
İnsan hayatının en sıkıntılı dönemlerinden biri de okul sonrası iş arama sürecidir. Hayatın, kitaplarda yazdığı gibi toz pembe olmadığını bu yaşlarda anlıyor insan. Kuşkusuz bu sıkıntılı süreci en iyi yönetmenin yolu; İnsan Kaynakları, Kariyer Yönetimi v.b. tarzı şirketlerden danışmanlık hizmeti almaktan geçer. Ama biliyoruz ki gençlerimizin çoğunda profesyonel yardım alma eğilimleri yoktur.
İş Arama Süreci denince aklıma takılan ilk şey, bitmek tükenmek bilmeyen mülakat’lardır. Adeta her biri yeni bir OSS sınavı gibidir.
“Acaba nasıl hazırlanmalıyım, nasıl giyinmeliyim??” gibi kafamızda bin bir telaşla birçok soru işareti belirir. Aslında bu telaş yersiz de değildir. Birçok araştırma şirketi, aranan nitelikleri taşımanın yanında; davranışsal, iletişimsel, öz bakım, giyim kuşam ve görünüş gibi faktörlerin de işe kabul edilme açısından belirleyici rol oynadıkları yönünde. Sonuçlara ulaşmışlardır.
Bana göre, bu surecin en hassas noktası aslında kendimizle ilgilidir. Bir iş görüşmesine giderken bence kendimize şu soruları sormalıyız:
Bu işi gerçekten istiyor muyum?
Bu iş, kariyer hedeflerimle ve ilgi duyduğum alanlarla örtüşüyor mu?
Bu işi neden istiyorum?
Ben bu pozisyona uygun biri miyim?
Aldığımız cevaplar bizi gerçekten tatmin ediyorsa doğru yoldayız demektir. Çünkü çalışma hayatımızdan biliyoruz ki; yaptığı işten memnun olmayan, mutsuz, binlerce insanla doludur iş ortamları. İşe girmek kadar, mutlu olabileceğimiz bir işte çalışmak da önemli. Dolayısıyla İş görüşmelerine giderken, her şeyden önce ne istediğimizi çok iyi bilmeliyiz.
Vakti zamanında, İnsan Kaynakları Asistanı olarak çalıştığım bir şirkette, sonucu itibariyle benim için ilginç ve bir o kadar da hayal kırıklığı yaratan bir mülakata şahit olmuştum.
Aday, niye bu şirkette çalışmak istediğine ve kendisinin bu pozisyon için adeta biçilmiş bir kaftan olduğuna dair şirketi ve kendini övücü bir sürü kalibreli cümleler kurdun sonra; Ben, “galiba gerçekten aradığımız kişi bu, üstelik çok bakımlı ve çok güzel! Acaba sevgilisi falan var mıdır??” diye düşünürken; görüşmenin sonunda sevgili müdürümün ağzından dökülen cümleler bütün hayallerimi yıkmıştı… “Evet, CV’niz ve hayalleriniz gerçekten etkileyici. Ama burası sizin hedeflerinizin çok altında, biz, sizin hayallerinizi karşılayamayız. Biz sadece, gece 24.00–08.00 arasında resepsiyon’a bakacak; yeteri kadar Fransızca ya da İngilizce bilen bir eleman arıyoruz. Siz daha iyi yerlerde çalışmayı hak ediyorsunuz.” diye güzel giyimli, bakımlı, alımlı bayanı kapıya kadar uğurladı. Hayallerimi de arkasından süpürerek…
Oysa Robert Half International adlı bir araştırma şirketi, yöneticilerin yüzde %91’i asistanlarının iş görüşmesi için bekleyen adaylar hakkındaki fikirlerine önem veriyor ve bunu seçme sürecinin bir parçası olarak gördüğü sonucuna ulaşmıştı bir araştırmasında. Ne yazık ki bizim müdür uçlarda olmayı seviyordu. Bırakın fikir danışmayı yüzüme bile bakmadı.
O an sevgili müdürümün tutumuna anlam veremesem de, zamanla haklı olabileceğine kanaat getirdim. O donanımda ki bir eleman, asla Gece Resepsiyonistliği gibi bir pozisyonda mutlu olamazdı.
Yazar: Nihat Solmaz / Mali İşler Müdürü
İlgili yazı bulunamadı
İlk, orta, lise öğrenimini T.E.D. Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünü bitirdi.
Arkadaşına Gönder
Enerji sektöründe çalışan biri olarak zevkle okudum. Enerji sektörünün de insan kaynaklarının ne denli kısıtlı olduğunu ve bunun nedenini ile ilgli harika tespitler yapılmış. Her iş emek ve sebat ister, özellikle enerji gibi özel sektörlerde. Kaleminize sağlık. [...]
Alp Canoğlu May 13thenfes tespitler yapılmış bu makale için teşekkürler ellerine sağlık..SERHAT ILIKKAN [...]
serhat ılıkkan May 13thEnerji alanına yönelecek yeni mühendis adaylarından biri olarak bu yazıyı okumak bana yön gösterdi teşekkürler. [...]
Ahmet Yerdelen May 13thSayın Müdürüm; Bilimde kullanılan yanlış bir ifadenin düzeltilmesi ve değişik ve doğru bakış açısından son derece güzel bir makale .Teşekkürler. [...]
