

Geçtiğimiz günlerde Geliştrend kurucu yazarı Ömer Ekinci “Vitrine değil, iklime gelen bir ekiple çalışın -Güzel bir hikaye-” başlıklı güzel bir yazı yayınladı (aşağıda linkten ulaşabilirsiniz) ve belki hiç düşünmediği şekilde bir “boş masa,dolu masa” tartışması başlattı. Ardından değerli hocamız Uğur Özmen konudan esinlenerek “Tabula Rasa=Boş Masa” yazısını yazdı. Eee, kambersiz düğün olmuyor, önemli bir konu, derhal ben de birkaç kelimemi eksik etmek istemedim.
Benim masamın üstü gün sonu itibariyle her zaman bomboş olur. Bu anlatımım sayesinde sevgili Ömer Ekinci’nin kaleme aldığı hikayedeki danışman tarafından kapının önüne konanlar listesinde ön sıralarda yer alıyorum. Kısacası ben söz konusu danışmanla hiç mi hiç anlaşamıyorum.
“Arkadaşını göster, sana kim olduğunu söyleyeyim”, “ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” gibi özlü sözler vardır hepimizin sık sık duyduğu. Acaba bu özlüler zincirine “bana çalışma masanı göster, sana kim olduğunu söyleyeyim” ifadesini de ekleyebilir miyiz? Cevabım belki … bazen …
Öncelikli olarak ben neden kendi masamı gün sonunda üstünde inler cinler dans etsin dercesine boşaltırım, onu söyleyeyim. Çünkü ertesi gün onun üstü öyle dağılacak ki, her akşam o dağınıklığı tasviye etmez isem, bir önceki günün dağınıklığı ile boğuşarak ne güne iyi başlayabilirim, ne de devamını verimli getirebilirim. Bu toplamaya özen göstermek çabası benim gün sonunda beş dakikamdan fazlasını almaz. Zaten iki ana büyük dosyam vardır. Bütün dağınık kağıt birikintilerini onların içine koyarım. Dosyalarımı da çekmeceye. Haftada bir de toplu temizlik yapmak sizin masanızın üstünün pırıl pırıl kalmasını sağlar. Belki “kadın” olduğum için bu düzen takibi diyelim ama iş hayatında seksist yargılarda bulunmak çok da sağlıklı değildir. Bana göre herkes masasını temiz ve boş tutabilir, tutmalıdır eğer yeterince organize çalışıyorsa, çalışabiliyorsa.Temizlik, düzen iş akışının tabir yerinde ise hammallığıdır. Bu hammallığı istikrarlı yapabilen insan sabırlıdır.
Bunun dışında elbet hiç iş yapmadığı için masası boş olanlar vardır. Ama bu durum onların suçu değildir. Elemandan önce amire bakmak gerekir. Devlet kadrolarında boş oturanlara dem vurulduğunda “evet” diyorum, “haklısınız”. Kadrolar dolacak, şişecek ki istihdam açığı kapanacak. Politikacı “başarılı” olacak, gelecek seçimler için oy toplayacak.
Benim iş hayatındaki masa düzeni takibimde belli başlı şu noktalar dikkatimi çeker; genelde kadınlar masalarını daha çok kişiselleştirirler. Çocuk, aile resimleri, minik biblolar, çiçek, böcek resimleri ile süslerler. Kendilerine adeta ikinci bir ev yaratırlar. Erkeklerde ise evli ve evcimen olanlar çocuklarının fotoğraflarını hemen bilgisayar başına koyarlar. Bekarlarınsa hayatlarında önemli bir rol oynayan hobileri var ise illa buna dair bir aksesuvar bulunur etrafta. Bütün bu dekorasyon çabalarının altında rahatlamak, optimizm arayışı vardır. Aynı kişiselleştirmeyi şirkette kendi kahve/çay kupasını kullananlar ve kullanmayanlar şeklinde de görebiliriz. Kendi kupasını getirenlerin bilinçaltında aslen duygusal bir yaklaşım, bağlanma, aidiyet arayışı vardır, diğerleri ise daha ben merkezlidir.
Sözün özü, ben şirketlerin insan kaynağını mümkün olduğunca özgür bırakmaları taraftarıyım. Günümüz iş hayatının en büyük problemi aşırı stres kaynaklı motivasyon düşüklüğüdür. Şirket sahipleri/yöneticileri kurumsal kimlik değerlerini organizasyonlarına yerleştirmeye çalışırken şekilden ziyade içeriğe önem vermelidir. Kıyafet/ofis/masa düzeni, doluluğunu değil, çalışanların kafalarının doluluğu veya boşluğunu takip etmelidirler. Birincisi, yani görsellik kolaycılıktır. İkincisi ise patron/yönetici için insan kaynağı için emek sarfetmesi demektir.
Lütfen sevgili patron/yöneticiler çalışanlarınızın ne yaptığını/yapmadığını masalarının üstünün ne halde olduğu yolu ile değil, onlarla performansları, beklentileri üzerine birebir diyaloğa girerek anlamaya çalışın.

