Mehmet Ballı

Ben bir ‘GÜNEŞ İNSAN’ım Diyebilmek …

Zamanını doğru planlayanlar hayattan hep kazançlı çıkarlarmış. Bende planlı, programlı çalıştığım için kendimi başarılı buluyorum. Hayatıma sürekli “artılar” katarak yol alırken, sevinç ve mutluluğumu da çevremle paylaşabiliyorum.

Bakın şu geride bıraktığım 40 yıllık ömrüme neler sığdırmışım;

Araştırmacı, Yazar, Editör, Memur, Zanaatkâr, Sporcu, Müzisyen

Vaybeeee!  diyen güzel insanlar, makaleyi sonuna kadar sabırla okuyabilirlerse ne kadar güzel bir öykü olduğunun hazzını yaşayacaklardır.

Her katıldığım farklı ortamlarda ‘bu kadar enerjiyi nereden buluyorsunuz’ sorusuyla karşı karşıya kalıyorum. Bu soruya yanıt olarak kısaca; ben bir “GÜNEŞ İNSAN”ım diyorum …

Güneşin hidrojeni helyuma dönüştürerek kendi enerjisini kendisinin ürettiği gibi, kendi motivasyonlarını kendilerinden alan güneş insanların bu içsel motivasyon kaynakları güneş (ve enerjisi) gibi ölümsüzdür.

Sürekli bilgi üreten Güneş İnsanlar etrafındaki insanların ufkuna doğarak aydınlatırlar.

Ben bir kamu personeliyim. Fakat öyle bildiğiniz klasik türden bürokrasi kalıbında değil, kendini aşan bir kamu görevlisiyim.
Çalıştığım Kurumun İnsan Kaynakları Departmanında görev yaptığım için önce örnek olmayı yeğlerim.
Mesaime bir saat erken gelir bir saat geç çıkarım. İşimi tam zamanında yaparım. İnsanlara yardımcı olurum, gülümserim.
Ofisimdeki oturduğum koltuğun arkasındaki panoda: “ Bu büroda işler tam zamanında bitirilir”, “Bizde çözümsüzlük yoktur”, “Önce hak edeceksin”, “Planlı ve birlikte çalışma, Doğru organizasyon, Doğru hedefe kilitlenme ve hızla ilerleme ”, … gibi Kamuda performans artırıcı farklı bir çalışma düzenimiz vardır.

İşimi, işyerimi seviyorum ve şükrediyorum. Öyle ki, birçok insan bulunduğu makamdan bir an önce yükselmek isterken, ben:
“Allah bana bulunduğum makamdan daha üst makamı nasip etmesin!” diyebilecek ciddiyetteyim. Çünkü üst makam mesuliyetinin ve vebalinin farkındayım.

Bilemiyorum Kamuda benim gibi ince düşünen ikinci bir insana rastlayabilir misiniz?

Aslında hayatın yükü çok erken yaşlarda basmıştı küçücük omuzlarıma, daha orta öğretimimi bitirir bitirmez bir cesaretle, Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinde, bir tatil köyü projesi inşaatı ince işçiliğinin taşeronluğunu alarak başladım iş hayatına.

İşimde profesyonel olabilmek için de, Kütahya Seramik Fabrikası’ndan “Ustalık Belgesi” alarak profesyonel fayans ve kalebodur ustası oldum. Kolumda bir altın bileziğim vardı artık.

Gencecik yaşta tam 92 villanın iş teslimatını başarı ile yaparak güzel para kazanmıştım. Oradan kazandığım para ile evlendim, evimi kurdum.

Gel gör ki inşaat işinden soğumaya başladım. Ağır, yorucu ve yıpratıcı olan inşaat işçiliğinin zayıf ve hassas vücuduma uzun vadede olumsuz etki yapacağını bu yüzden bana göre olmadığını düşünerek  bıraktım.

Evli ve sorumluluk sahibi bir birey olarak zaman kaybetmeden doğruca Fatih’te bir Bilgisayarlı Muhasebe kursunun kapısını çaldım.

Kurs bitiminde, özel sektörde Ön Muhasebeci olarak göreve başladım. 4 senede 3 ayrı firmanın Muhasebe departmanında görev yaptım, fakat bu işe de ısınamadım. Hesap kitap işini sevemedim çünkü itiraf etmem gerekirse analitiğim zayıftı.

