ahlaki zaafları var, kadın erkekten hiçbir konuda farklı değil. İşte eşitlik dediğimiz mesele bu. Döğüşmeye gelince, pek zor durumda erkeklerin kuyruklarını sıkıştırıp kaçtıklarını, kadınların hep en ön saflarda olduğunu gördük, örneğin Gezi olayları.”

Enver Aysever’in siyasetteki kadın konusundaki yaklaşımında da mevcut manzarayı eleştirdi, kadın siyasetçinin niteliğinin önemini ön plana çıkarttı. Siyasetteki kadına iki açıdan yaklaştı. Birincisi temsil hakkıydı. Kadın kotasını reddetti. Kadın kolları gibi bir yapıya karşı olduğunu belirtti. Nüfusun %50’sinden fazlasını temsil eden kadınların, meclisinde %50’sini oluşturmasının doğal bir durum olduğunu, hiçbir siyasi partinin %50 milletvekili adayını kadın göstermesinin önünde bir engel olmadığını ve kadın kotası gibi bir uygulamanın yanılgısına düşülmemesi gerektiğinin özellikle altını çizdi. Diğer açı ise, siyasette kullanılan “erkek dili” idi. Erkek dili sadece erkekler tarafından değil, hali hazırdaki kadın siyasetçiler tarafından da kolay geldiği için kullanılmaktaydı. Erkek dili, baskıcı, otoriter, buyurgan, saldırgan, ötekileştiren, yalnızlatırandı. Kadın dili ise çoğulcu, demokratik, dinleyen, anlamaya çalışan, farklılıklardan hoşlanan, birlikte yaşama isteğini vurgulayan. Nasıl bir kadın erkek dili kullanabiliyorsa, erkek de kadın dili kullanabilmeliydi. Kadın siyasetçiden, kadın dili kullanması ve toplumsal bir hayali ve öngürüsü olması beklenmeliydi.

Aysever, toplumdaki ‘analar ağlamasın’ söylemine de karşı çıktı. Bütünüyle erkeklerin geliştirdiği bu söylemde kadının ‘ağlamaması yeten’ gibi konumlandırılması doğru değildir. Kadının yüzü, sadece çocuğunu kaybetmediğinde değil, istihdamı sağlandığında, örgütlenebildiğinde, yerel yönetimlerden başlayarak hayatın her alanında etkin olabildiği zaman ancak gülebilir.

Aysever, kadının barışı çağrıştırdığını ancak pek çok kadının bunun tersi tutumlar sergilediği için “Siyasette hangi kadın?” sorusuna “hepsi” deme enayiliğini göstermeyeceğini de dürüstçe ifade etti.

Benim genel hatları ile Kaynağım İnsan’a taşıyabildiğim konuşmasını Enver Aysever, “İyi sorularım var, cevaplarını bilmiyorum” diyerek ve bir salon dolusu kadını kendisine hayran bırakarak bitirdi.

Konuşması sonrası Enver Aysever’in üç kitabını aldım; Nisan’a Mektuplar, Yaralısın Türkiye, Ayrıntıdaki Şeytan, ve imzalatmayı da ihmal etmedim.

Türkiye’de kadın konusunda düşünen, üreten, eşitlikçi, aydın erkeklerin sayısının artması dileğimle, teşekkürler Enver Aysever, teşekkürler KAGİDER 🙂

 

Hasibe Kızıltaş Dünyanın En Başarılı 10 Gencinden Biri Olmalı !!

Hasibe Kızıltaş Türkiye’nin engelli işgücü kaynağı Engelsizkariyer.com geçen yıl TOYP ödülünde Türkiye birinciliğini kazandı. Bu yıl da dünya ödülleri sıralamasında 150 proje arasından ilk 20’ye kalma başarısı sağladı.

Ülkemizi dünyada başarıyla temsil eden Engelsiz Kariyer ilk 10’a kalarak dünya birincisi olması için “Facebook Beğen (Like)” halk oylamasına ihtiyacı var.

Oy vermek için:

1. JCI TOYP sitesine gidin.

2. Açılan ekranda 20 adayın ismini göreceksiniz. Adaylar arasında HASİBE KIZILTAŞ’ ı bulun ve isminin altındaki “Read more” ibaresine tıklayın.

3. Açılan sayfada Hasibe Kızıltaş ve Engelsiz Kariyer hakkında bilgi okuyabilirsiniz. Oy vermek için sayfanın sağ alt köşesindeki Facebook “Like”a tıklayın.

.

Haydi Hasibe, oylarımız seninle 😀

 

İşi Kolaylaştıranlardan Mısınız?

İşi Kolaylaştıranlar

Bürotime, 1997 yılında kurulmuş bir ofis mobilyaları üreticisi. Turquality belgesine sahip, dünyanın pek çok ülkesine satış yapan yerli ve başarılı bir kuruluş. Evet, bu kadar reklam kokan, özünde ise takdirlerimi ifade etmeye çalıştığım kelimeden sonra sadede geleyim.

Bürotime, kurumsal sloganı olan “İşi Kolaylaştırır”ı genişleterek bütün iş alemine yayan ve Facebook üzerinden ilerleyecek bir yarışma projesi geliştirmiş: İşi Kolaylaştıranlar.

Bürotime şirketlere soruyor: “İş yerinde işi kolaylaştıran bir çalışanınız var mı? Varsa neyi, nasıl kolaylaştırdığını 300 kelime ile yazıp bize gönderin, yarışmaya katılın.”

Yarışmaya başvuru süreci sonunda, gelen aday ‘İşi Kolaylaştıranlar’ arasından Facebook oylaması sonucu en çok oy alanlar ödül almaya hak kazanacaklar. Ödüllerin neler olduğuna dair ufak ipucunu yazımın görselinden alabilirsiniz.

Yarışmayı düzenleyen Bürotime’a bu örnek ve ilham veren, pozitif enerji yüklü organizasyon için teşekkür etmek gerek. Aslında her şirket kendi içinde iş verimliliği ve çalışan etkinliğinin artışını, katılımcılığı teşvik eden böyle yarışmalar düzenleyebilir. Bu vesile ile hem pek çok insanı farklı ödüller vererek mutlu edebilir, hem onları daha etkin çalışmaya teşvik edebilir, günün sonunda da cirosunu arttırabilir.

“YARIŞMA bahane, iş süreçlerine etkin katılımcılık ana GAYE”

😉

 

Kaynağım İnsan Facebook Sayfası

Kaynağım İnsan’ın bir Facebook grubundan önce, Facebook Fan sayfası olduğunu çok az kişi bilir. Her nedense, üç yıl önce Fan sayfasını işletmekten ziyade sonradan açtığım gruba yüklenmiştim. Bu bir hataydı çünkü Facebook, Fan sayfası uygulamasına sunduğu ölçümleme, takip imkanlarını gruba vermiyor. Dahası Facebook Fan sayfanızın “Like Box-Beğen Kutusu”ını blogunuzun ana sayfasına yerleştirebiliyorsunuz ama Facabook grubunuzu yerleştiremiyorsunuz.

Geçen üç yıl içinde Kaynağım İnsan Facebook grubunun 2300 üyesi oldu. Her gün pek çok içerik giriliyor, yazışmalar yapılıyor. Beni çok mutlu eden bir durum bu elbette. Ancak bugün çok önceden yapmam gerekeni yaptım ve Kaynağım İnsan Facebook grubunu işleme kapattım.

Artık Facebook’da sadece Kaynağım İnsan Fan sayfası üzerinden blogumun içeriklerini takip edebileceksiniz.

Bu nedenle, yazıyı okuyan ve Facebook hesabı olan bütün takipçilerime buraya tıklayarak Kaynağım İnsan Fan sayfasına gitmelerini ve sayfayı “beğen”erek İK yolunda birlikte ilerlemeye devam etmemizi öneririm.

Teşekkür ederim.  🙂

Apple İçin Çalışmak İster Misiniz?

Bugün Perakendekariyer.com‘dan Apple’ın Türkiye’de de mağazalar açmaya başlayacağının haberini aldım.

Bir an Londra Covent Garden’daki Apple Store aklıma geldi. Resmen hayatımı kurtarmıştı. Internet bağlantısı bulamamıştım ve iki katlı Apple Store’a girip, içeride halkın kullanımına açık onlarca Mac’den birinin başına geçip uçuşumun Heathrow’da hangi terminalden olacağını bulmuştum.

Türkiye’deki mağazaların Convent Garden’daki gibi büyük olup olmayacağını bilemiyorum ama artık bir Apple mağazasında çalışmak imkanına sahip olabileceksiniz.

Apple ürünlerine meraklı iseniz, Genius, Yaratıcı gibi ilginç ünvanlarla, tam zamanlı çalışmak size cazip gelirse Apple’ın ilanlarını görmek ve başvurmak için buraya tıklayabilirsiniz. 🙂

Ölürsem Beni Görün Lütfen !

New York Times’ın haberini okuyunca insan donup kalıyor:

New York’da otuz yıldır çalıştığı yayın kuruluşunda 51 yaşındaki George Turklebaum masasında kalp krizi geçirerek ölüyor ve onunla açık ofisi paylaşmakta olan 23 iş arkadaşı öldüğünü farketmiyor !!

George, Pazartesi günü kalp krizi geçiryor ve ölüyor. Aynı haftanın Cumartesi günü ofis temizlikçisi sabah “neden Cumartesi günü çalışıyorsun?” sorusuna yanıt alamayınca ölüm olayı ortaya çıkıyor.

George’un patronu “George her zaman işe ilk gelen, akşam ofisi son terk eden kişiydi. Bu nedenle kimse onun varlığında sıradışı bir durum farketmemiş. O hep işine gömülmüş şekilde çalışırdı

Ölümün gerisindeki bir diğer kara mizah kıvamındaki olay George’un kalp krizi geçirdiği esnada tıbbi bir metni tashih ediyor olması.

Yukarıdaki haberde sarı ile kutu içine alınan bölüm haberden çıkartılması gereken ders:

ÇOK ÇALIŞMAYIN. NASIL OLSA KİMSE FARKETMİYOR !

Sizce ?!

ÖNEMLİ NOT: Haberin doğruluğu üzerine Muhammed Taki Hamneli’nin katkısı için tıklayın.