İlgili yazı bulunamadı
İlk, orta, lise öğrenimini T.E.D. Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünü bitirdi.
Arkadaşına Gönder
Arda beyin yazısını büyük bir keyifle okudum.Kariyer sonu elbet bilinmiyor ancak şuana kadar olan aşamalar ve yazı dili gerçekten çok güzel... İnsan kaynaklarına gönülden bağlı kişiler tanıdıkça tarifsiz,tuhaf bir gülümseme ve mutluluk oluyor bende. Yazıyı bize ulaştırdığınız için teşekkür ederim ipek hanım:) [...]
Serhat Levent KAHYAOĞLU May 13thGökhan, haklısın, biraz fazla ara verdim. Bu hafta mutlaka çekip yayın alacağım.
[...]
Merhaba İpek hanım çiçeği burnunda İK adayı olarak tüm videolarınızı tekrar tekrar izliyorum. Sosyal medya ve İK konusunu çok önemsemekle beraber ileriki videolarınızda Yetkinlikler ile ilgili bir çalışma yapacakmısınız? Sevgi ve saygılarımla [...]
Gökhan Yilmaz May 13thÇok isabetli biir iş yapmışsınız. Hayat değişiyor ve insanın değişen şartlara göre kendini geliştirmesi, amaçlarını yenilemesi gereklidir. Tebrikler ve başarılar… [...]
Hasan Baltalar May 13thİrem hanım nefis bir yazı olmuş tebrik ederim. Ayrıca yazınızı bizimle paylaşan İpek hanıma da teşekkür ederim... [...]
gökhan yılmaz May 13thsol: Türk tipi özgeçmiş – sağ: Amerikan tipi özgeçmiş Geçen günlerde üniversite öğrencileri bana, okullarına gelen bir İK Müdürü’nün “Bir sayfadan uzun özgeçmiş göndermeyin, detay yazmayın, okumaya vakdimiz yok,” dediğini söylediler. Nasıl yani? Bir İnsan Kaynakları profesyonelinin ana sorumluluklarından biri karşısına gelen her özgeçmişi, kaç sayfa olursa olsun okumaktır. Özgeçmiş adayın kendisini ifade ettiği pazarlama aracıdır ve [...]
İpek Aral Kişioğlu 28 Mart 2011“Bazen dünyadaki en kötü işe sahip olduğumu düşünüyorum! … ‘Ya..doğru!’ Kaynağım İnsan’a Google üzerinden gelen ziyaretçilerden biri şöyle yazmış: görev tanımı nasıl yapılır? Bilemiyorum tekrar bloga gelir mi aynı ziyaretçi ama ben yine de sorusuna hemen kısaca cevap vereyim istedim. Görev tanımını yapacağınız pozisyonda çalışan kişi veya pozisyon yeni açılmış ise o pozisyonu açan yöneticiyi karşınıza alırsınız. [...]
İpek Aral Kişioğlu 15 Ekim 20091998 yılında İnsan Kaynakları sektörüne adım atan ve halen İnsan Kaynakları ve Stratejik Yönetim Danışmanlığı yapan İpek Aral Kişioğlu ile, deneyimlerinden yola çıkarak ik profesyonelleri ve yöneticilerin engelli çalışanlara yaklaşımları, engellilerin iş gücü piyasasından neden etkin olmadıkları gibi bir çok önemli konuda sohbet ettik. Engelli istihdamında suçlu aramak yerine, sorumluluk almanın, mücadele etmenin ve başarı için beklemeden, [...]
İpek Aral Kişioğlu 18 Aralık 2009Özgeçmiş yazmak konusuna geçmişte iki önemli yazım olmakla beraber, konu üstünde sürekli şu dört cümleyi söze başlarken kurarım; 1. Özgeçmiş bir kişinin pazarlama enstrümanıdır. Aynen bir ürün ambalajı gibi, bünyesinde bazı başlıkları barındırması gerekmekle beraber, tümüyle kişisel özel bir üretimdir. 2. Özgeçmişin tasarımının kanun niteliğinde bir standartı yoktur. 3. Birey özgeçmişi ile kendisini ifade eder. Şekil itibariyle ve [...]
İpek Aral Kişioğlu 06 Ocak 2010Isaac Newton Galileo’nin öldüğü 1642 yılının yılbaşı günü Woolsthorpe-İngiltere’de doğmuş. Çocukluğunda makinalarla ilgili konularda çok yetenekliymiş ve ellerini çok iyi kullanabiliyormuş ancak akıllı bir çocuk olmasına rağman okulda pek dikkatli değilmiş. Bu nedenle annesi onu iyi bir çiftçi olabilmesi için okuldan almış. 18 yaşına geldiğinde Isaac annesini ikna ederek Cambridge Üniversitesine matematik ve fen bilimleri [...]
İpek Aral Kişioğlu 02 Kasım 2007


Erkan, bu zatı muhterem(ler) seni görseler bırak masa vermek kapıdan içeri sokmazlardı canım … ayrı dünyaların insanlarınız
Diğer iki yazıyı da okudum
Nelerle uğraşıyor insanlar diye geçirdim içimden… Acaba bu zati muhteremler benim masamı görse neler derlerdi… Zira günü gününe tutmaz, bilgisayarım dahi masamda kalmaz, akşam çıkarken tutar elinden eve götürürüm
Acaba masadaki şarap ve bira şişelerine ne buyururlardı
Şahsen masasının üzerindeki inlerle cinlerden ziyade kafasındaki parlak fikirleri masasında dans ettiren insanlar olsa… Cümleyi dahi tamamlayamadım bu ihtiyacın ne kadar yüksek olduğu gerçeği ile yüzleşince
Hasretim ben böyle çalışanlara ve bu tür çalışanların türlü nedenlerle örselenmediği çalışma alanlarına…