Tuncay yerdelen May 13thson derece doğru bir tespit ve harika bir yazı ellerinize sağlık.yazılarınızın devamını dilerim saygılarımla [...]
kürşad May 13thsol: Türk tipi özgeçmiş – sağ: Amerikan tipi özgeçmiş Geçen günlerde üniversite öğrencileri bana, okullarına gelen bir İK Müdürü’nün “Bir sayfadan uzun özgeçmiş göndermeyin, detay yazmayın, okumaya vakdimiz yok,” dediğini söylediler. Nasıl yani? Bir İnsan Kaynakları profesyonelinin ana sorumluluklarından biri karşısına gelen her özgeçmişi, kaç sayfa olursa olsun okumaktır. Özgeçmiş adayın kendisini ifade ettiği pazarlama aracıdır ve [...]
İpek Aral Kişioğlu 28 Mart 2011“Bazen dünyadaki en kötü işe sahip olduğumu düşünüyorum! … ‘Ya..doğru!’ Kaynağım İnsan’a Google üzerinden gelen ziyaretçilerden biri şöyle yazmış: görev tanımı nasıl yapılır? Bilemiyorum tekrar bloga gelir mi aynı ziyaretçi ama ben yine de sorusuna hemen kısaca cevap vereyim istedim. Görev tanımını yapacağınız pozisyonda çalışan kişi veya pozisyon yeni açılmış ise o pozisyonu açan yöneticiyi karşınıza alırsınız. [...]
İpek Aral Kişioğlu 15 Ekim 20091998 yılında İnsan Kaynakları sektörüne adım atan ve halen İnsan Kaynakları ve Stratejik Yönetim Danışmanlığı yapan İpek Aral Kişioğlu ile, deneyimlerinden yola çıkarak ik profesyonelleri ve yöneticilerin engelli çalışanlara yaklaşımları, engellilerin iş gücü piyasasından neden etkin olmadıkları gibi bir çok önemli konuda sohbet ettik. Engelli istihdamında suçlu aramak yerine, sorumluluk almanın, mücadele etmenin ve başarı için beklemeden, [...]
İpek Aral Kişioğlu 18 Aralık 2009Özgeçmiş yazmak konusuna geçmişte iki önemli yazım olmakla beraber, konu üstünde sürekli şu dört cümleyi söze başlarken kurarım; 1. Özgeçmiş bir kişinin pazarlama enstrümanıdır. Aynen bir ürün ambalajı gibi, bünyesinde bazı başlıkları barındırması gerekmekle beraber, tümüyle kişisel özel bir üretimdir. 2. Özgeçmişin tasarımının kanun niteliğinde bir standartı yoktur. 3. Birey özgeçmişi ile kendisini ifade eder. Şekil itibariyle ve [...]
İpek Aral Kişioğlu 06 Ocak 2010Isaac Newton Galileo’nin öldüğü 1642 yılının yılbaşı günü Woolsthorpe-İngiltere’de doğmuş. Çocukluğunda makinalarla ilgili konularda çok yetenekliymiş ve ellerini çok iyi kullanabiliyormuş ancak akıllı bir çocuk olmasına rağman okulda pek dikkatli değilmiş. Bu nedenle annesi onu iyi bir çiftçi olabilmesi için okuldan almış. 18 yaşına geldiğinde Isaac annesini ikna ederek Cambridge Üniversitesine matematik ve fen bilimleri [...]
İpek Aral Kişioğlu 02 Kasım 2007



İşe alımlarda okul derecesi özellikle özgeçmiş elemesi aşamasında önemlidir. Okulunu iyi derece ile bitirmiş bir adayı özellikle çağırırız. Sonrasında ise mülakatın seyri belirler sonucu.
Örneğin benim son çalıştığım GM Türkiye’nin en iyi özel okullarından birini birincilikle bitirmiş, Tübitak ödüllü, ardından yine Türkiye’nin en iyi üniversitesinde Endüstri Mühendisliği derecesi almış ve ardından da işletme doktorasına kadar ilerlemiş, kafası bayağı çalışan bir profesyoneldi. Bütün hayatı birincilikle dolu bir insan. Üstelik de çok iyi bir satıcı. Kendisi aslen satış müdürüydü, ardından da genel müdürlüğe oturdu.
Bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Bir okulu derece ile bitirmek elbette belirli bir IQ göstergesidir ama bunun EQ ayağı da var. EQ ile taçlandırılmayan IQ bir noktaya kadar kişiyi taşır ama ilerisi gelmez.
Peki işe alımlarda okul derecesi ne kadar önemlidir?
Bir arkadaştan duymuştum: Şirketler, okulu ilk5′te veya ilk 10′da bitirenleri işe almıyorlarmış. Çünkü onlar afedersiniz “inek”tir ve sosyal yönden zayıftırlar diye. Acaba bu ne kadar doğru? Bir şehir efsanesi mi?
Recep bey, size zahmet olmaz ise bu soruyu ‘Soru/Cevap’ bölümüne de yazar mısınız? Ben de oradan cevap vereyim. Birçok insanın cevabını merak ettiği bir soru bu çünkü.
Nihat bey, güzel yazınız için teşekkürler. Bu arada yazınızın sonlarında “asistanlar” için yazdığınız araştırma sonuçları gerçeği yansıtıyor. Ben de mülakat öncesi adaya başvuru formunu doldurtan asistanımın görüşlerine çok önem veririm. Çünkü o benim nasıl insanlar isteğimi bilir, gelenin uygunluğunu tartabilir. Hatta adayın mülakata çağırılırken telefondaki görüşme şeklinin bile notunu özgeçmiş yanına düşmesini isterim : “İlgili”, “meraklı, sorgulayıcı”, umursamaz”, vs.