Bir yandan da Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini okuyordum. İş, okul, ev üçgeninde zorlanırken bir sabah polis kapımı çaldı. Apar topar askere çağırılıyordum.

Zamanın Milli Savunma Bakanının gazabına uğramıştık, bir gecede çıkartılan bir kanunla asker kaçağı durumuna düşmüştük, suçumuzsa iki sene üst üste aynı sınıfta kalmak, ne ilginç değil mi? Ya bir de şimdiki kaçaklarla kıyaslayın! …

6 aylık çocuğumu eşimle tek başına kaderleriyle baş başa bırakarak askere götürüldüm. Neyse ki bir süre sonra kardeşim köyden gelerek ailemi alıp götürmüştü.

Askerden döndüğümde ise 2 yaşında olan oğluma herkes “oğlum baban geldi koş sarıl!” diye koşturduğunda oğlum Fatih, “nereden çıktı şimdi, bir anda bir adam çıkıyor senin babanım diyor?” der gibi bana manalı manalı bakıyordu. Ben bağrıma bassam da o iki senelik hasretlik, görememe, bilememe çocuğumda soğukluk yaratmış ve uzun zamanda üzerimizden atlatamadığımız bir baba-oğul soğukluğuna gebeydi.

Vatani görevimi Sarıkamış’ta 90 bin Mehmetçiğin donarak şehit olduğu yerde yaptım. Şimdiki Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel Paşa Alay komutanımızdı, bende onun yazıcılarından biriydim. Geceleri eksi otuzdokuzbuçuk derece soğukta, şehitlikte nöbet tutma şerefi bize de nasip oldu.

Askerlik dönüşü soğuduğum özel sektöre tekrar dönmek istemedim. Hatta son çalıştığım patronumun ısrarı üzerine yanına gittiğimde, ben muhasebeciliği kabul etmeyince çek defterini önüme fırlatarak, “ al kendi maaşını kendin yaz!” dediğinde, çalışmama gerekçemi doğru anlatamadığımın üzüntüsüyle o an birkaç saç telimin beyazladığını hissettim. Kibarca teşekkür ederek sevmediğim Muhasebeci iş teklifini reddettim.

Evli ve bir çocuğumla 4 ay işsiz kaldım. Profesyonel anlamada bir çok iş teklifi almama rağmen sevmediğim hiçbir işe girmedim. Nihayet form doldurup başvuru yaptığım İstanbul Belediyesinin “Gezici Kütüphane” Projesine çağırıldım.

Taksim Atatürk Kitaplığında işçi kadrosunda (Uzman Yrd) göreve başladım. Kitapların arasında çalışmayı çok sevmiştim, mutluydum.

Bir gün İETT’ye bir arkadaşımı ziyarete geldim. Kapıdaki “Memur alımı ilanı”nı görünce öylesine başvurmuştum. İyi ki de başvurmuşum, o gün bu gündür bu güzide kurumda şevkle çalışıyorum.

Makalemin başında dedim ya ben kendini aşabilen bir insanım diye. Mesai saatlerinden geriye kalan zamanımda tam planlıdır.

Evimden ofisime iki saatlik mesafeyi otobüste gelirken kitap okuyarak, giderken de yazdığım günlük makalelerimin çıktısını alarak tashih yaparak değerlendiririm.

Sabahları 07:00 gibi erken geldiğim ofisimde ilk önce düzelttiğim günlük makalemi yayına veririm. Mesai saatimiz başlar başlamaz derhal normal işime konsantre olurum.

Akşam eve geldiğimde, eşimle, çocuklarımla ilgilenir, televizyondan haberleri takip ederim.

Benim hafta sonlarım da planlıdır. Mutlaka ya kursum vardır ya da bir aktiviteye giderim.

Her sene İSMEK’ kurslarından birine katılırım.

İlk sene Bilgisayar Web Tasarım Kursuna giderek profesyonel Web tasarımcı oldum. Bugün yapıp yayınladığım ve güncellediğim 20’nin üzerinde web sitesinin Editörlüğünü yapıyorum.

İki sene Musiki kursuna giderek Ney üflemesini öğrendim. Çok şükür şimdi sihirli notalara dokunarak müzik icra edebiliyorum. Bilenler bilir, Ney dinletisi insanı dinlendirirken hem de huzur verir, bende keyif alıyorum. Lise yıllarından içimde bir uhde olarak kalan meramı böylece gidermiş oldum.

