Dr. Ebru Baranseli

Dünyanın en iyi mesleği

Sevgili İpek Aral Kişioğlu mesleğimle ilgili yazmamı teklif ettiğinde hemen kabul ettim. Yaptığım işle ilgili yazmayı da konuşmayı da çok seviyorum çünkü. Mesleklerin tıpkı ellerimiz, gözlerimiz gibi birer organ olduklarını düşünüyorum. Bu organ; bireylerin kişisel tercihlerini, karakter özelliklerini, davranış biçimlerini, yaşam alışkanlıklarını ve hayata karşı duruşlarını yansıtma, kendilerini ifade etme aracıdır. Elbette herkes için doğru aracı/organı bulmak her zaman çok kolay olmayacaktır. Kimi zaman bilinçli/şanslı tercihler, kimi zamansa tesadüfler bu konuda belirleyicidir.

Benim kariyerimi ise farkına varıp değerlendirebildiğim dönüm noktaları belirledi diyebilirim. Yaz aylarında İstanbul’da sürekli gittiğim bir sanatevine ziyarete gelen grafik tasarım hocasının, yaptığım işleri görüp “neden grafik tasarım okumadığımı” sorması dönüm noktalarından biriydi. Grafik tasarımla ilgileniyordum elbette, tarihini okuyordum, hobi olarak yaptığım işlerde grafik anlatım dili ile kendimi ifade etmek fikrinden hoşlanıyordum ancak “meslek” olarak edinmeyi düşünmemiştim. Orta öğretimde matematik bölümünden mezun olduğumdan üniversite tercihlerimde de ilgili bir bölümü tercih edip, üniversite öğrenimine başlamıştım bile. Ancak bu sorudan sonra gözlerimi kapatıp 4 yıl sonrasını hayal ettiğimde kendimi hiç de “orada” göremediğimi farkettim. Ve grafik tasarım okumaya karar verdim. Bir yıllık zorlu bir çalışmanın -bir yandan okuduğum bölümün hayli yoğun ders programını aksatmamaya çalışırken bir yandan da grafik tasarım yetenek sınavlarına hazırlanıyordum- sonunda istediğim bölümde okumaya başladım. Okul sırasında mecburi staj için gittiğim reklam ajansı staj sonunda yarı- zamanlı iş teklif ettiğinde düşünmeden kabul ettim. Yarı-zamanlı çalışma hayatım farklı reklam ajanslarında mezuniyetime kadar sürdü. Yaptığım işi çok sevdiğim için okulla birlikte yürüyen yoğun tempolu iş hayatını zor -gerçekten zor- olduğu kadar zevkli de buluyordum. Bu tecrübe öğrenim hayatımın çok önemli bir parçasını oluşturdu. Öğrenmek istediğim her şeyi sorabileceğim, sorularımı bıkıp usanmadan yanıtlayan çok sevdiğim bir arkadaşımı bu sayede tanıdım. Onun motivasyonu ve desteğiyle mezuniyet projemde o zamana kadar Türkiye’de örneği henüz çok olmayan bir proje yapmaya cesaret edebildim. Mezun olduktan sonra yine reklam ajanslarında tam zamanlı grafik tasarımcı ve sanat yönetmeni olarak çalışmaya devam ettim. Eş zamanlı olarak yayınevleri için kitap kapakları tasarlıyor, yanı sıra serbest (freelance) olarak etkileşimli projeler tasarlamayı özellikle tercih ediyordum. Yeni medyayı ve grafik tasarıma olan etkilerini heyecanla izliyordum.

Kariyerimin ikinci dönüm noktası bu dönemdeki bir iş seyahati sırasında gerçekleşti. Projenin fotoğraf çekimleri için Eskişehir’e gitmiştim. İlk kez gittiğim bu şehirde Anadolu Üniversitesi’nin Yunus Emre Kampusünde bir gece yürüyüşü yaparken tesadüfen farkettiğim Yüksek Lisans ilanına başvurmaya karar verdim. Bu sayede sürekli kendimi geliştirme, okuma, yazma ve öğrendiklerimi paylaşma olanağı bulacaktım. Bu karar akademik kariyerimin başlangıcı oldu. Derslere girmek, öğrencilerle birlikte olmaksa kendimi geliştirmek için başka bir fırsattı ki ben bunu “taze beyinlerle” beslenmek olarak adlandırıyorum. Benim kadar bu işi seven, öğrenmek isteyen her öğrenciden yepyeni şeyler öğreniyorum.  Dersler sırasında anlattığım, paylaştığım bir bilginin öğrencilerin -hepsinin olmasa bile- gözlerinde yarattığı ışığı görmek paha biçilmez. Diğer yandan onların geliştirdiği her yeni fikir beni beslemekte, derslerimin içeriğini organik olarak değiştirmekte, yepyeni projeler üretmeme neden olmakta. Ekonomik olarak çok da zekice bir karar olmadığını bildiğim halde bu dönüm noktasından hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Bunda elbette üniversitenin kurumsal olarak teknolojik gelişmelere olan yakın duruşunun etkisi büyük. Grafik tasarım gibi iletişim teknolojileriyle beslenen bir alanda ancak bu tavır sayesinde gelişmeye devam edebilirsiniz.

Bilgisayar ve internet teknolojilerinin, bilgi ağlarının günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi günlük hayatın ta kendisiyle ilgili olan grafik tasarım disiplinini de her geçen saniye değişmekte ve dönüşmektedir, o kadar ki bilgisayar destekli grafik tasarımın ve sayısal iletişimin öncülerinden April Greiman bu etkinin sonucu olarak grafik tasarımın artık yeni bir adla anılması gerektiğini düşünmektedir. Geçmişte iki boyutlu, durağan görseller tasarlamakla sorumlu grafik tasarımcılar artık melez bir medya için tasarım yapmaktalar. Grafik tasarım zaman-hareket ve ses gibi enstrumanların da katılmasıyla dört boyutlu ve akışkan özellik kazanmıştır. Chris Pullman’ın tanımlamasıyla; grafik tasarımcı, kompozisyonla değil, kareografi ile uğraşır. Amaç; güzel bir kare yakalamanın ötesinde; zaman, hareket ve sesin işin içine girmesiyle, tipografinin, sözlerin, sesin ve görsellerin birbirleriyle aralarındaki ilişkinin nasıl değiştiğini iyi anlamaktır. Bu değişim ve dönüşümü anlayıp yapılan işe yansıtmanın tek yolu ise sürekli güncellenebilmektir. Ki benim için işin eğlenceli kısmını bu başlık oluşturuyor.

Akademik kariyerin getirilerinden biri çalıştığım, araştırdığım alanda ulusal ve/veya uluslararası platformda projeler geliştirme ve farklı partnerlerle uygulama imkanı sunmasıdır. Bu araştırmaların, projelerin sonuçlarını öğrencilerle paylaşarak pratiğe geçirmek ise bir diğer heyecan verici uzantısı. Bir yandan öğrenirken diğer yandan uygulamak ve sonuçlarını gözlemek bence kendini geliştirmenin ve güncellemenin en iyi yolu. Bu nedenle her dönem verdiğim derslerin – Grafik Bölümünde Grafik Desen, Web Tasarımı ve İnteraktif Grafik Tasarım, İletişim Bilimleri Fakültesi, Sinema- Televizyon Bölümünde Video-Grafi dersi- içeriklerini güncelliyorum. Her dersin temelini kavramsal tasarım ve fikir eskizleri oluşturuyor. Öğrencilerin farklı medyaya proje üretmelerine olanak verecek, internet teknolojilerini, bilgi ağları ve yapılarını tanımalarını ve aktif olarak kullanmalarını sağlayacak projelere önem veriyorum.

Sayısal tasarımın en heyecan verici göstergelerinden biri olan yeni melez meslekler, yeni uzmanlık alanları, beceri ve disiplinlerarası iş birliği yaratmaktadır. Günümüzde grafik tasarımcılar, bilgisayar teknolojilerinin ve sayısal sistemlerin sağladığı olanaklarla geçmişte olduğu gibi, tek başılarına çalışmayı tercih edebilirler. Diğer yandan başka tasarım alanlarından tasarımcılar, yazılımcılar, elekronik medya pazarlama uzmanları, mimarlar, mühendisler, müzisyenler ve hatta doktorlarla uyum içinde çalışacağı projelerde de yer alabilirler. Yeni çağın oyuncakları enerjisinin ve entellektüel doyumunun kaynağı başkalarına ait problemleri çözmek olan grafik tasarımcılara daha iyi fikir bulmak, daha stratejik düşünmek için zaman kazandırmıştır. Kendi adıma bu zamanı mümkün olduğunca birbirinden bağımsız alanlarda projeler üreterek değerlendirmeye ve yansımalarını öğrencilerimle paylaşabileceğim ders içeriklerine dönüştürmeye çalışarak değerlendiriyorum. Aktif bir internet kullanıcısı olduğumdan kendimi bir netdaş olarak niteliyorum. Bir netdaş olarak da internet kullanıcılarının haklarını, internetin hayatımıza getirdiği özgürlük ve demokrasi anlayışını savunmak gerektiğini düşünüyorum. İnternet sansürüne karşıyım bu da beni Sansüre Sansür aktivistlerinden biri yapıyor. Yaşadığım zamandan ve yaptığım işten çok memnunum. Mesleğimin benim için doğru bir “organ” olduğuna inanıyorum. Bu nedenle de dünyanın en iyi mesleğine sahip olduğumu düşünüyorum. Herkesin doğru organlara sahip olması dileklerimle yazımı çok sevdiğim bir alıntıyla sonlandırıyorum.

“Grafik Tasarım ölmüştür. Süper-hızlı çipli bilgisayarlar, gigabaytlarla aşırı yükleme ve fire-wire denen şeyler tarafından öldürülmüştür. Endişelenmeyin. Bugün artık önemli olan sonuçlandırmak, karakterleri düzenlemek ya da kadraj almak değil. Fikir, malikanenin lordu, kabilenin şefidir. Bir “grafik tasarımcı” bir film yapmak isteyebilir, bir mektup göndermek, hatta el çantası formunda bir lazer heykel  apmak isteyebilir. Peki, öyle olsun! Gerçek eğlence şimdi başlıyor…” Kessels Kramer Amsterdam.

Dr. Ebru Baranseli

Anadolu Üniversitesi

Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü; Öğr. Gör.

Anadolu Üniversitesi Televizyonu; Sanat Yönetmeni

Anadolu Üniversitesi Grafik Tasarım Ofisi; Yaratıcı Yönetmen

Diğer yazılar

  • 12 February 2010 at 13:07 Ebru Baranseli
    bir kez daha okuyunca ufak düzeltmeler farkettim :) mail atıyorum size.
  • 12 February 2010 at 13:10 Cahit Akın
    Şahane bir kariyer öyküsü daha. Sağ olun!
  • 12 February 2010 at 13:13 *sahika
    elinize sağlık Ebru hocam su gibi yazmışsınız:)
  • 12 February 2010 at 13:15 MugeCerman
    Ebru örtmenin ve İpegim ikinize de teşekkürler
  • 12 February 2010 at 13:16 sinemdonmez
    Ebrucum ellerine sağlık, çok motive edici olmuş akıcı olmasının yanı sıra :).
  • 12 February 2010 at 13:30 öte
    Özür dileyerek(niyeyse), "entellektüel" ve "miğde" yazan akademisyenlerin ezelden beri bir türlü kafalarımızın uymadığı bireyler olduklarını keşfettiğimi belirtmek istiyorum. "Miğde", "stoplazma" vb yazan bir biyolog yedi cihanı yese bitirse bana hükmü geçmez. Sözüm açıkça FF cömaatinedir. Bizim köyden selam olsun saray çevresine.
  • 12 February 2010 at 13:38 Ebru Baranseli
    öte, özür dilemene gerek yok gerçekten. kafaların uyması gerekmiyor ve zaten imkansız. iyi de böyle olması, çeşitlilik güzeldir ve de farklı kültürel kodlar (özür dileyerek yazıyorum varsa bu kelimeye de bi gıcığın) özeldir. bir de oturduğumuz pencere kenarından "diğerleri" ile ilgili ahkam kesmesek tadından yenmez. yok burada bir iktidar mücadelesi hüküm falan da öyle. herkes kendisini istediği gibi ifade edebilir/etmeli, herkes dilediği gibi yaşaya-bilmelidir. tahammül gerek sadece. :) not. yazım hataları için çok üzgünüm, okudukça yenilerini farkediyorum.
  • 12 February 2010 at 13:42 Ebru Baranseli
    bu arada ben teşekkür ederim :)
  • 12 February 2010 at 13:49 kadir
    Entellektüel değil, entelektüel.. lütfen..
  • 12 February 2010 at 13:52 öte
    Benim asıl derdim misyonunu çevirmen olarak belirlemiş bilim insanı DR Biyologların "miğde" sorunu. Sizinki vesile oldu cam kenarı, TV önü, anne dizi, baba ağzı, patron-hoca-koca altı koltuğumda bana. Şu alaturka, monofonik kültür bitse de gitsek diye bekliyorum. -"Çiçek organı, bitkinin aktüel olarak seksüel görüntüsüdür"(Genel biyoloji 2 ders notundan)- Harikulade, şahane. Bende bu tahammül varken epey uzun yaşarım.
  • 12 February 2010 at 13:58 Ebru Baranseli
    sözüm senin pencere pervazından çok herkesin kendi oturduğu yerden kımıldamadan ahkam kesme eğilimineydi. benim de zaman zaman yapıp sonradan farkettiğim. yoksa var herkesin takıntılı olduğu binlerce detay ve bu detaylara göre yargılama tembelliği. çok uykusuz olduğumdan sanırım şimdilik anlayışla karşılamak gerektiğini düşüyüroum.
  • 12 February 2010 at 14:23 Cahit Akın
    Yazım kurallarını yeterince bilmeyen romancılar tanıdım, hiçbiri bu yüzden gözümdeki değerini kaybetmiş falan değil. Böylesine şiddetli bir tepkinin, işinde kullandığı asıl araç kelimeler olmayan birinin kariyer hikâyesine dair feed altında yer almasını da, hayatını kelimelerle kazanan biri olarak ben anlamıyorum. Yol yordam bilmenin meziyet hâline geldiği bir hayatta, böylesine merhametsizce ahkâm serdetmenin eziyet hâline gelmesi kaçınılmaz. Basiret lütfen, şefkat lütfen, sükûnet lütfen!
  • 12 February 2010 at 14:27 Cahit Akın
    Yeri gelmişken, Ebru'nun hikâyesini şuraya da bağlamak istiyorum: http://www.gennaration.com.tr/soylesi/omer-durmaz_kavramsal-dusunmeden-ozgun-is-uretilemez/
  • 12 February 2010 at 14:44 Burak Yetgin
    Cahit Bey benim de hislerimi yazmış resmen. Ebru Hanım, siz de özellikle görsel sanatlar dalında doktora yapmış biri olarak, eleştiri hakkında bir iki şey söyleyebilirsiniz bence. Nasıl yapılmalı, yermekle arasındaki farklar nelerdir? gibi... Bu da önemli bir husus.
  • 12 February 2010 at 14:54 öte
    "Cam kenarında oturup, türkü söyleyip çalışkan ve nitelikli sataşıyorsunuz" biçiminde yapılmalı. Yöntem ortada bence. Uzatmaya gerek yok.
  • 12 February 2010 at 15:01 Burak Yetgin
    öyleyse daha iyi irdelemeniz dileğiyle...
  • 12 February 2010 at 15:18 Ebru Baranseli
    Burak Yetkin, öte'nin eleştirisindeki (bence) sorun -belli ki ben de net olarak anlatamamışım- tanımadığı ve bilmediği insanlar hakkında birkaç küçük referansla (kendi penceresinden) yargıda bulunması. bunun dışında "miğde" yazılmasına da sinir olabilir, bilmem hangi konuda feed açılmasına da. Kimse karışamaz. Üslup olarak da beni rahatsız etmedi eleştirisi. Bir de yermekle, eleştirmek arasında ancak kişisel fikrimi söyleyebilirim. Öte ile farklı düşünüyoruz bu da çok olağan bence :)
  • 12 February 2010 at 15:20 Ebru Baranseli
    Yazıyı okuyup beğendiyseniz çok memnun oldum :) parmağa bakmamak gerektiğini biliyorum, gösterdiğini kaçırıyoruz aksi takdirde.
  • 12 February 2010 at 20:38 ipek aral kişioğlu
    Yaklaşık 24 saattir internete bağlanamıyorum. Türk Telekom bizim bölgede sağolsun 18 saatlik bir bakıma girişmiş. Şu anda da iphone üzerinden geçici çözümle ff'e ulaştım. Sevgili Ebru Baranseli'nin yazısını istediğim gibi yayına alamadım. Üzgünüm.
  • 12 February 2010 at 20:42 ipek aral kişioğlu
    Ebru Baranseli'ye Kaynağım İnsan için hazırladığı yazısı için çok teşekkür ederim. Ben okurken büyük keyif aldım :)
  • 12 February 2010 at 21:26 Uğur Özmen
    Teşekkürler Ebru... Mesleğini sevmek ne demek onu anlattığın için. Bir de "parmağa bakmamak gerektiğini biliyorum, gösterdiğini kaçırıyoruz aksi takdirde..." cümlesi için.
  • 13 February 2010 at 12:55 Ebru Baranseli
    Ben çok teşekkür ederim. tekrar... :)
  • 13 February 2010 at 13:08 hayriye (elifin günlüğü)
    Kaynağım İnsan'a bence değer katan bir kategori oluşturuyor bu yazılar...Düşünene de değer katanlara da biz teşekkür edelim:)
  • 13 February 2010 at 16:43 ozantortop
    Hep söylüyorum, erken bitti okul bizim icin. :)
  • 13 February 2010 at 20:17 Ebru Baranseli
    ozan, sen iste yeter ki. mezun olmamışsın sayar, proje yaparız :)
  • 14 February 2010 at 12:37 Yalçın Pembecioğlu
    Ebru eline sağlık, çok güzel özetlemişsin onca zenginlikler içeren kariyerini. Ben bu tip; değişik noktalarda, değişik fırsatların değerlendirildiği hikayeleri, hedefe dümdüz giden hikayelerden daha motive edici buluyorum. Herkesin, senin gibi, yaptığı işi sevmesi ve onda senin gibi başarılı olmasını dilerim.

Yorum yap

Yorumunuz:*

Adınız:*

Eposta Adresiniz:*

Web Siteniz:

*   Doldurulması zorunlu alanlar.
** Email adresiniz yayınlanmayacaktır.




Yorumlar

RSS

4 yorum

    • MyAvatars 0.2
      Mesud dedi ki: - 12 Şubat 2010, 17:38

      Ebru Hocamızın ağzına sağlık, İstanbul’da yaşıyorum ve 10 adımda bir “3 ayda grafik tasarımcı olun” tarzı ilanlarla karşılaşmak mümkün, bizatihi grafik tasarımcı olmaya çalıştığımdan bu ilanları görünce tüylerim diken diken oluyor ama maalesef ki bu gibi insanlara ehemmiyet veren ve bu kurslardan çıkan öğrencilerinede iş veren az değil sanırım. Grafik tasarım gerçekten eğlenceli ve istikbali olan bir meslek. Ama Türkiye’de bazı taşlar oturmalı ve artık insanların Tasarımın ham maddesinin “Fikir” olduğunu anlaması gerekir.

    • MyAvatars 0.2
      ipek aral kişioğlu dedi ki: - 13 Şubat 2010, 00:35

      Sevgili Ebru Baranseli’ye hazırlamış olduğu güzel yazısı için çok teşekkür ederim, büyük keyifle okudum :D

    • MyAvatars 0.2
      Ebru Baranseli dedi ki: - 13 Şubat 2010, 14:53

      Mesud, seninle aynı rahatsızlıkları duyuyorum o ilanları gördükçe, diğer yandan böyle olmasının iyi yanları da var. Herkes tasarım yapabilir yanılgısının yanıtlarını birbirinin aynısı/taklidi işlerle dolu siber alemde görmek mümkün. Fikir malikanin lordu :) iyi fikir her zaman diğerleri arasından sıyrılacak. Bunu bilmek de çok keyifli. Yazıda anlatmak istediğim en önemli detaylardan birini yakalamış olmana da ayrıca çok sevindim.

    • MyAvatars 0.2
      Ebru Baranseli dedi ki: - 13 Şubat 2010, 15:24

      Bu arada sevgili İpek Aral Kişioğlu’na ben teşekkür ederim daveti için. Çok keyifli mesleğimle ilgili paylaşım yapmak.