Malum İstanbul’un stresli yaşam tarzından bir nebze olsun kurtulmak için arayışlara girdim. İşyerinden tanıştığım bir dostumun yardımıyla Yalova’dan borç harçla küçük bir ev alarak mütevazi bir hayat kurdum kendime.
Her yaz okullar kapandığında ailemi Yalova’ya götürüyor, okullar açıldığında da İstanbul’a getirtiyorum. Bende hafta sonları Cuma akşamından gidip Pazartesi sabahı dönüyorum. Bu yaşam tarzı tam 12 yıldır devam ediyor, emekli olana kadar da devam edecek inşaalah.

Yazı üreten insanlar çevresiyle ilgilenirler. Bende araştırmacı merakımdan Yalova’daki kaldığımız köyün farklılıklarını keşfetmeye başladım.

Şirin mi şirin, adeta cennetten bir parça olan Şenköy halkı ile kısa zamanda kaynaştım, sevdim ve sevildim.
Köyün tarihini araştırarak çok önemli bilgilere ulaştım. Zira 90 yaşın üzerinde tarihe tanıklık eden yaşlı çınarlar vardı. Onları tam iki sene boyunca konuşturdum. Sözlü tarih çalışması yaptım. Bir sene boyunca da anlatılanları nefes bile almadan yazdım. Öyle, yazdığım öykünün girdabına kendimi bir kaptırmışım ki, yatak odasından eşimin bağırtısıyla irkildim, “canım benim yeter artık, sen benle mi evlendin bilgisayarla mı aa …?” demesiyle ağırlaşan başımı kaldırıp baktığımda saat 03:30 dı.

Zahmetli yazma işini bitirince Büyük Kütüphanelerin arşivlerini tarayarak yazdığım öykünün belgelerine ulaştım.

Nihayet güzel bir Tarihi Roman çıkmıştı ortaya. Önemli bir yayın grubundan çıkarak, konusundan kokusuna, akıcı anlatım tarzından kaliteli basımına kadar beğeni kazanan “Engere Tarihi Romanı” tüm büyük Kitap Marketlere girerek okuyucusuyla buluştu.

Okuyucusundan tam not alan “ENGERE” benim 5. Kitabımdı, bundan öncede “İETT FIKRALARI” adlı  kişisel yayınlardan çıkardığım, İETT de çalışmam avantajıyla, şoför ve yolculardan derlediğim mizah kitabımdı.

Daha önceki çıkardığım üç kitapsa ilk deneyimlerimdi, amatörceydi.

Sonuç olarak,

Kamudaki görevimi hiç aksatmadan tüm bunları başarıyor olmam, Kurum Genel Müdürümüz tarafından takdirle karşılanarak, http://www.iett.gov.tr/haber_detay.php?nid=887   ye haber olarak yansımıştır.

Daha birçok bilgi ve öyküyü paylaştığım  www.mehmetballi.com  kişisel web sitesinden takip edebilirsiniz.

Bütün bunlar kendimi övgü değildir, bir ‘GÜNEŞ İNSAN’ olmanın alt yapısı ve başarıyı etkileyen olumlu motivasyonlarımdır. Daha anlatmadığım o kadar artılarım vardır ki, Güzel İnsan olmak adına …

 

Bir güneş insanlar vardır,

Bir güneş gibi insanlar,

Bir de güneşten yararlanan insanlar  …

 

Güneş insanlar üretmek için zemin oluşturur,

Güneş gibi insanlar bu ufuk çizgisinde görev alır,

Güneşten yararlanan insanlarsa, sadece ve sadece tüketir ve ölürler.

Güneş insanlar ise ölmezler. Ölümlü olmayı istemek veya ölümsüz olmayı istemek, işte bütün mesele bu.

 

Mehmet Ballı
www.mehmetballi.com

 

 

“Mehmet Ballı” üzerine 2 yorum

  1. Teşekkürler :)…
    “İK” da “Performans”ın önemli olduğunu, sizin bu yönde önemli bir boşluğu doldurduğunuzu ve sizinle çalışanların daha başarılı sonuçlar alacağını düşünüyorum.
    Farklılıkları farkederek insana yatırım yapmanızdan dolayı da kutluyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir